Ne nedir :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Foton nedir, Foton Enerjisi nedir, foton enerji kullanım alanı, foton kuşağı nedir ?

11 Aralık 2014 Bu içerik 19.433 kez okundu.

Foton nedir ?
Elektromanyetik adı verilen dalgaların toplam enerjisini meydana getiren enerji parçacıklarına, foton adı verilmektedir. Elektromanyetik dalgalar, kendisini bir noktadan başka bir noktaya taşırken bu taşıma işlemi foton şeklinde taşınmayla olmaktadır. Bu dalgaların uzaydaki hızı, ışık hızı ile aynıdır. Zaten elektromanyetik dalgalar ışık hızıyla birlikte ilerlerler.
Fotonlar bu dalgalarla birlikte taşınmaktadır. Foton enerji parçacığının durağan haldeki ağırlığı sıfıra eşittir. Fakat fotonlar kütlesi sıfır olmasına rağmen kütle çekiminden etkilenme özelliğine sahiptirler. Fotonların çevreye veya bir noktaya yayılımları dalgalar şeklinde meydana gelmektedir. Fotonlar, dalgalar halinde boşlukta yayılırken etkileşime dalgalar halinde giremezler. Etkileşime sadece parçacıklar halinde girebilirler. Foton enerji parçacığının enerjisi, fotonun frekansına bağlı olmaktadır.

Einstein’in İsmini Koyduğu Fotonlar
Tarihte foton enerji parçacığının geçmişi incelendiğinde, ışığın dalga mı yoksa parçacık mı olduğu, 19. yüzyılda tartışılmaktaydı. Bu tartışmalar, bilim adamlarının çalışmaları eşliğinde yürüyor ve çeşitli deneyler yapılıyordu. Bu dönemde, bilim adamları çeşitli kuramlara sahipti fakat bazı deney sonuçları bilim adamlarının kuramlarıyla eşleşmiyordu. İlerleyen dönemlerde ise Max Planck adlı bilim adamı, ışığın dalga boyu şeklinde değil de enerji parçacıkları halinde düşünülmesinin gerektiği kuramını ortaya attı. Bu kuram, aynı zamanda bilim adamına 1918 yılında Nobel Fizik Ödülünü de kazandırarak, bu konuda büyük ilerleme kaydedilmesini sağladı. Daha sonraki dönemde ünlü fizik ve bilim adamı Einstein, fotoelektrik etki denilen kuramını açıklamış ve ışığın parçacık yapıda olduğunu söylemiştir. Einstein, kuramında ışığı makineli tüfekten çıkarak ilerleyen kurşuna benzetmiş ve bu ışık parçacıklarına foton ismini vermiştir.

Fotonun ne olduğu anlaşıldıktan sonra, ışıkla ilgili bazı soru işaretleri günümüzde dahi çözülememiştir. Bunun nedeni ise, ışığın birtakım özellikleri fotonlarla birtakım özellikleri ise dalga boyuyla açıklanmaktadır. Burada çözülemeyen sorun ise, ışığın hangi durumlarda foton, hangi durumlarda dalga boyu şekline davranmasına karar verme yöntemidir. Buradaki nasıl sorusuna halen cevap aranmaktadır.

Fotonun 1900’lü yılların ortalarına doğru bulunmasına rağmen, foton enerji parçacıklarının görüntülenmesi ancak 2007 yılında gerçekleşmiştir. Bu yılda Fransız fizikçiler çok önemli bir iş gerçekleştirerek, fotonun görüntüsünü yakalamayı başarmışlardır. Fransız fizikçiler, bu olayı başarırken Albert Einstein’in bir sözünden yola çıkmışlar ve deneylerini bu söze yakın olarak gerçekleştirmişlerdir. Albert Einstein, ismini kendisinin verdiği fotonlar hakkında bir fotonu bir kutucuğa koyup tarttığında, fotonun o kutucukta olduğunu söylemiştir. Fransız bilim adamları bu söylem ışığında süper iletken yapıda aynalarla kaplanmış kutucukları kullanarak, bu deneyi gerçekleştirmişlerdir.

Foton enerji parçacıklarına, insan gözü oldukça duyarlı bir yapıda bulunmaktadır. Gözde yer alan retina, tek bir fotona bile tepki verme özelliğiyle bürünmüştür. Fakat göz tarafından fotonların algılanması tek foton tepkisiyle mümkün olmamaktadır. Göz, sadece 100 ms de 5 veya 9 enerji parçacığı gönderen sinyallerin algılanmasına izin verir.Bu işlem ise, gözde bulunan doğal filtreler aracılığıyla olmaktadır.Bu filtreler olmasaydı, ufacık bir ışıkta dahi, görüntü karmaşası yaşanırdı.
* * * *

Foton; yoğunlaşmış ışık enerji tanecikleri (paketi) olarak tanımlanır.
Işıma yapan bir madde enerjiyi kuantumlar şeklinde yayar.
Kuantum teorisine göre ışığın enerjisi kesiklidir. Herdeğeri alamaz ve çok küçük bölünemez bir enerjinin tam katları olur. En küçük bölünemeyen bu enerjiye kuantum denir.
Bir fotonun içindeki enerji kuantumu frekansı ile doğru orantılıdır. Bu orantıdaki sabit Max Planck tarafından bulunmuş ve planck sabiti adını almıştır.


* * ** * * * * ** * * *

Foton ışığın parçacık modeli için Einstein tarafından geliştirilen bir kavramdır. Einstein'e göre ışık durgun kütlesi sıfır olan enerji paketçikleri gibi davranan parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklara foton adı verilmiştir. Fotonlar boşlukta ışık hızıyla hareket eden, hareket ederken tıpkı bir dalga gibi frekansı ve dalga boyu olan, ve bu frekansa göre enerji taşıyan parçacıklardır. Bir fotonun enerjisinin bulunabilmesi için fotonun frekansının yada dalgaboyunun bilinmesi gerekir. Frekansı f, dalgaboyu λ olan ışığın enerjisini E, hızını c, Plank sabitini h ile gösterirsek; aşağıdaki denklemler geçerli olur. (Dalgalar ve fotoelektrik konularından hatırlayacaksınız.)
c=λ.f E=h.f=h.c/λ

Plank sabiti: h = 6,63.10-34 J.s dir. Burada plank sabiti joulexsaniye birimiyle ifade edilir. Yukarıdaki denklemde Enerjiyi (E) hesaplamak isterseniz, fotonun frekansını hertz (1/s) birimi cinsinden yazıp enerjiyi joule cinsinden bulursunuz. Fakat bulacağınız enerji çok küçük bir sayıyla ifade edilir. Çünkü joule birimi bir fotonun taşıyabileceği enerjiye göre çok büyük bir birimdir. Joule birimini başka enerji birimlerine çevirmek mümkündür. Fotonun taşıdığı enerji bulunurken genelde joule yerine elektronvolt (eV) enerji birimi kullanılır. (1 eV=1,6 .10-19 J). Bu çevirmeyi yapmak yerine Plank sabitini bu yeni birime göre yazabiliriz. Farklı bir birim ile Plank sabiti: h= 4,14.10-15 eV.s olur. Işığın dalga boyu kullanılırken metre birimi yerine, metrenin 10 milyarda biri olan angstrom (Å) birimi kullanılır.

E=hc/λ formülü dalga boyu bilinen bir fotonun enerjisini bulmak içindir. Bu formülde h ve c sabit sayılar olduğundan, h.c yerine h.c=12400 eV.Å değerini kullanabiliriz.

Soru:
Frekansı 6.1020 s-1 olan fotonun enerjisini eV ve joule cinsinden bulunuz.

Çözüm:
f=6.1020 s-1 verilmiş. E=? Enerji eV cinsinden sorulduğu için h= 4,14.10-15 eV.s değerini kullanmak bize eneriji eV cinsinden verektir.

E= h.f = 4,14.10-15 x 6.1020 =2,484.106 eV bulunur.

Enerjiyi joule cinsinden bulmak için h = 6,63.10-34 J.s değerini kullanmak gerekir.

E= h.f = h = 6,63.10-34 x 6.1020 =3,978.10-13 J bulunur.



Soru:
Dalga boyu 4000 Å olan fotonun enerjisi kaç eV tur?

Çözüm:
E=hc/λ = 12400/4000 = 3,1 eV


***************


Foton, Fizik biliminde elektromanyetik alanın kuantumu, Işığın temel "birimi" ve tüm elektromanyetik ışınların kalıbı olan temel parçacıktır. Foton ayrıca elektromanyetik kuvvet'in kuvvet taşıyıcısıdır. Bu kuvvetin etkileri hemmikroskobik ölçülerde, hem de makroskobik ölçülerde çok rahat bir şekilde gözlemlenebilir. Çünkü foton herhangi bir durağan kütleye sahip değildir ve bu durum uzak mesafelerde etkileşimlere izin vermektedir. Diğer bütün temel parçacıklar gibi foton da kuantum mekaniği ile yönetilir ve dalga parçacık ikiliği gösterir. Bu durum fotonun hem dalga hem de parçacık özelliği gösterdiğini gösterir. Örnek olarak herhangi bir foton bir mercektarafından kırılıma uğrayabilir veya dalga girişimi özelliği gösterebilirken ayrıca sayısal kütlesi ölçüldüğünde parçacık gibi davranabilir.

Fotonun modern kuramı Albert Einstein tarafından açıklanmıştır. Einstein'ın buna ihtiyaç duyma nedeni yaptığı gözlemlerin klasik ışığın dalga modeli ile tam olarak açıklanamamasıdır.



Fotonlar


Işığın parçacıklardan oluştuğu fikrini ilk kez Isaac Newton ortaya koydu. Sonraları ışığın dalgalardan oluştuğu düşüncesi yayıldı, ve rahatlardı; ta ki Max Planck bazı deneylerinde ışığın tanecikmiş gibi davrandığını farkedinceye dek. Işık sanki devamlı dalgalar değil de, enerji paketcikleri gibi geliyordu. Einstein ve Planck bu enerji paketlerini ışık quantumu veya foton olarak adlandırdılar. Fotonlar sanki birer parçacıklarmış gibi davranıyordu. Relativite (izafiyet) teorisine göre, bir parçacığın ışık hızında gidebilmesi için kütlesinin sıfıra eşit olması gerekiyordu! Demek ki ışığın enerjisi sadece kinetik enerjiydi; kütlesinden kaynaklanan hiçbir enerjisi yoktu. Einstein o güne dek açıklanamamış olan fotoelektrik olayını bu kavramla açıkladıktan sonra, bilim adamlarının ağzında yeniden 'ışık nedir?' sorusu gündeme gelmişti. Eğer ışık dediğimiz olgu parçacıklardan oluşuyorsa, frekans veya dalgaboyunun ne anlamı var acaba? Aslında sorulması gereken en iyi soru: "ışık gerçekten nedir?" Cevap: 'Hem dalga, hem parçacık Işığın bazı özellikleri sadece dalga olgusu (mantığı) ile açıklanırken (girişim veya kırınım gibi), bazı özellikleri ise sadece foton konsepti ile açıklanabiliyor (Fotoelektrik olay veya atomların enerji soğurması ve salması gibi).

"Foton nedir?" sorusuna cevap ararken, birçok değişik perspektiften bakan cevaba gerek vardır. En bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır; E=h x f, p=h/l ve E=pcbağıntılarına uyar; kütlesi sıfır olduğu halde, diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden bile etkilenir. >

:enerji miktarı
: Planck sabiti
: frekans

Tarihçe

19. yüzyılda en çok tartışılan konulardan biri, ışığın parçacık mı yoksa dalga mı olduğu sorusuydu. James Clerk Maxwell'in elektromanyetik kuramı ve Hertz'in deneylerinden sonra ışığın dalga olduğu kabul edilmeye başlandı. Ancak bazı deneyler ışığın dalga olduğu gözlemiyle uyuşmuyordu. Karacisim ışıması hakkında Rayleigh ile Jeans'in kurduğu teori bunun zirveye çıktığı yerlerden biriydi. Rayleigh ve Jeans dalga yaklaşımını kullanarak, belli bir sıcaklığa sahip bir cismin etrafa hangi dalga boyunda ne kadar ışıma yapacağını hesaplamaya çalıştılar. Buldukları sonuç, uzun dalga boylarında deneylerle uyumluydu ama düşük dalga boylarında çok büyük bir sapma gösteriyordu. Teorileri, dalga boyu küçüldükçe, yapılan ışımanın sonsuza gideceğini söylüyordu (bu yüzden buna morötesi felaketi denir). Daha sonra Max Planck, ışık dalga olarak değil de enerji paketçikleri olarak düşünülürse bu problemin aşılabileceğini farketti (bu, Max Planck'a 1918 Nobel Fizik Ödülü'nü kazandırmıştır). Daha sonra Arthur Compton tarafından açıklanan Compton saçılması olayı ve Albert Einstein'ın açıkladığı Fotoelektrik olay ışığın parçacık yapısını ortaya çıkardı. Fakat girişim ve kırınım deneyleri gibi başka deneyler de ancak ışığın dalga olduğu varsayıldığında açıklanabilmektedir. Şu anda kabul edilen ışığın ikili bir yapısı olduğu ve hem parçacık hem dalga özeliği gösterdiğidir (daha sonraki deneyler bütün maddelerin böyle olduğunu göstermiştir).

