Haberler :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Kutsal gizemler 2012

06 Aralık 2014 Bu içerik 1.034 kez okundu.

İnsanların önemli bir kısmına ilahi kitap hiç ulaşmadı, pek çoğu okuma bilmiyordu, çevresinde duyduklarından başka bir bilgisi yoktu, eğitim alamamıştı, fakirlik ve geçim sıkıntısı içinde çırpınıyordu. Fakat hepsinin bir ruhu, bir hayal gücü vardı. Gerçeği keşfetme arzusu ve kendisi için en mükemmel olanı, kâinatın en mükemmel şeyini bulma dürtüsü içinde idi. Sonsuza dek var olma ve güç ( dilediğini yapma ) arzusu, hem kendisinin hem de hemen her canlının benliğine yazılmış bir şifreydi.


“Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve öz benliklerinin içinde göstereceğiz. Ta ki, onun hak olduğu kendilerine ayan-beyan belli olsun. Kendisinin her şey üzerinde bir tanık oluşu, senin Rabbine yetmez mi?” (Fussilet, 53)


Gerçek, hayatın sırrı ya da Hak bilgisi... bu bilgi öyle olmalıydı ki bir çoban dahi bunu hiç kimseye sormadan bilebilsin ve hiçbir kitaba bakmaya ihtiyacı olmasın.



“Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” (MÜ'MİNÛN, 14) (Diyanet)


Bu ayette yaratanlar kelimesi ilgi çekicidir. Bizlere öğretilene göre yaratma gücüne sahip olan yalnız Allah'tı. Fakat Kuran'da Allah "yaratanlar" yani çoğul bir ifade kullanarak başka yaratabilen varlıklarında bulunduğuna işaret ediyor. Buna benzer bir anlatımı Allah kendisi için, verenlerin en hayırlısı, en merhametli gibi ifadelerde kullanmıştır. Yani merhamet, sevgi sahibi olmak gibi yaratmak da başka varlıklarda bulunabilen bir özellik. Fakat bu yaratmanın bizim anladığımız şekilde gerçekleşmediğini aşağıdaki ayet anlatıyor.



“Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.” (SÂFFÂT 96) (Diyanet)


Yani insanların yaptıkları binalar, heykeller, yollar, araçlar, cihazlar her şey Allah tarafından yaratılmaktadır. Peki, insan ne yapmaktadır? İşte insanın kendini bilme sürecinde ve pek çok zor sorunun cevabını vermesine götüren noktaya doğru yaklaşıyoruz.


Başta Allah vardı ve ondan başka hiçbir şey yoktu... Bu tüm dinlerin ortak buluşma noktasıdır ve bilim dünyası da “big bang” ile evrenin aslında yoktan tek bir noktada meydana gelen patlama ile oluştuğunu ispatladı. Yani ilk bakışta imkansız ve ütopik gibi görünen kutsal kitaplardaki yoktan var edilme iddiası bilim tarafından da kabullenilmek zorunda kalındı.


Kuran'da İhlâs suresinde Allah'ın hiçbir şey doğurmadığını ve herhangi bir şeyden doğmadığı bildirilmektedir. Doğurmak aslında şu manaya da gelir. Yani Allah bir varlıktı sonra kendinden bir şey yarattı ve kâinatta 2 varlık oldu. Hayır, bu Kuran'a göre doğru değildir. Çünkü Allah hiçbir şey doğurmamış, çıkarmamış, üretmemiş ve kendi mutlak vücudu ve varlığı dışında hiçbir şey var etmemiştir. Her şey yok olucudur. Yokluktan gelip yokluğa gider ve aslında Allah'ın varlığına nispetle hiçbir zaman var olmaz.


Hz. Ali, peygamberden bu ayetin tefsiri olarak Allah'tan başka hiçbir şeyin ezelde var olmadığını duyduğunda "şimdi de öyledir" diyerek bu durumun halen devam ettiğini bildirmiştir.


Yaratıcı ve evren arasındaki ilişkiyi anlamak için insan ve hayal gücü arasındaki ilişkiyi anlamak gerekir. Böylelikle insan içine yerleştirilen kelimesiz bilgilerle bir çoban dahi olsa evrenin sırrını ve neden var edildiğini görebilecektir. Tabi ki bunu düşünmek için zaman ayırır ve bir çocuk saflığı temizliği ile bunu düşünmek isterse.


Allah Nasıl Yaratır?



Araştırmacı Yazar ve Yönetmen Erdem Çetinkaya’nın “Kutsal Gizemler -I-” kitabından alıntıdır.

"O Rab ki, yeri sizin için döşek yaptı." (Bakara Suresi 22)

Tüm canlıları sıcak magma tabakası yani 4000 derece sıcaklığındaki lavlara karşı koruyarak, yaşama izin veren ve Kabuk ve Dış Manto tabakası olarak adlandırılan bu yapıları anlatan "döşek" tabiri ne kadar da uygun ve açıklayıcıdır. Kızgın bir top gibi olan dünyamız çevresine ancak yumurta kabuğu kalınlığında soğutularak döşenmiş yer kabuğu döşeği ile güven içinde yaşatılmaktadır.


"Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?" (Nebe Suresi, 6-7)


اَوْتَادًا evtada kelimesi kazıklar kelimesinin Arapçadaki çoğuludur. Kuran da kazıklı Firavun olarak da birkaç kez tekrar etmiş bir kelimedir. Dağlar için açıkça bu kelimenin kullanılması dağların görünmeyen ve kazık görevi köklerini ortaya çıkarmada muhteşem bir görüş gücünü ifade eder.