Fotonik kristaller

Yarı iletkenler olmasaydı modern dünya farklı olurdu gibi düşünüyoruz.Çünkü onlar olmadan ,bilgisayar çipleri,internet ya da transistörlü radyolar bile olmayacaktı.Yarı iletkenler,gündelik yaşantımızdaki yerlerini haketmiyor değiller.Çünkü onlar sayesinde ,elektrik akımları (dolayısıyla elektronların hareketi)üzerinde hızlı ve kesin kontrol sağlanıyor.Fakat kontrol edilen tek parçacık elektron olmayabilir.Fizikçiler aynı şekilde fotonlara da(ışığı oluşturan parçacıklar)aynı yöntemi uygulayabileceklerine inanıyorlar.Çünkü elektronlar için yarı iletkenler ne demekse ,fotonik kristal olarak adlandırılan malzemenin de fotonlar için aynı anlamı taşıdığına inanıyorlar.Şimdilik teorik olarak işe yarar görünen bu fikirin uygulanabilirliği araştırılıyor. Gerçekte uygulamaya yönelik olarak sorunların çözümü oldukça zor.Silikon,bulunabilirlik açısından kolay ve doğal bir malzemedir ama fotonik kristal,belli aralıktaki frekansları geçirmeyecek biçimde üretilmesi gereken karmaşık bir yapıya sahip.Ancak kristalin yapısında bir kusur olduğu anda oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. ‘Yasak’ frekanstaki ışık,kristalin kusurlu kesiminde sıkışıp kalıyor ve başka hiçbir yere hareket edemiyor.Bu şekilde hapsolmuş ışık,minyatür bir lazer ya da fotonik anahtar için bir başlangıç oluşturabilir.Kusurlu hattın oluşturduğu hat,ışığın bir cihazdan diğerine aktarılmasında net bir şekilde sonuç veren bir dalga kılavuzu işlevi görebilir. Peki yarı iletkenler ve onların optik benzerleri nasıl çalışıyor? Saf yarı-iletken kristalde,elektronlarda olmayan belli enerji aralıkları bulunmaktadır.Bu yasak bölge,band aralığı olarak tanımlanıyor.Band aralığından daha düşük seviyedeki tüm enerji durumları dolu bulunmaktadır.Elektronların madde etrafında devinebilmelerinin koşulu,farklı enerji seviyelerine geçiş yapmaları olduğundan,böyle bir durumda devinimleri ve dolayısıyla malzemenin iletkenliği kısıtlanmış olur.Yarı iletkene tekil atomik katkılar eklendiğinde,band aralığında yeni,lokalize enerji durumları oluşmaktadır.Bu durumlarda,elektronların kesin olarak ne zaman ve nerede devinebileceklerini tanımlamak yoluyla silikonun elektronik özelliklerini kontrol altında tutmak mümkün olabilir. Band aralığı elektronların sadece parçacık gibi değil,silikon atonları saçan dalgalar gibi davranmalarını nedeniyle oluşur.Atomlar,kristal örgünün bütün alanlarında düzenli bir yapıya sahiptir ve belli elektron enerjilerinde,elektron saçan dalgalar birbirlerini yok etmektedir.Bu da aynı enerji seviyesinde elektron bulunma olasılığını ortadan kaldırır.Farklı bir ifadeyle,elektronların sahip olabilecekleri enerjiler arasında farklılıklar vardır. İlke olarak aynı yönde devinen ışığı engelleyecek hiçbir şey yoktur.Ancak bunun işe yaraması için,fotonik kristalin periyodik örgüsünün boyutlarının ışığın dalgaboyuyla orantılı olması gerekir.Modern optik iletişim sistemleri 1.3 ve 1.5 mikrometredeki kızılaltına yakın dalgaboylarında işlevselliğiyle ele alınır.Yani örgü bu dalga boylarında,hemen hemen 0.5 mikrometrelik bir alana gereksinim duymaktadır;bu da,sıradan kristallerin örgü alanından binlerce kez daha fazla olduğunu gösterir.Bu rakam,atom veya moleküllerde kıyaslandığında çok büyük olsa da,ortalama insan saçı çapının yaklaşık olarak yüzde biri kadardır.Hatta,çip yapımcıları tarafından geliştirilen litograf teknikleriyle bile bu kadar küçük ölçekte,3 boyutlu olarak bir yapı oluşturmak gerçekten zordur.Bu işi olduğundan daha kolay bir hale getirmek amacıyla,dalgaboyları 1 cm civarında olan mikrodalgalar için ilk fotonik kristaller oluşturmak için çalışmalar yapılıyor.Mikrodalgalarla çalışan fotonik bir kristalin de,milimetrelerle ölçülebilen bir örgüsü olmalı diye düşünüyoruz. İlk olarak fotonik kristali New Jersey’deki telekomünikasyon araştırma şirketinde çalışmakta olan Eli Yablonovitch 1991 yılında oluşturmayı başarmış.Yablonovitch akla gelebilecek en basit yöntemle bunu yapmayı başarmıştı.Stycast-12 olarak bilinen ticari bir malzemeden alınan katı haldeki bir levhayla çalışmalarına başlayan Yablonovitch,blokun üst yüzeyinde 3 grup uzun ve eğimli delik açmak için sıradan bir matkap kullandı.Stycast-12’nin seçilmesinin sebebi olarak mikrodalgalara geçirgen olmasıydı.Yüzeyin altına 3 boyutlu olarak açılan delikler,periyodik ve karmaşık bir desen,yani fotonik kristal yapısı oluşturarak kesişir.Yanlızca delikleri açmak bile,maddeyi,mikrodalgaları yansıtabilecek harika bir ayna haline getirir. Axel Scherer ile birlikte çalışan Yablonovitch,şu sıralar,oluşan yapının büyüklüğünü mikrometre düzeyine indirgemeye çalışmak için çalışmalar yapıyor.Küçük delikler açmak için katı maddelerde kullanılabilecek çeşitli litografi ve oyma teknikleri var.Ancak,hedeflenen çap küçüldükçe,onu kontrol etmekte bir o kadar zorlaşmaktadır;özellikle de birkaç mikrometreden biraz derin delikler açmak gerekiyorsa…Geçtiğimiz yaz Girit’te yapılan bilimsel toplantıda Yablonovitch,çalışma ekibinin,galyum arsenid levhasının üst katmanlarından birkaçına mikrometrelik delikler açmayı başardığını söylemişti.Şu anda da,bütün bir yapı oluşturabilmek için kullandıkları yöntem üzerinde iyileştirmeye yönelik çalışmalar yapıyorlar.

Fotonun momentumu

Işık hızında ilerleyen bir taneciğin momentumu:



Bir taneciğin enerjisi (Einstein formülü):



Bir fotonun enerjisi (Planck formülü):



Foton da bir tanecik olduduğu için:



O halde; Fotonun momentumu:



Burada;

: Planck sabiti=, J·s biriminde,
: taneciğin dalga boyu, metre birimindedir.

Kaynakça

^ Ayar ve Higgs bozonları için resmi parçacık tablosu Erişim 24 Ekim 2006
^ BİLİM TEKNİK CİLT-29 SAYI-338 OCAK 1996 MALT BASIM YAYIN A.Ş
^ İngilizce Vikipedi'deki Planck constant sayfasının 26 Ocak 2012 tarihindeki sürümü
^ Basit İngilizce Vikipedi'deki (simple.wikipedia.org) Planck constant sayfasının 25 Ocak 2012 tarihindeki sürümü

*******************************************




Sevgi, Foton Enerjisi Gibidir
İnsanı kendi içinde bir radyo istasyonuna benzetirsek, elektrik enerjisinde saklı olan egosunu görebiliriz. Bu radyo istasyonunun içinde teybe kaydedilmiş olanlara benzer bilgiler yer almakta ve bu da insana yetmektedir. Ancak bağlanabilirlik özelliğinin aktif olması için, üzerindeki ‘açma’ tuşunun anahtarıyla oynanması gerekir. Aksi halde insan, içindeki mevcut bilgilerle yaşadığında bir hesap makinesinin sınırlarında yaşamış olacaktır. Fakat içinde televizyon kartı da bulunan bir bilgisayarımız olduğunda; internete bağlanmak bir yana dünyadaki diğer kanalları da izleyeceğimiz bir güce kavuşuruz.

Hayvanlar, insanlardan farklı olarak tıpkı bir radyo ya da teyp gibi, elektrik olduğu sürece çalışan ve içine kaydedilmiş bilgileri kullanan bir yapıdadır; yeyip içerler, cinselliklerini yaşarlar ve temel ihtiyaçlarını karşılarlar. Ama evrendeki bilgiyi alabilecek bir FM bantları yoktur. Oysa insan, megahertz üzerinden gelen titreşimle RF, Radyo Frekansı dalgaları ile ilahi radyoya bağlanır. Bu bağı oluşturan sevgidir. Sevgi gönlün enerjisi, kalbin özüdür. Buradaki kalpten kasıt, bir uzuvdan öte gönül boyutudur. Tıpkı foton ışınları gibi…

Elektronlar, kütlesi olan ışınlardır ve elektrik bu ışınlardan üretilir. Fotonlar da ışık benzeri her tarafa yayılabilen kütlesiz ışınlardır. Sevgi, foton enerjisinden oluşmuş gibidir. Hatta son yıllarda ışık hızından daha hızlı bir enerji parçacığından söz edilmekte ve ismine ‘psikon’denilmektedir. Vücudumuzdaki elektrik devrelerini çalıştıran elektron özellikli bir enerjiyken; sevgi, foton özellikli kütlesiz bir enerjidir. Kalp ise bir ‘baz istasyonu’ gibi vericilerle bağlantı kurar. İçindeki duyguları ve fikirleri gönderir; yahut dışarıdan gelen bilgileri alır. Bu özelliği ile uyduya çıkma imkanı doğar.

Hayvanlar sadece elektronik bir alete benzerken; insan bilinçli belleği olan, elektromanyetik bir cihaz gibidir. Çünkü hayvanlar içlerindeki programa birebir uysalar da, onlarla ‘online’ bağlantı kuramazlar. Zira onların yaratılışları ancak bu kadarına izin vermiştir. Yaratılışın sınırlı tutulduğu yerde, gelişim de yavaştır. Oysa imkanlar verildiği ölçüde, programın içi doldurulur, geliştirilir ve iyi yolda kullanılırsa, sistemin iyi tarafları ön plana çıkar.

İnsanda biri sabit biri değişken olmak üzere iki program vardır. Hayvanlarda ve diğer canlılarda geliştirilme özelliği bulunan ikinci bir programdan söz edilemez. İnsanın ayrıcalığı, beyninde doğuştan var olan işletim sistemindeki bu programın, yüklenebilir halde bulunmasıdır. Bu durum diğer canlıların yoksun oldukları, kabiliyetleri ve sınırları çok geniş bir işletim sisteminin, insan beyninde mevcut olduğuna işarettir.

İnsanın yeteneklerini keşfederek kendini geliştirmeye çalışması, onun Yaratıcı ile muhatap olma melekesini ilerletir. Zaten insanı insan yapan özelliklerin başında; kendisini, hayatı, yaratılanları sorgulayabilme ve cevaba ulaşma özelliği vardır. Mesela, psikiyatri alanında çalışan hekimler olarak beyindeki hücreleri birbirine bağlayan elektronik devreleri inceleyip, bu devrelerdeki arızaları düzeltmeye uğraşırken; insandaki sabit programın varlığı ve buna yeni programlar ekleme özelliğimizin olduğu gerçeğiyle tekrar tekrar karşılaşmamız söz konusudur. ‘İnsan bilgisayarına neden ruh programı yüklenmiştir ve daha da önemlisi ruhu yükleyen dış güç kimdir?’ sorusu, İlahiyat alanının cevaplayacağı bir sorudur. Pozitif bilimler ise, ‘mevcut işleyişin nasıl vücuda geldiğini ve ne şekilde çalıştığını’ izlemeye yoğunlaşır.

Nevzat Tarhan






Bitki aydınlatma

Bitki aydınlatma teknolojisi günümüzde tarım teknolojisinin gelişmesi ile büyük önem kazanmıştır. Bu teknolojik gelişim ise her geçen gün yeni ihtiyaçlara çare olacak gelişimlerin kapısını açmaktadır. Bu nedenle sera veya kapalı ortam bitki aydınlatmasında kullanılan ürünlerinin seçiminde bir çok faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Işık ile ilgili bazı terimlerin kısa açıklamalarından bahsettikten sonra kısa bir özetle bu faktörlerin neden önemli olduklarını anlatacağız.

• Işıkta Dalga boyu Nedir? (Wavelength)

Dalga boyu yunan alfabesinde bulunan Lamda (λ) simgesiyle gösterilir. Bu terim, ışık dalgalarında oluşan ardışık dalgaların tepe noktaları arasındaki mesafeyi ifade eder. Dalga boyu, nanometre (nm) ölçü birimi ile ifade edilir. Örneğin: 660nm Kırmızı

* * * * * *

Güneş Enerjisi kullanım alanları

1. Güneş Enerjisi Teknolojileri

Güneş ışınlarından yararlanmak için pek çok teknoloji geliştirilmiştir. Bu teknolojilerin bir kısmı güneş enerjisini ışık ya da ısı enerjisi şeklinde direk olarak kullanırken, diğer teknolojiler güneş enerjisinden elektrik elde etmek şeklinde kullanılmaktadır.

2. Güneş Enerjili Isıtma Sistemleri
Güneş enerjili sıcak su sistemleri, suyu ısıtmak için güneşe ışınlarından yararlanır. Bu sistemler evsel gereçler için kullanılır

3. Mimaride Güneş Enerjisi
Güneş enerjisinden yararlanan tasarımlar, çok az daha ilave enerji kullanmak suretiyle, konfor sıcaklığı ve ışık seviyesinin elde edilmesini hedefler. Bunlar pasif güneş enerjisinde olduğu gibi soğuk ortamlarda daha fazla güneş ışığı ile sıcak su elde edilmesi şeklinde ya da aktif güneş enerjisinde olduğu gibi, pompa ve fanlar kullanarak, sıcak ve soğuk havanın (ya da sıvının) yönlendirilmesi şeklinde de olabilir. Seralar da bir çeşit güneş mimarisi örneği sayılabilir.

4. Güneş Işığı ile Aydınlatma
İç mekanlar gün içerisinde ışık tüpleri ile aydınlatılabilirler. Örneğin ışık tüpleri, çatıya yerleştirilmiş güneş ışınlarını toplayacı bir çanağa bağlanarak, iç mekanlarda aydınlatma kaynaklı enerji giderlerini azaltarak, daha doğal bir aydınlatma yaratabilirler.

5. Isıl Güneş Enerjisinden Elektrik Üreten Enerji Santralleri
Isıl güneş enerjisi sistemleri, yaygın olarak, bir ısı eşanjörünü yüksek sıcaklıklara kadar ısıtarak, elde edilen ısının elektrik enerjisine dönüştürülmesi şeklinde kullanılırlar.

6. Enerji Kuleleri
Enerji kuleleri bir ağ şeklinde yerleştirilmiş, çok sayıda düz ve hareketli yansıtıcıların (heliostatların) güneş ışınlarını kule üzerindeki bir toplayıcıya yönlendirmesi şeklinde çalışırlar. Yoğunlaştırılmış güneş ışığı sayesinde, kule üzerinde biriken yüksek ısı daha sonra kullanılmak üzere başka bir maddeye transfer edilir.

* * * * * * *


‘’foton’’ ürünleri ekolojik midir?

Foton, yapısı nedeniyle üzerinde bakteri barındırmaz. Bu nedenle hastaneler dâhil hijyenin çok önemli olduğu yerlerde ideal çözümdür.

Açık hava koşullarına dayanıklı mıdır?

Foton, açık hava koşullarına mükemmel dayanıklıdır.. Kimyasallar, tuz, güneş, fırtına gibi özel koşullar dahil, asgari 25 yıl dayanır. Foton, ve BLACK BOX’ lar IP 67 standartlarında imal edilirler.

Temizliği kolay mı dır ?

Evet ! Her türlü temizleyici, su, sabun, deterjan gibi temizleyicilerle kolaylıkla temizlenir. Üzerlerinde boya, leke oluşması durumunda, solvent kullanılabilir.

Darbelere karşı direnci nasıldır? Yanıcı mıdır?

Ahşaptan 100 kat daha dayanıklı ve dirençli olup, ROCKWELL sertliği ( Kaya Sertliği ) 96’dır. ‘’foton’’, UL94 yanmazlık sınıfı, olup, HB < 10 mm/dak. bir üründür, aditif madde katkılıdır. Alevlenmeye ve parlamaya karşı dirençlidir.

foton banklar çakı ve benzeri bir kesici ile çizilirse eski yüzeyli olur mu?

Foton bank’ın yüzeyi bakır sertliğinde olup, kolay kolay çizilmez. Ancak çizilmesi veya kesici bir alet ile kesilmesi durumunda servis ekibimiz özel malzemesi ile foton’u tekrar eski görünümüne kavuşturabilir.

Elektrik Çarpma tehlikesi var mı dır?

Hayır. ! Doğru gerilimle, 12 volt gerilimle beslenir. Bu gerilim ışığın ‘’ foton ‘’ enerjisi ile elde edilmekte olup, gerekirse konvansiyonel sistemle de elde edilir. ‘’Black Box ‘’ lar topraktan izoleli olup, toprak ile teması yoktur. Bu nedenle ‘’ foton ‘’ ve aksesuarları her türlü ıslak zeminde kullanılabilir.

Üzerinde Oturan İnsanlara Magnetik alan etkisi yapar mı?

Hayır! Doğru gerilimle çalıştığı için magnetik döner alan oluşturmaz. Cep telefonu ve benzerleri gibi telsiz dalgaları oluşturmaz.

Üzerinde oturanı ısıtır mı? Ne kadar ısıtır?

Yapılan deneylerde, foton içinde üretilen ısı enerjisi kaybedilen ısı enerjisinden daha az olduğu tespit edilmiştir. Dolayısı ile sürekli, güneş altında kalması durumunda dahi, çalıştığında ısınma yapmaz.

Fotovoltaik ne demektir? Fototerapi ile bir ilgisi var mı?

Foton, patent li bir ürün olup, ışığın enerjisi ile beslenir, buna fotovoltaik adı verilmiştir.

Fototerapi ise bir tıp terimidir çok kısa dalga boylu ışın ile hasta tedavisi yapılmaktadır.

Gelecek için planlanan ‘’ foton – UV ‘’ modeli yardımı ile hastaların ses ve ışık birliğinde iyileştirilmesi mümkün görülmektedir.

Foton’un fotovoltaik olması ne işe yarar?

Elektriğin olmadığı, park, plaj, sahiller, piknik alanları, göl kenarları, golf alanları gibi bölgelerde kabloya gerek olmadan ( put & play ) çalışır. Foton, ülkemizin temiz enerji politikasını destekler.

Maliyet açısından, 12 volt DC ile besleme modelini tercih etsek?

Foton, enerji tüketimi açısından son derece ekonomiktir. Standart modeller ortalama 15 watt

Enerji harcamalarına rağmen, verdikleri ışık park aydınlatması için yeterlidir.

O halde ‘’ foton ‘’ kullanılan yerlerde ayrıca elektrik aydınlatma direğine gerek olmadığı sonucu mu çıkıyor?

Evet! Kesinlikle öyledir. ‘’ foton ‘’ için ödenen bedel bu yolla geri alınmış olmakla birlikte, tüketilen elektrik enerjisinden de % 80 oranında tasarruf edilir. Ayrıca aydınlatma direği olan yerlerde direklerin tamamının veya bir kısmının sökülüp yerlerine foton bankın bağlanması ile kablo döşemeye gerek kalmaz.

‘’ foton ‘’ kaç adet arka arkaya bağlanabilir. ?

Bu konuda limit yoktur. İstenilen sayıda kullanılabilir.

İstenildiğinde özel modeller üretilebilir mi?

Evet! foton ‘un yapısına uygun olmak koşulu ile istenilen model ve sayıda tasarım yapılabilir.

Birleşik mekân çözümleri hazırlanır, fiyatlandırılır ve müşterinin beğenisine sunulur. Projenin onaylanması ile birlikte, teslim zamanı belirlenir, anlaşma ile birlikte üretim başlar.

Havanın sürekli kapalı olması durumunda ve güneş yok ise ne olacak?

Güneşin yokluğu ile zaten dünyada hayat durur. Güneş yok olmaz, bu nedenle gün ışığı daima vardır. Foton ışık enerjisi ile çalışır. Gecenin bitmesi ve günün ağarması ile enerji üretimi başlar. Foton üzerinde bulunan bir çift mavi gösterge şarjın başladığını simgeler. Gün ışığının azalıp geceye dönülmesi ile birlikte ‘’ foton bank ‘’devreye girer ve ışığını çevreye yaymaya başlar. Devinim süreklidir.

foton banklar çakı ve benzeri bir kesici ile çizilirse eski yüzeyli olur mu?

Foton bank’ın yüzeyi bakır sertliğinde olup, kolay kolay çizilmez. Ancak çizilmesi veya kesici bir alet ile kesilmesi durumunda servis ekibimiz özel malzemesi ile foton’u tekrar eski görünümüne kavuşturabilir.

foton’ un kullanma ömrü ne kadardır?

Hasarsız olarak kullanılması durumunda fotovoltaik sistem ömrü, 25 yıl ve üzeri, ışık sisteminin 100.000 saat dir.

fotovoltaik ( SOLO PV ) modelleri istenildiğinde şebeke şarjlı yapılabilir mi?

Evet! Genellikle, ‘’ battery charger ‘’ ile donatılmış olarak teslim edilmektedir.


**********************

FOTON KUŞAĞI


Foton Kuşağı nedir?

Son yıllarda adını sıkça duyar olduğumuz bu olgu gerçekmi yoksa bir aldatmacadan mı ibaret?..
Bu makalede Foton Kuşağı’nın tanımı, gerçekliği halinde olası etkileri ile her iki görüşe ait düşünceler ve karşılaştırmalar yer almaktadır.
Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret. Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı’nın değişimi ve Foton Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz.Edmun Halley tarafından keşfedildi

Keşif, ingiliz astronom Sir Edmund Halley’in (1656-1742) günlerinde başlayan Pleiades çalışmalarıyla başladı. Halley, bu yıldız grubundaki 3 yıldızın Yunanlılar tarafından belirtilen yıldızlar arasında bulunmadığını ortaya çıkardı. Yunan astronomlar ya da Halley yanılmış olabilir miydi? 1991 yılında yayınlanan bir makalede sunulan diagrama göre 6 yıldız; Merope, Atlas, Teygeta, Electra, Coeleno ve güneşimiz Pleiades’in bir yıldızı olan Alcyone’nin yörüngesindeler.Daha sonra Halley şu sonuca vardı: Pleiades takımı belli bir hareket sistemiyle ilerliyordu. Bu tez, Frederick Wilhelm tarafından onaylandı. Pleiades, her yüzyıl için 5.5 saniye kesin bir hareketle döngüsüne devam ediyordu.



Altı gün içinde Dünya’nın tamamen değişeceği iddia ediliyor

Foton Kuşağının merkez alanına girilmesiyle birlikte yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler ise şu şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda:

1. gün: 21 Aralık 2012’de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş’in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu).
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.

5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).




Foton Kuşağı etkisine ilk kez Atlantis devrinde girildiği sanılıyor

Kuşağın başlangıç noktası, küçük bir atom parçası ve onun yörüngesinde olan bir grup elektrondan ibaret. İngiliz fizikçi Paul Adrian Maurice Dirac, her bir partikül için bir anti-partikül bulunduğunu öne sürmüştü. 1932’de Carl David Anderson bu anti-partikülü buldu ve ona “positron” adını verdi. 1956’da anti-proton ve anti-nötron keşfedildi. Bir anti-partkül şekillendiğinde, sıradan bir partiküller evreninde meydana gelir ve bu, bir elektronla buluşup çarpışmasından önce bir anlıktır. Bu çiftin toplam kütlesi “Foton” formunda enerjiye dönüşür. Bu yeni ve önceden görülmemiş bir enerji kaynağı gücü sunar.

1961 yılında uydu kaynaklı araçlar tarafından bir foton kuşağı keşfedildi. Bu kuşağın gezegenimizden 400 ışık yılı uzakta olduğu açıklandı. Astronom Jose Comas Sola yedi yıldızlı Pleiades takımı üzerinde özel bir çalışma yaptı ve bir sistem oluşturduklarını keşfetti, ki bizim güneşimiz ve daha pek çok yıldız da bu sistemin parçalarıydılar ve her biri kendi gezegensel sistemlerine sahipti. Güneşimiz bu sistem yörüngesini 24.000 yılda tamamlıyor. Bu 24.000 yıl iki bölümde alınıyor; 10.000 yılı karanlık (ya da Galaktik Gece), 2000 yıl ise Foton Kuşağı’nın ışığında geçirildiği sanılıyor. Ve bazı bilim adamları tarafından, bulunduğumuz dönemin ışık bölgesine geçiş olduğu tahmin edilmekte. Tahmin edildiğine göre böyle bir olay dünyanın oluşumundan beri bir kez deneyimlendi ve bu tarihin de Atlantis devrine rastladığı öne sürülüyor.

Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi içermekte. İlki, “Null Zone” (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak.


2012’de Işık devrine geçiş yapılacağı söyleniyor

Foton Kuşağı, Dünya ile çarpışmak üzere olan yoğun bir foton(ışık parçacıkları) enerji bandı olarak rapor ediliyor. Ulaştığında 5 günlük bir karanlık, elektriksizlik, yoğun ufo inişleri, insanlık için psişik yeteneklerin ortaya çıkması, insan bedeninde oluşan değişimler (transformasyonlar) ve daha pek çok değişim beklenmekte. Şu anda karanlık dönemin sonunda olduğumuz ve bu dönemin 2012’de son bularak 2000 yıllık “ışık” devrine geçiş yapılacağı söyleniyor. Yıldız aktivasyonu güneş sistemimizin Pleiades (Alcyone yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile başlayacak. Yaşanılacağı tahmin edilen en büyük deneyim ise, bu kuşağa girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz. Bu sıçrayış elbette ki beraberinde bir çok farklılık ve mutasyonlar getirecek. Şimdiden deneyimlediğimiz olaylar da aslında bu sıçrayışı doğrular nitelikte: ciddi iklim değişiklikleri, kıta transferleri, v.s. Ayrıca bu kuşağa girildiğinde bilinçlilik boyutlarının her birine geçiş imkanına sahip olacağımız tahmin ediliyor. Şu anda küresel bilinç değişiminin sonuçlarını da birebir deneyimliyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran savaş ortamı, toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen olumsuzlukların da bu geçiş döneminde, ya da “null zone”da bulunmamızdan dolayı olduğunu düşünebiliriz.