"The Earth" (Yeryüzü) Kitabının yazarı Frank Press, Bilimler Akademisi başkanıdır ve Amerika'nın eski başkanlarından Jimmy Carter'ın bilimsel konulardaki danışmanıdır. O, dağları, kökünün çoğu toprağın derinliklerinde olan çiviye (wedge like shape) benzetir. Dr. Press dağların fonksiyonlarını uzun uzadıya anlatır ve onların yerkabuğunu stabilize etmekteki önemli rollerine dikkat çeker. Bu bilgi Kuran'ın 14 asır önce verdiği bilgilerle tamamen aynıdır.
Dağların yerkabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisi izoztesi (isostasi) diye tanımlanır.

Lokman Suresi, 10;

"O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik."


Arapçada dağ kelimesi cebel'dir. Bazı meallerde revasiye kelimesi sabitlenmiş dağlar olarak çevrilir. Halbuki bu kelimenin manası Arapça sözlüklerde yüksek dağlar olarak gösterilir. ( Bkz. Dağarcık yayınları Türkçe Arapça Sözlük Sayfa 277 ) "Sarsmaması" dendiği için döşeğin üzerine kazık gibi çakılmış dağların sabitleyici ve sarsıntı azaltıcı özelliğine dikkat çekilmesi için sabit ifadesi eklenmiş olabilir. Kelimenin kökü köklü, sağlam, sabit olması bu cümleyi "yeryüzüne sarsmasın diye sabitleyiciler yerleştirdik" şeklinde çevrilmesine de neden olabilir. Ancak Arap halkı arasında bu kelime için geçmişte kullanılan tanımlama "ulu, yüksek dağlar manasındadır". A.F. Yavuz, H.B. Çantay, Y.N. Öztürk, Diyanet Vakfı, Elmalılı S2, S. Ateş gibi ünlü mealcilerin tamamı bu kelimeyi ulu dağlar ya da ağır baskılar, sabitleyiciler olarak çevirmişlerdir.

Dağlar için sarsıntı önleyici ve adeta döşeğe çakılmış kazık gibi yapılan bu tarifler bilimsel verilerle birebir uyuşur.

Kısa bir süre önceye kadar dağların sadece yeryüzünün yüzeyinde kalan yükseltiler olduğu düşünülmekteydi. Ancak bilim adamları yakın geçmişte dağların sadece yüzey yükseltileri olmadıklarını, dağ kökü adı verilen kısımları ile kimi zaman kendi boylarının 10–15 katı kadar yerin altına doğru uzandıklarını fark ettiler. Bu özellikleriyle dağlar, tıpkı bir kazığın döşeği sıkıca yere bağlamasına benzer bir role sahiptir. Örneğin; zirvesi yeryüzünden yaklaşık 9 km yukarıda olan Everest Dağı'nın 125 km'den fazla kökü vardır.. Üzerinde durduğumuz ince ve yumuşak yerkabuğu hızla dönen sıvı haldeki bir ateş topunun üzerine yaşama elverişli bir şekilde döşenmiştir.
Dağlar olmasaydı dünya dönerken neler olabilirdi?
Dünya'nın kendi ekseni çevresindeki dönüş hızının çok yüksek olmasından ötürü, yüzen plakalar eğer dağların sabitleştirici etkisi olmasaydı, hareket halinde olacaklardı. Böyle bir durumda yeryüzü üzerinde toprak birikmeyebilir, toprakta hiç su depolanmayabilir, hiçbir bitki filizlenmeyebilir, hiçbir yol, ev inşa edilemeyebilirdi; yani Dünya üzerinde hayat mümkün olmayabilirdi. Dağlar tıpkı çiviler gibi dizayn edilerek, yeryüzündeki hareketliliği ve depremleri büyük ölçüde engellerler. Bu durumda yeryüzünü döşek, dağları sarsıntı önleyen bir kazık ifadeleri şaşırtıcı derecede dosdoğru ve 1400 yıl önce bilinmesi kesinlikle imkânsızdı.

Ayrıca bilim, günümüzde kıtaların hareket ettiğini ispatlamıştır. Yani binlerce dağdan oluşmuş dev kütleler magma tabakası üzerinde binlerce yılda bir kaç metrede olsa hareket etmektedirler. Kıtaların bundan yüzlerce milyon yıl önceki şekli çok daha farklıydı. Görüntülerde yüzlerce dağdan oluşan dev kıtaların nasıl bulutlar gibi hareket ettiğini görüyorsunuz. Ayrıca dağların hareketinin bulutların hareketine benzetilmesi de, muhteşem bir benzetmedir. Dağlar gerçekten de bulutlar gibi zaman zaman yükselişe geçer ve bazen de altındaki kara parçası ile birlikte çöker. Böylece milyonlarca kat hızlandırılmış bir görüntüde araziyi bulutlar gibi dalgalanarak inip çıkan yükselip coşan aynı zamanda ileriye doğru dünyanın dönüş yönünde ekseriyetle ilerleyen bir arazi yapısı görecektik.


Neml Suresi, 88;

"Ve dağı görürsün, onu hareketsiz sanırsın. O, bulut gibi hareket eder. Her şeyi sağlam yapan Allah'ın yaratmasıdır. Muhakkak ki O, yaptıklarınızdan haberdardır."


Yani Dağlar kıtalarla birlikte son derece yavaşça sürüklenmekte bir yandan sürüklenişi yavaşlatmakta ve bulundukları çevreyi sarsıntılara karşı büyük oranda güçlendirmektedir.

Araştırmacı Yazar ve Yönetmen Erdem Çetinkaya’nın Kutsal Gizemler kitabından alıntıdır.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b