Bütün canlılardaki değişim

Yaşadığımız bu dönem ve beklenen değişimler kutsal kitaplarda, mitolojide ve bilim adamları tarafından da ayrıntılı şekilde incelenmişti. Raporlara göre, Foton Kuşağı’na girildiğinde, gökyüzü ateş gibi gözükecek, ancak soğuk olacak. Bu değişim ve yansımalar elbette ki içine girilen kuşağın etkileriyle birlikte ortaya çıkan kimyevi değişimler ve tranformasyonların sonucunda kendilerini açığa çıkaracaklardır. Kuşağa ilk önce güneşimizin girmesi halinde ani bir karanlığın olması da söz konusu, ki bu sürenin 110 saat kadar sürmesi tahmin ediliyor. Güneşsel radyasyon ve Foton Kuşağı’nın arasındaki etkileşim gökyüzünün yıldızlarla dolu gibi gözükmesine neden olacak. Dünya bu kuşağa girdikçe tüm moleküller uyarılmış olacak ve atomlar mutasyona uğrayacaklar. Bu duruma bağlı olarak fiziksel yapılarda (insanla birlikte hayvan ve bitki aleminde de) farklılıkların meydana gelmesi bekleniyor tabii ki.

Null Zone ve Schumann Rezonansı

Bu kuşağa girmeden önce, yani bu zamanda, “Null Zone” (sıfır bölgesi) denilen zaman deneyimlenmekte. Bu dönem boyunca sismik aktivite ve volkanik hareketlenme görülüyor. Ayrıca iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak şiddetli tayfunlar, fırtınalar ve hortumlar gözlemleniyor. “Null Zone”, bir başka deyişle, madde ve madde olmayan bütün partiküllerin yok edildiği yer. Oluşacağı beklenen bu foton etkisi çok önemli, zira bize yeni bir enerji kaynağı sunacak. Bu kaynak, doğal olarak fosil yakıtlara bir son verecek ve bunun sonucunda da tahmin edildiği üzere daha yaşanılabilir bir dünya oluşturulmuş olacak. Bu bölgeye geçişin kanıtı olarak gösterilen en güçlü kaynak ise Schumann Rezonansı. Dünya’nın kalp atışı olarak nitelendirilen bu titreşim daha önceki zamanlarda 8.1 iken günümüzde 12.1’e yükselmiş durumda, ve hızla yükselmekte. 13.0 olduğunda ise “Null Zone”un tamamlanmış olacağı rapor ediliyor. Astrofiziksel hesaplamalara göre Foton Kuşağı’na saatte 208.800 km hızla gireceğiz. Kuşağın enerjisi fiziksel sonuçların yanında eterik ve spiritüel anlamda da kendini gösterecek.

Bilimsel veriler, ciddi ve hızlı bir değişim olduğuna işaret ediyor

Rus bilim adamları tarafından açıklanan değişimler de galaksinin merkezinden gelen enerjinin varlığını teyit eder yönde. Dr.Alexey N.Dmitriev’in çalışması gösteriyor ki gezegenlerin atmosferleri, gezegenlerin kendileriyle birlikte büyük bir hızla değişim geçiriyor. Örneğin Mars atmosferi zamanla daha kalınlaşıyor; Ay, kendi atmosferini oluşturmakta. Ya da bu tarz bir değişimi kendi gezegenimizde görebiliyoruz: atmosferdeki HO(hidroksit) oranı daha önce hiç ölçülmediği kadar fazla. Bu oran küresel ısınma, florkarbon emilimleri ya da bu tarz oluşumlar sonucu oluşmuyor; sadece kendilerini gösteriyorlar. İyonosfer tabakasında plazma jenerasyonu, magnetosferde magnetik fırtınalar, atmosferde ise siklonlar aracılığı ile enerji boşalımları oluşumları gözlemleniyor. Daha önceden nadir rastlanan atmosferik yüksek enerji fenomenine artık daha sık ve yoğun rastlanmakta. Gaz-plazma zarfının maddesel birleşimi de transforme olmaktadır. Gezegenlerin manyetik alanları ya da parlaklıkları da hızla değişiyor, artıyor. Jüpiter, Venüs, Uranüs ve Neptün, bu sonuçların alındığı gezegenlerden.

Rus Ulusal Bilim Akademisi Foton Kuşağı üstüne çalışmalar yapıyor

Dünyamızda eyleme geçmiş olan transformasyonlar ise aşikar. Gün be gün artan sismik aktivasyon, volkanik hareketlenmeler ve diğer bir çok doğal felaketler elbette ki gözlerden kaçmıyor. Dr.Dmitriev’in belirttiği ve dikkat çektiği nokta ise bu çeşit bir değişimin dünyada daha önce 10.000 yıl önce görülmesi. Burada göze çarpan ve bazı topluluklar tarafından ortaya atılan konu ise güneş ile dünyanın değişimleri arasındaki bağlantı. Maalesef bu tarz konularda çoğu bilgi ifşa edilmiyor. Bu tarz araştırmaların yapıldığı bir merkez de Sibirya’daki Rus Ulusal Bilim Akademisi. Burada yapılan çalışmalar sonucu edinilen bilgi ise şöyle: Şu anda Güneş Sistemi’nde yaşanılan enerjisel değişimin tek olası sebebi farklı-daha yüksek olan bir enerji alanına giriyor olmamız olabilir. Ve bu yüksek enerjiye geçişin sonucunda DNA spirallerinin kendileri de değişim geçirmekteler. Şimdiye kadar hayatımızda yer alan bilim araştırmaları sonucu elde ettiğimiz bilgilerle ortaya çıkarılan 2 sarmallı DNA yapısı hızla mutasyona uğramaktadır. Bu sıçrayışla da bu sarmalın 2’den 12’ye çıkacağı biliniyor. Bu enerji emiliminin Güneş Sistemi’ndeki tüm maddelerin özünü değiştireceği bekleniyor, ki bir bir de deneyimliyoruz çevremizde.

Aslında tüm bunlar, hücresel ya da ruhsal boyutta olsun, bize pek yabancı değil. Çevremizde her an deneyimlediğimiz olayların dökümü sadece. Kainata dikkatlice baktığımızda ve onu içsel sesimizle dinlediğimizde bunlardan farklı bir şey duymayacağımız da aşikar. Hergün yaşadığımız ve gün geçtikçe artan doğal felaketler, politik sürtüşmeler, savaşlar, içsel değişimler binlerce yıldır beklenilen dönemin getirileri elbette. Bunların hepsi asırlardır bekleniyordu; kutsal kitaplarda olsun, kadim medeniyetlerin yazıtlarında olsun her zaman karşımıza çıktılar. Şimdi ise bu değişime tanık oluyoruz ve yeni dönemin getirdiği farklılıklara yaşamlarımızı adapte etmeye hazırlanıyoruz. Zira başka seçeneğimiz de yok; ya değişimi kabul edecek ve “bir” olacağız, ya da eski enerji ile birlikte savrulmayı göze alacağız.



ÜÇ GÜNLÜK KARANLIK

F. Joseph Montagna tarafından derlenmiştir. (Kirael’in BÜYÜK DEĞİŞİM kitabından alınmıştır.)

Derin bir endişeyi ifade ederek başlamama izin verin. Üç Günlük Karanlık, korku ve panik ile değil, Dünya’nın 4. Boyuta yükselişi ile ilgilidir. Lütfen anlayın, bu sadece sizi yükseliş işlemine hazırlamak için bir girişimdir. Bu Değişim, sevgi ile ilgilidir, ve hissettiğiniz korku kendi seçiminizdir. Akıllıca seçim yapın, dostlarım, çünkü Değişim, farkındalığın uyanışının başlangıcı olacak.

Aslında Üç Günlük Karanlık, Dünya Ananın Foton Kuşağına girişi ile ilgilidir. Bu olay Üç Karanlık Günü kapsamaktadır ve bu Değişimin ya da 4. boyuta (5. boyuta) yükselişin müjdecisi olacaktır. Bu dönem boyunca size neler olacağı hakkında kısa bir özet yapmama izin verin. Bütün olay 7 ya da 10 günlük bir dönemde gerçekleşecek fakat lütfen bu rakamların kesin olduğunu düşünmeyin, çünkü 1 gün az ya da çok olabilir.

İLK GÜN

İlk gün, tam tamına bir kargaşa hissi olacak. Bu korku yaratmak için tasarlanmamıştır. Evet, Yaratıcı korkuya izin verir, ama siz bu korkuya kapılmak zorunda değilsiniz. Bu yazıyı okuyanlar, o dönemde ortaya çıkacak olaylara önceden hazırlanmış olacak. Hala korkuyu önlemek için çaba sarf etmelisiniz, çünkü bu olay bütün Dünyada nüfuz edecek. Bu, herkesin korkularını iyileştirerek Değişimi gerçekleştirdiğinden emin olmak için Işık Varlıkları tarafından planlanmıştır. Ve yine, korku içinde yaşadığınız için, aslında bu korkudan birçok iyi şey yaratıyorsunuz. Korkularınızı iyileştirmek, tamamen, Yaratıcı’nın planının bir parçasıdır.

Bu, şimdi neden şu anki korkularınızı ele almanızın gerektiğinin başka bir nedenidir. Korkularınızın üstesinden gelmede ve onları yok etmede deneyim kazandıkça, Değişim ile daha iyi başa çıkabileceksiniz.

Bugünlerde uğraştığınız bazı korkularınız şöyle senaryolar içermekte: Faturalarım ödenecek mi? Evli kalacak mıyım, kalmazsam eğer ne yapacağım? Bütün paramı aptal bir yatırımda kaybedecek miyim? Evet, bunların hepsi gerçek, fakat yapmanız gereken tek şey probleme karşı koymak, ve onu (bilincinizde) berraklık yaratacak noktadan ele almaya hazır/gönüllü olmak. Böylece, daha az korkutucu ve yönetilebilir olacaktır.

İşte bu yüzden kendinizi tanıma çalışmalarınızı ve diğer derslerinizi zamanında tamamlamanız vurgulanmaktadır. Korkularınızın üstesinden gelmeyi mümkün olduğu kadar iyi öğrendiğinizde, Değişim bir kabustan çok bir macera haline gelecektir. Uygulama/çalışma mükemmeli getirir.

İlk gün boyunca, kitlesel hastalık ve görünüşte yıkıcı bölünme illüzyonu ile titreşeceksiniz. Tam anlamıyla 3. Boyutu terk edecek ve 4. Boyuta gireceksiniz, Foton Enerjisiyle birlikte. Dünyanın değişimini o güne kadar hiç deneyimlemediğiniz kadar çok hissedeceksiniz. İlk 12 saatte ya da gün boyunca, pek ortalıklarda dolanmak istemeyeceksiniz. Durağan kalmaya zorlanacaksınız.

Bu Dünya Ananın ani fren yapma yöntemidir. Bu dönem boyunca, kendini sarsacak ve birçok özelliğini yeniden düzenleyecek. Bütün bunların hepsi daha şimdiden planlanmıştır ve Dünya kendini yok etmeden ne kadar ileri gideceğini tabi ki bilmektedir. Bu sizin ilk işaretiniz olacak #8211; kitlesel kargaşanın ortaya çıkışıyla onu takip eden Dünya ananın gürlemeleri.

Buna göre daha önemli bir çok deprem yaşadınız bile. Aslında, bu sefer depremler hemen hemen sıradan bir hale gelecek. Sizin 8 ya da 9 Rihter Ölçeğinizden bahsetmiyorum, daha çok 5 ya da 6 hatta daha az, çünkü bu Dünya Ananın kendini Değişime hazırladığına işaret etme şeklidir. Bununla birlikte, kendini, boyut enerjisinin 3.den 4.ye ilerlediği ve Foton Kuşağı enerjisinin Dünyayı içine çekmeye başladığı son Değişim pozisyonuna yerleştirdiğinde, 3. Boyuttaki son dönüş aşamasını hazırlayacak. Sonuç olarak, yaklaşık ilk günün 12 veya 16 saat sonrası, kalan zamanlar tam anlamıyla zor olacak. Lütfen panik yapmayın! Kaç kere hatırlatılmaya ihtiyaç duyuyorsunuz biliyor musunuz? Lütfen panik yapmayın! Bu ilk saatlerde sakin kalabilirseniz, her şey yerine oturmaya başlayacak çünkü başlangıçtaki deprem sarsıntıları ve bölünmeler şiddetle azalmaya başlayacak.

Ortaya çıkmaya başlayacak diğer özellikler, sıcaklıkta ve güneş ışığında azalmalar içerecek. Daha sonraki birkaç gün boyunca hava akşam üstü gibi olmaya başlayacak. Bu noktadan itibaren çok fazla güneş ışığı görmeyeceksiniz, en az bu değişimi atlatana kadar.

Bu zaman süresince, dehşet verici bir uyanış meydana gelmeye başlayacak. Psişik / telepatik yetilerinize bağlı olarak, öbür tarafa geçmiş olan arkadaşlarınız ve akrabalarınız sizinle iletişime geçebilecekler. Bu sizin, bir çoğunuzun daha önce hiç deneyimlemediği / yaşamadığı bir biçimde görevinizi yerine getirmenize imkan verecek. Bu, son yıllarda bir çok ruhsal rehberin size neden şiddetle MEDİTASYON yapmanızı önermesinin bir başka sebebidir. Bu söz vurgulanmalıdır, ona önem vermeniz gerektiği için.

İKİNCİ GÜN

Bu gün, artan karanlık bütün Dünya’ya nüfuz etmeye başlayacak, daha önce hiç yaşamadığınız / hissetmediğiniz bir soğukla birlikte. Bu derin bir soğuk olacak çünkü içinize işleyecek. Bu zamanda, karbon temelli olmayan diğer varlıklarla da bağlantı kuracaksınız. Bu, neden korkuya dayalı bir hayat yaşayamayacağınızın bir başka sebebidir, yüzleşeceğiniz şey en büyük sınavınızın bir kısmı olacak. Anlamanız gereken tek şey; BU BİR TEST! Yapmanız gereken şey Işığı üstünüzde tutmak, böylece farkındalığınız yükselecek ve sınav yok olacak.

Üçüncü gün,

ünya Ana tamamıyla Foton Kuşağına girmiş olacak ve Dördüncü Boyuta gerçek geçiş meydana gelecek. Bu zamanda, Foton Enerjisi Yeryüzünü tamamen saracak, ve Üç Günlük Karanlık başlayacak. Foton Kuşağının dış bandı, üçüncü boyutun özünü temizleyip dördüncü boyut enerjisini ateşleyebilmek için son derece yoğundur. Karanlık varolacak çünkü ışık parçacıkları o kadar yoğunlaşacak ki “yok” görünümü alacaklar. Bu dış banttan çıkış yaklaşık üç
gün sürecek ve tamamıyla karanlığın içine çekilmişsiniz gibi görünecek. Zamana takılıp kalmamaya çok dikkat edin, aldatıcı olacaktır ve enerjinin yerleşmesinin ve sakinleşmesinin daha uzun sürmesine sebep olacaktır.

Foton Enerjisi, içine girildikçe, güneş ışığını tamamen engelleyecektir. Bu gerçek bir karanlık oluşturacaktır. Foton Kuşağının özü güneş ışığını engelleyebilecek güçtedir. Her nasılsa, güneşin termal enerjisinin bir kısmı Foton Enerjisini delip geçebilecektir, böylece bir “Buz Çağı” yaşamayacaksınız. O kadar şiddetli olmayacak ama inanın ki çok soğuk olacak. Bedeniniz, bir çoğunuzun deneyimleyeceği hareketsizliğin karşılığında titreşimsel bir değişime uğrayacak.

Dışarıya çıkıp sorunları halletmeye çalışmak hiçbir şey ifade etmeyecek. Aşağı inip köşedeki dükkan açık mı diye bakmaya gitmeye çalışmak gerekmeyecek. Açlıktan ölmeyeceksiniz. Üç günde kimse açlıktan ölmez. İlk aşamada, ****bolizmanız değişecek böylece yemek ihtiyacı hissetmeyeceksiniz. Onun yerine sadece çok hafif maddeler yiyeceksiniz. Başlangıçta, sadece Yaratıcının Işıktan oluşturduğu bitki alemi var olacak. Bu, Yaratıcının size sağladığı ama her nedense bu noktaya kadar akıllıca yararlanamadığınız bir şeydir. Artık bu bitkileri sadece akıllıca kullanmakla kalmayıp titreşimlerinin gerçek özünü / aslını da öğreneceksiniz. Eminim ki bazılarınız bu duruma uyumlanmakta zorluk çekecek, fakat birçoğunuz bu yeni yiyecek kaynağından zevk alacak.

Aynı zamanda bu olay gerçekten Yeryüzünü içine çekecek, bu olayı tamamıyla yaşamak kaderinde olanlar, titreşimsel beden transferi ve hareket birliği hakkında zaten bilgilenmiş durumda olacak, böylece fiziksel öz tamamen korunmuş olacak. Bütün bu günlük / olağan seviyede öğrendiğiniz şeyler çok uzak gelecekte olmayan o zamana bir hazırlanış şekli.

Bu üç günlük karanlık ve soğuk döneminin ortasında, dünya populasyonunun çoğu güçsüz ve hareketsiz halde olacak. Öyle yavaşlamış olacaksınız ki bu üç gün şimdiki zamandaki gibi geçmeyecek, ve böylece korkunun bir kısmı ortadan kaldırılmış olacak. Yoğunluğun bu kısmından geçişinizi zar zor hatırlayacaksınız. Bu olay başladıktan ve üç günün ilk gününü geçirdikten sonra, kendi içinizde tamamen kış uykusu halini alacaksınız.

GEÇİŞTEN SONRA

Bu karanlık günlerden çıkışınız en uç beklentilerinizin bile ötesinde olacak. Karanlık dağılınca, günışığı gelmeden önce başka bir 2 ya da 3 günlük bir dönem yaşayacaksınız. Bu dönemde hava akşam karanlığı gibi olacak. İlk adımınızı attığınızda daha önceki gibi ayaklarınızın artık yere değmediğini farkedeceksiniz. Havada sıçrayabildiğinizi, bir süre orada kalabildiğinizi, yavaşça yere inebildiğinizi keşfedeceksiniz. Yeni enerjinin hala yoğun olduğu bölümler olacak, yani bazen aldatıcı durumlar olabilir.

Bedeninizin içinde hareket eden bir şey hissedeceksiniz, ve bedeninizi içinizde ışık saçan bu yeni enerji ile doldurabildiğinizi keşfedeceksiniz. Yeni sizi içine çeken bu yeni hissi seveceksiniz.

Bu yenilikle baş etmeyi yeni realitede size yardımcı olacak öğretmenlerin rehberliğinde öğrenmeniz iki yıldan dört yıla kadar bir zaman dilimi gerektirecek. Bu öğretmenler paylaştıkları için onurlandırılacaklar ve siz de onları takdir edeceksiniz. Şimdi neden hepimizin derslerimizi Geçişten önce tamamlamamız gerektiğini anlamaya başlıyor musunuz? Böylece, daha sonra bunları deneyimlemeye gerek kalmayacak.

Tamamlanmamış her deneyimi direkt olarak bu yeni realiteye taşıyacaksınız, bu nedenle Geçişten önce mümkün olduğunca hazır olun ki diğerleri yeni hızda ilerlerken siz değerli vaktinizi onlarla boşa harcamayın.
Onca zaman geçmesine rağmen neden hala acıkmadığınızı merak edeceksiniz. En ufak bir açlık hissetmemekle kalmayıp, vücudunuzdaki yağlar / şişmanlık da, hepsi olmasa da çoğu, yok olacak. En sonunda açlık duyduğunuzda, Yaratıcının bizim için yetiştirdiklerini yemek ihtiyacı hissettiğinizi fark edeceksiniz. Aslında hep orada olan ama daha önce asla farkedemediğiniz bitkileri göreceksiniz. Birini alacak, ağzınıza atacaksınız ve o da yavaşça ağzınızda çözülecek ve siz de enerjisinin sisteminizde ortaya çıkışını hissedeceksiniz. Ve sonra birden değişik nefes aldığınızı fark edeceksiniz. Nefesiniz başınızın tepesinden gelecek ve alışılmadık bir biçimde tamamen bedeninizi dolduracak. Böylece, Geçişten sonraki ilk birkaç gün, daha önce deneyimlediğinizden, alışık olduğunuzdan farklı olan her şeyle işlev görmeyi öğrenmekle geçecek.



Bir çok yeni şey, yeni ve aydınlanmış düşüncelerinizi meşgul edecek. Bütün düşünme sisteminiz fazlasıyla açık olacak, ve hafızanız hazır olduğunuzun da ötesinde olacak. Yaklaşık 2000 yıl boyunca Dördüncü Boyutun zevkine varacaksınız.

Genel anlamda, dostlarım, bu sarsıcı bir dönem gibi görünmesine rağmen, (bu dönem) toplu aydınlanma sürecinin başlangıcıdır. Hepiniz, bir çok yaşam boyunca yükselişin tamamını hatırlamak için hazırlanıyorsunuz. Hiçbir şey boşa gitmemiştir. Derslerinizi büyük bir ilgiyle ve istekle öğrenin, böylece eski bavullarınızı yeni ve heyecan verici çağa taşımamış olursunuz.Herbirinizin yaşam planı belli başlı deneyimleri içerir ve her deneyim yeni bir anlayış düzeyi yaratmak için tasarlanmıştır. Bir dersi kısa kesmeyi seçtiğiniz her seferinde, o ders, daha sonra üstünde çalışasınız diye yeni realiteye ertelenir. Deneyimleme ihtimallerini asla geri çevirmeyin.

Her şeyin geçmişte hayalini kurduğunuz bir yere taşınmış olduğu yeni bir enerjide uyandığınızı düşünün. Çevrenize baktığınızda ve hayatın potansiyellerini incelediğinizde, hayat göz alıcı güzelliktedir. Ve sonra, yeni bedeninizi ve onun yeni enerjideki yetilerini anlamaya başlarsınız. Her nasılsa, tamamlanmamış öğrenim durumuna uygun olarak, Yüksek Benliğiniz, daha önce kaçtığınız belli başlı deneyimleri tekrarlamak zorunda olduğunuz bir plan yapar. Tüm varlığınızla yeni enerjiyi deneyimlemek / yaşamak isterken, bütün dersler tam öğrenilmeden bir adım dahi ileri gidemeyeceksiniz.

Bu yüzden hiç bir ihtimali göz ardı etmeyin. Yüksek Benliğinizin sizin için yarattığı her şeyi büyük bir arzuyla tamamen öğrendiğinizden emin olun, çünkü bu sizin yeni bin-yıla girişinize izin verecek.

Bu sadece başlangıç. Bu kısa süre zarfınca toplam deneyimi yargılamayın, ve en önemlisi PANİKLEMEYİN!

İkiside Tahminler doğrultusunda 21.12.2012 tarihlerinde gerçekleşecek.
k: ufoloji

*****************

FOTON KUŞAĞI HAKKINDA

ilk olarak 1961'de paul otto hesse tarafindan pleiades yakinlarinda gozlenmi$, samanyolu galaksisi'nde yogun foton enerjisi barindirdigi ve dunyayta dogru hareket ettigi du$unulen ve pek cok tarikat, mezhep tarafindan dunyaya vardigindan super degi$imlere sebep olacagina inanilan olu$um..

dunyaya 1996'da varacagi hesaplanmi$ olan bu ku$ak sozkonusu tarihte hic bir $ey olmayinca cogu astrolog, kahin, zerzevatci bu ku$aga olan ilgisini azaltmi$tir..

26000 yilda bir gune$ sistemine denk gelmektedir.. dolayisiyla bir daha uzun sure lafinin edilmeyecegi tahmin edilmektedir..

-------

maya takviminin sonu olarak belirtilen 2012 yılında dünyanın içine gireceği düşünülen astronomik oluşum.ezoterik kaynaklarda bu dönemin, zıvanadan çıkmış olan insan nesline ait demir çağın sonunu ve altın çağın başlangıcını işaret ettiği anlatılır. foton kuşağının, vaktiyle ilk insan ırkının tohumunun yeryüzüne ekilmesinde rolü olan sirius gezegeninden ziyaretçilerin gelmesiyle ilişkisi olduğu varsayılarak, bu dönemde yeni ziyaretçilerin gelerek insanlar arasında yeterli bilinç düzeyine erişmiş olanları başka bir boyuta taşıyacakları ve bu boyutta insani egoların bulunmadığı altın çağın yaşanacağı rivayet edilir. ayrıca bu bilginin kutsal kitaplarda öyle ya da böyle tasvir edilmiş olduğu iddiasında bulunulur. ilginçtir ki, bu anlatılanlarla sembolik olarak benzerlikler taşıyan çeşitli ayetler vardır ve gökten gelen bir etkiyle kıyamete (uyanış) ulaşılacağı ve sonunda inananların (bilinçlenenlerin) allah'a döndürülmek üzere yeniden diriltilecekleri anlatılmaktadır. dünya hayatının bir oyundan ibaret olup gerçek hayatın ahirette (diğer boyut) cennet yaşamı (altın çağ) olarak anlatılması da paralellik gibi düşünülebilir. kıyamet sonrası boyut atlamadaki ölüm ve diriliş sembolik olabilir. ahirete gidişin illa fiziksel ölüm sonrası olması şart olmayabilir. gerçek bu ise, bu kitaplardaki anlatılışının o dönemlerde başka türlü anlaşılması beklenemezdi. başka bir ilginçlik ise bu ezoterik bilgileri ve iddiaları iletenlerin aslında hıristiyan öğretilerinin ağırlıkta olduğu toplumlarda yetişen yazarlar olmasıdır.
fazla bilim kurgu gibi gelen bir başka iddia da; foton kuşağına girildiğinde dünyada manyetik etkileşimler yaşanacağı ve birkaç gün boyunca gecenin hüküm süreceği, kutupların yer değiştireceği, insanda da dna sarmalında başlayan evrimleşme sürecinin tamamlanacağıdır. zira yeni boyuta geçildiğinde insanın fiziksel bedeninin duruma ayak uydurabilmesi için dna sarmalının, ilk yaratıldığı halde olduğu gibi 12'li formunu geri kazanması gerekiyormuş.

edit : enteresan gelişme; nasa'dan haber gelmiştir (alıntı hürriyet 29/03/2009) :

12 eylül 2012'de güneşte patlamalar olabilir ve dünyada enerji kaynakları imha olabilir. taş devrine dönülebilir...
-------------

hanim kos kos bu sefer ki bambaska bir new age zirtapozlugu. vallahi saatlerdir okuyorum googleda buldugum new age sitelerini, gozlerimden yaslar geliyor artik. bu ne yaraticilik kitligi, bu ne demagoji yetenegi, bu ne piskinlik yarabbim.

simdi butun teorinin, avustralyadaki bir dergide 91 yilinda yayinlanan yaziyla basladigi kesin olarak biliniyor. bu yazidan da once bir ufo arastirmacisi sorumlu oldugu dusunulurken, ( dergide yayinlanan makalenin sonundaki kontak o arastirmacininmis ), daha sonra o arastirmacinin bir zamanlar grubunda bulunan bir yuksek lisans ogrencisinin sorumlu oldugu anlasiliyor. yani bizdeki ufo monopolisinin baskani hakan aktan (miydi) beyin grubunda bulunan bir zibidinin boyle bir sey uydurdugunu dusunun, ve inanmaya hazir binlerce insan hic zorluk cekmeden pesinden gitmeyi basarabilmis.

bunun tv belgeselini ceksem discovery channel icin, adini the making of a religion koyardim. tabii bununscientologyden farki ise cok daha rahat yanlislanabilir olmasi, zira butun doktrin 92 yilinda yazilan cok kisa bir makaleyle cokertildi. ama bunun ayrintilarini bir sonraki entryde ele alacagiz. simdilik diyecegimiz, bu makaleye ragmen, insanlarin gercekleri inatla gormeyi reddetmeye devam etmesi, ustune piskinligin daniskasiyla 94 yilinda bir de kitap basip (kitapta elbette ki makalenin dile getirdigi ve doktrini curuten saptamalara deginilmiyor) bu inanci populestirmesi.

gerci kiziyoruz ama bu tip, 20.yy dinleri toplumun kacinilmaz bir yan urunudur. new age akimlari, istisnasiz bicimde endustriyellesmis toplumlarda, rahata ermis, yasamin temel zorluklarinin ustesinden geldigi icin artik cani sikilan ve hayatina yeni anlamlar arayan bireylerin bu ihtiyaclarinin, 60lardan sonra hippi kulturuyle birlesmesiyle ortaya cikmislardir. bu gazla kimisi kendini dogu dinlerine verir, kimisi de gordugumuz gibi kicindan cult'lar uydurur.

yani, batinin dogu dinlerini felsefi olarak kesfi 1800'lerin sonunda sonlanmisken, kulturel olarak bunlari kucaklamasi tam da bu hippi hareketlerinin baslamasina denk gelir. abd'deki ilk budist manastirin san franciscoda acilmasi tesaduf olmasa gerek. fakat iste, budizmde aradigini bulamayan, daha fantastik yaklasimlara inanmaya hazir arkadaslar da, ayni donemlerde, ayni sehirlerde, benzer topluluklar icinde bu osur osur ipe diz tadindaki new akimlarini yaratmislar ve uydurma olduklari kanitlansa dahi yobazca -evet sanirim en uygun kelime bu, yobazca- inanmayi surdurmuslerdir

neyse, zeki ogrencimizin neler yaptigi sorulunca, ufo arastirmacisi onun gruptan ayrilmadan once bir astronomla gorustugunu belirtmis. bu astronom da 92'deki karsi makaleyi yazan kisinin tanidigi oldugu icin, hemen ziyaret edilmis. astronom, cocukla konusulanlarin tam ayrintisini hatirlamasa da, kesinlikle foton kusagi diye birseyden bahsetmediginden eminmis, tek yaptigi pleidas sistemiyle ilgili bilgi vermekmis. daha sonra olayla baglantisi ortaya cikan baska bir bilimadami da foton kusagina gulup gectigini, kendisinin genel olarak astronomi hakkinda bilgi verdigini belirtmis.

yani sonuc olarak peygamberimiz, hakan unakitan (yok, bu kesin degildi) tadinda birinin, ufo meraklisi bir stajyeriyken gidiyor astronomi hakkinda birkac detay ogrenip, ufo grubundan ayrilarak, kendini hikayeyi yazmaya veriyor. daha sonra bu new age modasindan kar etmek isteyenler suruyle kitap basarlarken, endustri toplumununun mutsuz bireyleri ise kiyisindan kosesinden kisisel tatmin ariyor. olayin ozu budur. simdi kisaca curuk noktalara bakalim ki kafalarda suphe kalmasin...
-------------


Foton Kuşağı etkisi altındayız!

2016'ya kadar sürecek önemli bir değişim ve dönüşüm sürecindeyiz. Bir geçiş dönemi de denebilir. Astrolojik olarak bakarsak, Kova Çağı'nda toplumcu ve evrensel düşüncenin, birlik bilincinin, eşitliğin ve adalet duygusunun gitgide güçleneceğine eminim. Bu süreçte zihinsel perdelerimiz yavaş yavaş ortadan kalkacak, çağın değerleri olumlu manada değişime uğrayacak. İnsanın gelişmesine, evrensel prensipleri idrak etmesine mani olan hallerin ortadan kalkması da, beynin daha fonksiyonel kullanılmasını mümkün kılacak.

Farklı yaşam formlarını ve bilinç düzeylerini hızlı bir şekilde keşfetmeye başlayacağız. Düşük bilinç düzeyinden kaynaklanan tüm çatışmalar, zaman içerisinde çözüme kavuşacak. Hiç bilmediğimiz gerçek yeteneklerimizi keşfedeceğiz belki. Ya da zaten sahip olduğumuz yeteneklerin kapasitesi genişleyecek. Zihinlerimiz özgürleşecek.

Uzak bir gelecekten bahsetmiyorum. Ben umutluyum, iyi ve faydalı bir insan tipi ortaya çıkacak. Tasavvuftaki insan-ı kamil gibi... Azizüddin Nesefi'nin "kamil insan" tarifini hatırlayalım: İyi sözler, iyi hareketler, iyi ahlak ve bilgi...

İlahi sevginin farkına varmalıyız!

Bilgiyle kastedilen, sadece teknoloji veya bilimle sınırlı değil. Bilgi, Yaradan'ın eserlerini idrak etmek, kainatın işleyişini öğrenmek, tekamülün hangi amaca hizmet ettiğinin farkında olmak ve buna bilinçli şekilde katılmak içindir. İnsanın ruhunu tatmin edecek ve içindeki boşluğu dolduracak olan şey de işte budur. Kaderimizi çizen, evrenin ve alemlerin hareketlerini ve bunların dünyamızdaki hayatla bağlarını düzenleyen, karanlık yolumuzu aydınlatan ilahi sevginin farkına varmalıyız. Manevi ve insani değerlerin günlük hayatımıza daha fazla girmesi, alçak gönüllülük, vericilik ve affedicilik gibi kavramların tekrar kazanılması, içinde bulunduğumuz zorlu sürecin üstesinden gelmemiz açısından büyük önem taşıyor.

Allah'ın yazdığı kader çizgisi aşılamaz, ama onun bize seçim hakkı verdiğini, bunu doğru kullanarak yaşanan zamanı güzelleştirebileceğimizi unutmayalım. Karl Marx'ın bir sözü var, "Bir teori ancak kitleleri etkilediği zaman maddesel bir güç haline gelir" demiş. Çok doğru. Bu yüzden 2013'ü bir felaket yılı değil, krizlerle birlikte gelen mecburi dönüşümlerin yaratacağı fırsat ve olanakların yılı olarak görüyorum. Zor dönemlerin ardından muhakkak ferahlatıcı bir dönem gelir. O ferah dönem de bize vaat edilmiş olan "Altın Çağ" dan başka bir şey değildir.

Sevgi ve saygıyı unutmamalı; hoşgörülü davranmayı, merhamet göstermeyi, paylaşmayı ve en çok da şükretmeyi öğrenmeliyiz. Hayvanlara, bitkilere, etrafımızdaki canlı veya cansız tüm nesnelere iyi davranmalıyız. Bu dünya hepimizin. Onun zaten gittikçe yoksullaşan kaynaklarını bilinçli kullanmalıyız. Seçimlerimizin, bu kadersel süreci etkileyeceğine inanıyorum. İslami tasavvuf ehilleri de böyle düşünüyor.

2012/2013 yılı bizim için, bilincin evriminde bir geçiş noktası, büyük bir kozmik fırsat penceresiydi. Pasif bir şekilde beklediğimiz geleceği değil, aktif olarak yaratacağımız geleceği gösteren bir pencere. O yüzden olasılıkları bir kenara bırakarak, kendimiz ve çocuklarımız için en ideal geleceğe odaklanalım.

Olasılıklara bakalım: Nükleer savaşlar ve küresel felaketler sonucunda yeryüzü yaşanmaz hale gelecek. Öyleyse ne olacak? Bizim için her türlü nimetle donatılmış, tekamül sürecimizde bize ev sahipliği yapmış dünyamızı böyle bir mahvoluşa terk mi edeceğiz?

Varsayalım ki teknoloji çok gelişti, bizler de uzayın başka köşelerine topluca seyahat edebilecek düzeye eriştik. "Dünya'yı tükettik, kendimize başka bir gezegen bulalım" diyerek çekip gidecek miyiz? Bunun yerine niçin elimizdekini iyileştirmeye çalışmayalım? Bence ebedi mutluluğa kavuşmak istiyorsak, onu dünyanın dışında değil, dünyanın içinde aramalıyız. (Öner Döşer)

Aydınlanma ve uyanış çağı

İnsanlık, kaba maddeciliğin ötesinde bir takım başka gerçekliklere ulaşabilmeye hiç bugünkü kadar yakın olmamıştı. O nedenledir ki, içinde bulunduğumuz çağ, öncekilerden çok farklı bir uyanış ve aydınlanma çağı olacaktır; buna dair ipuçları da göstergeler de mevcuttur. Artık kimi fizikçiler de ‘madde-ötesi gerçeklikler’ terimini kullanmaya ve bu konularda ciddi araştırmalar yapmaya başlamışlardır. İşaretler nedir derseniz; insanın beynini daha yoğun ve etkin kullanabilme becerisini göstermeye başlaması; evrende yalnız olmadığımıza dair kanıt sayılabilecek çok ciddi belirtiler; her biri sıradışı olan üstün zekâya sahip ‘harika’, adeta programlanmış gibi doğan ‘kristal’ ve ‘indigo’ çocukların doğum sıklıklarındaki büyük artış; reenkarnasyona ilişkin kanıtlara sıkça rastlanması; insanların sürü psikolojisinin yalnızlığından kurtularak ‘tekbaşına’ birer birey olduklarının ayırdına varmaları; an'ı yaşama gerçekliğinin farkındalığı; fiziğin yanında astronomi ve astro-fizik alanında sağlanan hayret verici gelişmeler... sayılabilir.

Öte yandan dünyanın alışılmış-olağan dengesinin insan eliyle bozulmasının neden olduğu doğal afetler, kitlesel ıstırapların nedeni olan etnik ve dinsel terörün halâ önlenememesi. Yüzmilyonlar açlık çekerken, başta silahlanma olmak üzere lüks tüketime harcanan kaynaklar ve ısraf edilen onca emek. Büyük şirketlerin çıkarları uğruna insan sağlığı ve saadeti üzerindeki muazzam düzeyde maddî ve manevi sömürü.

Hemen belirtmekte yarar var. Başarıları ve yeteneklerindeki gelişmeleri kalıtımla da, aldıkları eğitimin kalitesi veya çevre etkileriyle de açıklanamayan indigo ya da kristal çocuklar çok zekî, üstün yetenekli, sezgi güçleri artmış; bakış açıları ve çözümleme yetenekleri diğerlerinden çok farklı, çevreye duyarlı, şefkatli ve sevecendirler. Eğer eğitim adına, dinsellik ve şoven ulusalcılık adına yanlış yönlendirilmezler ise, gezegenimizin geleceğini onlar şekillendirecekler ve insanlığa ihtiyacı olan ışığı onlar vereceklerdir. (Kerim Soley)

Yeni bir başlangıç!

“Eski Hintlilerden Mayalara kadar pek çok kadim uygarlık, çağımızı ‘savaş, acı, aşırılık ve eşitsizlikle dolu karanlık bir dönem’ olarak tanımlamıştı. Biz şimdi tamda onların binlerce yıl öncesinde bahsettiği gibi bir dönemden, karanlığın en dip noktasından geçiyor ve aydınlığın şafağını görmeye başlayacağımız bir döneme doğru ilerliyoruz. Güneş sistemimiz, elips şeklindeki yassılmış bir daire olan yörüngesinin en kısa bölümünden geçiyor. Bu yörüngenin uzak kenarı ise bizi galaksimiz Samanyolu’nun merkezine, yani en uzak noktaya taşıyor.

Şöyle düşünün: Yeni bir güne erişmek için geceyi yaşamamız gerekmezmi? 22 Aralık tarihini, eski Türkler yeniden doğuş bayramı olarak kutluyordu. Mayalar için de 21 Aralık 2012, upuzun bir döngünün sonuna işaret ediyor. Ve bütün sonlar gibi, aynı zamanda bir başlangıç. Yeni bir başlangıçtan söz etmeliyiz. Ulaşacağımız dönem tam bir aydınlık dönemi. Bir nevi yeniden doğuş.”

“Kadim bir uygarlık olan Mayaların bir değil, birçok takvimi vardı. Uzun Sayım, bunlardan sadece bir tanesiydi. Bu takvimin başlangıcı olan 4 Ahau 8 Cumku günü, Jülyen takviminde MÖ 11 Ağustos 3114’e denk geliyor. Buna göre “Uzun Sayım”ın sonu da 21 Aralık 2012 oluyor. Söz konusu tarihin, özellikle son yıllarda önemsenmesinin temel sebebi bu.” Yeri gelmişken, 21 Aralık tarihini dünyanın sonu olarak algılayanların düştüğü çok kritik bir teknik yanılgıyı da belirtmek gerek. Bir kere Maya takvimlerinde baktundan çok daha uzun zaman dilimleri var, dolayısıyla hayatın akışı içinde çok daha büyük döngüler sıklıkla son buluyor ve yenileri başlıyor. Çoğundan haberdar bile olmuyoruz. Dolayısıyla endişelenmek gereksiz. İkincisi de şu: kimi Maya uzmanları Maya piramitlerinde bulunan çeşitli belgelere, Palenque, Copan, Quirigua, Tikal, Yaxchilan ve Coba yazıtlarına dayanarak, baktunları 13’er değil, 20’şerli gruplar halinde ele almak gerektiğini düşünüyor. Bu doğruysa, kimilerinin dünyanın sonu, kimilerinin de ruhsal uyanış dönemi olarak adlandırdığı gün, 21 Aralık 2012 değil, aslında 13 Ekim 4772’dir. (Öner Döşer)

Dünya Rezonansı artıyor![Schuhmann Resonanz]Dünya, kalp atışı olarak da adlandırılan bir rezonans'a sahip. 1954 ten beri, ölçülen bu değer, Schumann Rezonansı olarak, "SR" simgesiyle anılıyor. Bulucusu ise Alman fizikçi Schuman'dır. Bu Rezonans veya Frekans, Dünya yüzeyi ile, 55km'lik atmosfer sonrası iyonosfer arası bölgede ölçülmektedir. Schuhmann rezonansı ve güneşin düzen dışı büyük patlamaları ile bağlantı kurulurken, kalp frekansı sürekli artmaktadır. Uzun yıllar rezonans değeri 7.4 Herz olarak ölçülürken, 1987'den beri bu değer sürekli arttı. 21 Aralık 2012'de bu değerin 21-Herz’e ulaştığı söyleniyor. Dünya rezonansı arttıkça, yaşanan zaman daha çabuk geçiyormuş gibi algılanıyor. Yani bugün yaşanan 24 saat, eskiden yaşanan 16 saatle eşit değerde. Hissedilen zaman akımı hızlandı ve daha da hızlanıyor.

Dünya titreşimsel olarak farklılaşırken, üzerinde yaşayan ve bir etkileşim içinde olduğu varlıklar da titreşimsel değişmektedir. Ayrıca Dünyanın manyetik alanı da değişen varlıklara ve insanlara uyumlanmaktadır. Böylelikle insanın yeni dünyası ortaya çıkmaktadır. Ancak, yüksek değerlere, frekanslara daha fazla açılandığı için, çevreden gelen ses, renk, koku, manyetik alan frekanslarını daha fark edici, gönül frekanslarına, insan duygularına daha duyarlı, daha yüksek tatminleri arzulayan, eski kaba tatminlerden artık zevk almayan, yeni şuur insan ortaya çıkmaktadır. Endişe ve korku olan alçak frekanslar gitgide kaybolacaktır!

Dünya'nın manyetik alanı güç kaybına uğruyor![Dünya Manyetik Alanı 1]Dünyanın bir kalp atışı (SR) olduğu gibi, bir de manyetik alanı var. Manyetik çekim veya itim gücü nedir, bunu kısaca tanımlamaya çalışalım;

Elinize bir pusula alıp, ortasında dönen ok şeklindeki göstergeye baktığınızda, o size güneyi/kuzeyi gösterir, böylece yönünüzü tayin edersiniz. Bu manyetik alan yalnız yön tayin etmede değil, aynızamanda dünya etrafında büyük bir manyetik şemsiye oluşturmuştur ve gezegenimizi bir çok tehlikelerden korur. (bkz.üst grafik!) Ancak Dünyanın manyetik alanı sürekli zayıflamakta, gücü giderek azalmaktadır.

Dünya manyetik alanının kökeni, nikel ve demirden oluşan sıvı metalik dış çekirdeğin dönmesi ve konvektif etkilerin çiftlenmesi ile oluşan elektrik akımları ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Bu mekanizma dinamo etkisi olarak da adlandırılmaktadır. Dünya çekirdeğinde oluşan manyetizime ek olarak Dünya'nın yüzeyinde, iyonosfer ve manyetosferde de bir manyetik alan oluşur. Bu jeomanyetik alan, yere ve zamana bağlı olarak değişken bir frekansa sahiptir. Çekirdekten gelen ve yeryüzeyinde - kabuktaki manyetik alanların tam bir ayrımı mümkün değildir, her ikisi de iç alan olarak varsayılır.

Dünya üzerindeki çeşitli zaman ve yerleşimlerden, kayaç mıknatıslanmasının şiddetleri ve yönelimleri dikkatli analizlerle elde edilmiş, kutup yönlerinin geçmişte birkaç kez değiştiğinin farkına varılmış. Güney kutbun kuzey kutup ile değiştiğini ya da tam tersi, uzun dönemlik bir periyoda sahip olduğu biliniyor.[Dünya Manyetik Alanı 2]Dünya'nın manyetik alanı ile ilgili ilk gözlemler 1840'lı yıllarda başlamış. Bugün ise uydular, uçaklar, gemiler aracılığı ile bilimsel ölçümler her gün ve her dakika yapılmakta. Tüm bu gözlemlerin amacı, manyetik alanı oluşturan çekirdekteki değişim izlerini takip edebilmektir.

Yapılan çalışmalarda, son 2000 yıl içinde Dünyanın manyetik alanının %38 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Ancak 1829 ve 1967 arası %6.5 oranında aralıksız azalma gözlemlenmiştir (dipol momenti düşüşü). Eğer manyetik alan, geçen 2000 yıl içinde %38 civarında azaldıysa, 1829 ve 1967 arasında yalnız %2,62 oranında azalması gerekirdi, oysa %6,5 değerinde azalmış. Böylece ortaya çıkan sonuç; son 200 yılda, manyetik alanın azalması, faktör 2,5 oranında hızlanmış. Bu matematiğe göre, olası bir manyetik kutup değişmesinin (polarize değişimi), çok daha erken vukuu bulacak anlamına geliyor. Bazı bilimsel araştırmacılar, 200 yıldan bahsederken, bazıları yaşadığımız süre içersinde gerçekleşebileceğini öne sürmektedir.

Bilim adamları, yeryüzünde insanlar yaşıyorken, 18 kez manyetik polarize değişikliği yaşandığını tespit etmiş. Bunların hiç birinde insanlık nesli tükenmemiş, ancak, bu tür olayları bir evrim motoru olarak değerlendirmemize dair işaretler var! Ama olası bir kutup kayması, küre mihverinin devrilmesine yol açamaz. Zaten dünyanın manyetik ve coğrafi ekseni bile bir birine uymuyor. Örneğin kuzey manyetik eksen, Kanada dolaylarında yer almaktadır.

Prensipte manyetizma ile, Dünya dönüşünün bir bağlantısı var, ancak manyetik alanın azalması, Dünyayı durdurma noktasına taşır mı diye soracak olursak, Dünyanın dönme hızını etkileyen manyetik alanın nisbeten az olması sebebi ile, böyle bir olasılığa az şans veriliyor.

Jeomanyetik güneş fırtınaları, Dünyanın manyetik alanına ciddi şekilde etkisi var. 1989 yılının Mart ayında gerçekleşen şiddetli fırtına, Kanada'da 9 saat elektrik kesilmesine yol açmıştır. Çünkü bu fırtınalarla indüklenen jeomanyetik akımlar, teknolojik sistemleri olumsuz etkilemektedir.

Dünyanın manyetik alanı, bu fırtınalara karşı bir kalkan görevi yapar. Manyetik alanın zayıflaması ile tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir. Jeomanyetik fırtına Dünyamıza yaklaştığında, atmosferimiz ısınma yüzünden genişler, genişleme sonucu, uydular yörünge kaymasına uğrar, aynızamanda radyasyon, uyduların elektroniğini devre dışı bırakıp, yeryüzünde de tahribata yol açabilir. (Kaynak: www.fosar-bludorf.com/polwechsel/index.htm)

Hayvanlar yönlerini tayin etmekte güçlük çekiyorlar!

Özellikle kuzey yarımkürede son yıllarda arı nüfusunun yarı yarıya azalması, Einstein'in "Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece 4 yıl ömrü kalmış demektir" şeklindeki bilimsel kehanetini yeniden gündeme taşımıştı. Arı nüfusundaki azalmanın nedeni kesin bir sebebe bağlanamamakla birlikte yaygın kanı; arıların küresel ısınma, ekolojik dengenin bozulması, tarım ilaçları, baz istasyonları ve yeni hastalıklardan olumsuz etkilendiği yönünde. Ancak koloniler halinde yaşayan arılar, çiçek balı toplamaya giderken, yollarını dünyanın manyetik alanına göre de hesaplapladıkları biliniyor.

Son yıllarda, arılar kovanlarına (koloniye) dönüş hesabı yapamadıklarından, teker teker öldükleri idda ediliyor. Çünkü arılar koloni dışında tek başına yaşayamamaktadırlar. Son 3 yılda, dünyadaki arı nüfusunun %30'u yok olmuş durumdadır. Arılar olmadan, yaşam olmaz. Çünkü arılar, 130.000 ürünün döllenmesini sağlar, döllenme olmazsa, ürün de olmaz.

Benzer durum balinalar, yunuslar içinde söz konusudur. Göçmen kuşların da göçlerini bu manyetik alana bağlı sürdürdükleri bilinenler arasında. Onlarda'da bazen yönlerini tayin edemedikleri için, kütle halinde ölümler kayıt edilmiştir.

Foton Kuşağı nedir?

Foton Kuşağı, güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve x-ışınlarını da içermektedir. Galaksi içerisine akan, manyetik bir ışık olarakta tanımlayabiliriz. Foton kuşağının varlığı, ilk defa İngiliz Astronomu Sir Edmund Halley (1654-1742) tarafından keşfedilmişti. Son yıllarda, Rus bilim adamları, bu enerji kuşağı üzerinde yoğun çalışmalar yaptı ve halen yapmakta.

Yıldızlar Arası Enerji Bulutu - Foton Kuşağı etki alanı

Bilindiği üzere dünya dahil, bütün gezegenler, kendi eksenleri etrafında ve farklı yörüngelerde, güneş etrafında dönmektedir. Güneş'te kendi ekseni etrafında dönmekte ve aynı zamanda tüm gezegenleri ile birlikte, saman yolu merkezinde bulunan bir kara deliğin çevresinde dönmektedir. Güneş sistemi bu yörüngedeki bir turunu yaklaşık 25.640 yılda tamamlamaktadır.

25.640 yıl içersinde, güneş sistemi, bütün burçlar kuşağını kat edip, bazı enerji alanlarının içinden geçmektedir. Rusya Ulusal Bilimler Akademisinden Dr. Alexey Dmitriev, bu enerji alanına "yıldızlar arası enerji bulutu" ismini takmıştır. Diğer bir ismi de "Foton kuşağı"dır.[Foton Kuşağı]Foton kuşağı, güçlü elektromanyetik radyasyonlara sahip, bir uzay boşluğudur. Sıfırdan başlayacak olan güneş sistemi döngüsünün yeni enerjisidir. Yoğun bir foton (ışık parçacıkları) bantına sahiptir.

Rus Bilim Adamı Dr. Dmitriev'e göre, 1987 yılından beri güneşte ve dünyada bazı enerji aktivitelerin başlamış ve devam etmekte olmasının sorumlusu bu yıldızlar arası enerji bulutu, zira foton kuşağı güneşe sürekli enerji yüklemekte.

En doğru bilgiyi/bilgeliği doğadan öğrenebiliriz.[Doğadan Öğrenebiliris]Doğa her sene uyanışını İlkbahar da yapar. Ama bu uyanışını yaparken, hiçbir zaman bizlere belirlenmiş bir gün vermez. Bir ağaç sonbaharda uykusuna dalarken, bizlere "21 Mart'ta yapraklarımı açacağım,; o zaman görüşürüz" gibi bir şey söylemez. Bir fırtına dinerken, "seneye veya beş sene sonra aynı gün sizi tekrardan ziyaret edeceğim" demez. Çünkü doğanın takvimi ile bizim takvimimiz aynı değildir.

Bir tohumun toprağın altında çatlayıp/uyanıp filizin başını dışarı uzatabilmesi için, bir randevu tarihine değil, gerekli koşullara ihtiyacı vardır. Bu koşullardan en önemlilerinden biri de yeterli "sıcaklık" tır. Ayrıca her tohumun bulunduğu toprak, yani şartlar aynı olmadığı için, aynı anda çatlamazlar.

Bizler/insanlar da doğaya aitiz ve bizim de uyanışımızın gerçekleşmesi için uygun koşuların gerçekleşmesi gerekir. Tohumumuzun çatlayabilmesi için de, bizim için en önemli koşullardan biri, yeterli derecede "sevgiyi" yüreğimizde hissetmemizdir. Ama sadece bizim sevgiyi hissetmemiz de yeterli değildir.

Tek sorun şu: insanların "toplu inanışları" Dünya'nın içalanlarını etkileyecek güçtedir. Felaket beklentilerine yönelik insanlığın ürettiği enerjiler, Dünya'nın iç'alanlarında bozulmalara neden olmaktadır. Işığın, kendisine hizmet eden insanların vasıtasıyla yapmış olduğu iyileşmeleri engellemektedirler.

Her gün üretilen negatif enerjilerin dağınık güçler olduğunu düşünebiliriz. Aynı devamlı akan dereler gibi. Fakat insanlığın "birileri tarafından belirlenmiş bir güne" negatif enerji üretip, bu enerjilerin o günün altında biriktirilmesini, "derelerin sularının bir gölette toplanmasına" benzetebiliriz. Bana göre bu negatif enerjilerin toplandığı günden değil, o enerjilerin "birilerinin" çıkarı için istenildiği zaman, yıkım için kullanılmasından çekinmek gerekir.

Artık bizlerin de bu planlardan uzak durup, felaket beklentisini desteklemek yerine "Dünya'nın kendisini insanlıkla birlikte yaşatma" isteğine kulak vermemiz gerekir.

Tohumun çatlayabilmesi için, toprağın ısınması/ sıcaklığın olması önceliklidir. Bizlerin çatlayabilmesi için de, öncelikle Dünya toprağımızın iç alanlarında yeterli ışığın/sıcaklığın/sevginin olması gerekir. Bunun da takvim tarihiyle değil, insanlığın toplu olarak üreteceği olumlu enerjilerle ilgisi vardır.

Bütün canlılar zaten değişim ve dönüşüm içinde ve hızla bilinç değişiyor. Kendimizi ve etrafımızı keşfediyoruz. Farkındalıklarımız hızla artıyor. Bu durum 1 günde olabilir mi? Tabii ki hayır, bu durum zaten hızla olmakta. Bu tarih gün dönümü olduğu için, özellikle sembolik olarak seçilmiştir. Her yıl insanlar yeni yıl için seçimlerini bu tarihte bilinçli veya bilinçsiz olarak yaparlar. İşte bu yıl seçimlerini bilinçli olarak yapacaklar. Neyi seçersek, onu daha hızlı şekilde yaşayacağız.

Neyi seçmek istiyoruz? Korkuyu mu? Değersizliği mi? Sürü olmayı mı? Sevgiyi mi? Huzuru mu? Bilinçli Yaşamı mı? Yani yüzümüzü ne tarafa çevirmek istiyoruz? Eylemsiz farkındalığa mı? Böyle kalmaya mı? Harekete geçip Yüksek Farkındalıklara sahip olmaya mı?

Neyi seçiyorsak onu yaşayacağız ve bu yıl seçimlerimiz çok daha önemli olacak. Dünya ana'da seçimini yaptı ve biraz sancılı da olsa doğum gerçekleşiyor. Bu Dünya bizlerle birlikte yaşamak istiyor. Lütfen onu ve insanlığı destekleyelim, Yaşamı, yaşamımızı sevelim, sahip çıkalım! Sevgiyle. (Vildan Çolak-Kökcanlandırmak)

‎21 Aralık 2012'den sonra:

Yeni bir enerji hattına girdik, bu eskiyi bırakmak/salıvermek ve yeni enerjiye, yeni çağa uyumlanmaktır. Eski anlaşmaları, karmik bağlarınızı, eski enerjiyle ilgili tüm bağıntılarınızı iptal etmeye niyet edebilirsiniz. Kalbimizden geleni çekirdek nurumuzun kelimeleri ile ifade etmek varken, yazılmış eski kitapların, öğretilerin, dogmaların, felsefelerin, sosyal çevre, geçmişin ve etrafımızda körcesine alkış tutan ve bizi yanlışta kalmaya bağımlı kılan aldatıcı desteğin bizleri, sorgusuz bir kuklaya dönüştürmesi tehlikesine, bizi gerçek BİR' den ayırması aldatmacasına dikkat edelim. Anlayış alanımızda derinlik ilüzyonu ile gerçeğin yerine konulan görünmez sınırlılık, ruhu köreltmemeli. (Ebru Avcı)

‎Nasıl bir Dünya algılıyorsunuz?

"Kendiniz için ne tür bir dünya algılıyorsunuz? En yüksek sonucu tezahür ettirmek için, Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için kişisel olarak ne yapabilirsiniz?

Kitlelerin anayolunun dışına ve ilerisine sıçrarken, hayal kurmaya ve farklı olmaya cesaret edin. Gelecek için vizyonunuzu inceltin ve herhangi bir şeyin veya kişinin sizi vazgeçirmesine izin vermeyin. Işığın üstadı olarak kitlelerin arasında yürümelisiniz ve parlaklığınızı ve bilgeliğinizi etrafınızdakilerile paylaşmalısınız. Üstatların yüce görüş açısını üstlenin; sakin ve sevgiyle, gözleyerek durun, mümkün olduğunda izin vererek, yargılamadan yardımcı olun, çünkü her şeyin gerçekleşmesinin bir nedeni olduğunu ve daha yüksek bir amacı olduğunu biliyorsunuz.

Şimdiki an’da yaşayın, çünkü sizin her şeyin yaratıldığı saf kozmik Yaşam Gücü enerjisine erişebileceğiniz tek zaman şimdi’dir. Siz, çoklu evrenlerin ve oradaki her şeyin yaradılışına katılmak için programlandınız. Her zaman, en yüce Yaratıcının tüm erdemlerine, niteliklerine ve vasıflarına erişmeniz ve imgeleyebildiğiniz ve arzu ettiğiniz herhangi bir şeyi tezahür ettirmeniz niyet edildi.

Her birinizin Yaratıcı Işığın Kutsal Alevi'nin muhafızı olduğunuzu bir an için bile unutmayın, Işıltınıza sahip çıkın!..” (Haktan Akdogan)

Foton kuşağı nedir?

Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak. 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanların 2 sarmallı DNA'ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA'ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların chakra'ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek. Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek. İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler. 12 sarmallı DNA'ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya'da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya'da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek.
Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer.
Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya'mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak:
1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).
Kısaca, foton kuşağı dünya'daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.
Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene'nin "Galaktik İnsan" kitabını tavsiye edebiliriz.

K:bluepoint

------------

FOTON KUŞAĞI

Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir. (Bakara 148)

Öncelikle; ben bu kadar aydinlatici ve tok bilgiyi hazirlayan adini bilmedigim emek harcamis arkadasa tesekkür ederek baslamak istiyorum.
Aslinda basindan sonuna kadar sacmalik olan bu fikire benim yabanci kalip yorum yapmamam olanaksizdi.
İnsanligin düstügü duruma bak, hemende nasilda inaniyoruz. Bizi buna inandiran sey, yanimizdakininde inanmis olmasi. Veriler, hesaplamalar, mayalar, sümerler vs. vs. Yahu arkadas bizim yalandan dolandan kurtulmamiz icin ‘Null Zone’ elementine mi ihtiyacimiz var? Yapmayin! ALLAH rizasi icin yapmayin, insani insan yapan ‘iyilik elementi’ dir. Halbuki hepimizde olmasina ragmen bir türlü kesfedemedik. Ben yorumumun bu kismina kadar sanildigi gibi ibadet delisi degilim.(Nedenini bilmiyorum bunu yazmak istedim.) Ama beni iyilik yapmaya zorlayan sey, iyilik yapip mutlu oldugum gercegidir. Karsimdaki gibi düsünmüsümdür hep, onun düsüncelerini okumaya ihtiyacim yok. Cünkü ben ona iyilik yaparsam onun verecegi iyilik cevabidir.
Bazi arkadaslarim bu yaziyi okurken, ‘Sen hangi cagda yasiyorsun insanlar birbirlerini katlediyor’ düsüncesindeler biliyorum. Bunu nerden bildigimi bilmiyorum ama nerden bilmedigimi biliyorum;
Kesinlikle ‘Null Zone’ elementinden degil.
İnsanligin arasindakini fark giderek belirginlesiyor, Zengin ve Fakir arasindaki fark! Halbuki sinif ayni ama; İhtiyaclar, Görüntüler, Hisler, Sesler kisaca YASAM cok farkli.
Dev sirketler oldukca dev kazanclarda olacaktir ve bu insanlarin arasindaki ucurum asla kapanmayacaktir.
Birseyler yapilamaz mi?
Bunun cevabi bende degil ‘ELEMENT’inde!

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (Enbiyâ 35)

---------------

2000 Yıllık Foton Çağı

Foton Kuşağının 1961 yıllında uzaydaki bir takım uydular tarafından dünyaya uzaklığı tahmini 400 ışık yılı olarak keşfedildiği söylenmektedir.jose Comas Sola adlı astronomun yaptığı çalışmalar ve ortaya koyduğu verlilerde,Güneşimizin de yörüngesinde bulunduğu Pleiades takım yıldızı yörüngesinde birçok yıldız bulunduğu ve bu yıldızlarında herbirinin kendi gezegenlerinin güneşi olduğu idda edildi.Güneşin bu sistem hareketini 24bin yılda tamamladığı ve bu 24bin yılın 10bin yılının tamamen karanlık 2bin yılının da foton kuşağı etkisinde geçirileceği söyleniyor.2012 yılı da içinde bulunduğumuz çağın sona erip 2bin yıllık Foton Çağına giriş olarak ön görülüyor.Yapılan hesaplamalar sonucunda Böyle bir dönemin dünyanın oluşumundan bu yana bir kez geçirilmiş olması gerekmektedir.Bilim adamları bundan önceki Foton Çağının Atlantis döneminde geçirildiği tahmin etmekteler.Atlantis M.Ö 9bin li yıllarda Batı Avrupadan Afrikaya kadar birçok yeri fetheden,Atinaya fetihe çıkılacağı sırada bir gecede sulara gömülerek yok olan efsanevi bir uygarlık ve büyük bir Kıt’a.Bugün gerçek olup olmadığı konusundaki görüşler farklılık arzetmekte ve varlığını gösteren birçok delil de bulunmaktadır..Atlantisin Foton kuşağını yaşayıp yaşamadığı ise matematiksel hesapların o tarihleri göstermesinden dolayı ortaya atılan tahminlerden ibaret,bir bulgu veya net bir bilgi yok.

Foton kuşağının dünyayamıza ulaşmasından sonraki beklentiler,ortaya atılan veriler ise çok ilginç.
Elektrik,elektronik hiçbir sistemin çalışmayacağı beş günlük karanlık evre,ve bu karanlık evrede uzaydaki tanımlanamayan cisimlerin dünyamıza yoğun bir şekilde ineceği,canlı hücrelerinin mutasyon geçirmesi sonucu,canlılarda fiziksel ve ruhsal değişmeler ve daha birçok şey…Bütün bunlar
bilim çevreleri tarafından, foton kuşağının 3 elementinden ilki olan ‘Null Zone’ Sıfır bölgesi ismini verdikleri elementin etkisi.Bu elementin elektromanyetik tüm kuvvetleri etkisiz bıraktığı ve canlıların bilinç altında önemli değişiklikler yaptığı iddiaa ediliyor.
Dünya bu elemente yaklaştıkça Tüm molekküllerin uyarılacağı ve atomların bozunarak insan,hayvan ve bitki türlerinde büyük değişmelerin olacağı beklenmekte.

Bu değişimler sonucunda insan vücüdünda bulunan yedi çakra açılacak ve gelişecek.(Cakra insan vücudunda var olan biyolojik enerjinin yani hücresel enrjilerin bağlantı noktaları.) Kendi düşünebilen beyin bir başkasının düşüncelerini de görebilecek.Tabi bu başlangıçta bir cinayet sebebi olabilir gibi görünsede,insanlık aynı fikir ve düşünce birliğinde toplanıp, yalanın ve kötülüğün olmadığı,önyargının bulunmadığı bir çağa girilecek.2 sarmaldan oluşan insan DNA sının 12 sarmallı bir DNA ya dönüşmesi de söz konusu ve bunun sonucunda insanlıkta hiçbir hastalık kalmayacak,hasta olan bir insan eğer isterse iyileşecek veya bir yakını onu iyileştirebilecek.Fani dünyanın belkide tek gerçeği olan ölüm olayı ise insanın bu alemden farklı bir aleme geçmek istemesi sonucunda, yani insanın kendi isteğiyle gerçekleşecek.Bu şekilde başka bir boyuta geçmek isteyenlerin ortadan bir anda kaybolduğu gözlenecek ve bunun adı ölüm olacak.
İnsanoğlu 2000 yıl sürecek bu Foton çağında yaşadıktan sonra,Foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek…

Bütün bu ortaya atılanlar insanın bir yandan hoşuna giderken bir yandan da hadi ordan dedirtir cinsten.Her ne olursa artık zaman gösterecek biz şimdilik Dördüncü boyutu ZAMAN’ı yaşayalım ve bunu iyi değerlendirelim.Gün gelir belki 5.Boyuta ulaşırız.

-------------


Foton kuşağı, resmi olmayan kuruluşlar tarafından varlığı ortaya atılan ve M45 Ülker Takım Yıldızı ile birlikte Güneş Sistemi' nin de içinde bulunduğu sanılan hayali bir kuşak olarak görülmektedir. İnanılışa göre Maya Takvimi' nin bittiği Aralık 2012 tarihini müteakiben, Dünya uygarlığı' nın yeni bir boyuta gireceği sanılır ve girilen bu yeni boyut düşünebilen canlılara, farklı yetenekler ve farklı fikirler kazandıracağı ileri sürülür. Belirli zaman dilimlerinde, insanoğlunun kurduğu düzenin artık işe yaramayacağı, birçok insanın yeni fikirlerle öne atılacağı bir düşünce birliğinden bahsedilmektedir. Barış ve huzurdan bahsedildiği; anlayış tarzlarından, kültürel yapıya, ekonomik değişimden, özgürlüklere yeni bir boyut kazandıracağı 'inancını' kapsayan, bu düşünce birliğinin oluşacağını bekleyen kişilerin tanımladığı bir kuşak olarak da görülebilir. Öte yandan Nibiru adı verilen gezegen ise yine bu tarihte Dünya' ya yaklaşıp yeni olaylara sebep olacağı savunulur ki bu çevreden 'başka' inanışlarca; Kıyamet, Foton kuşağının getirisi olan yeni boyut olarak tanımlanır. Bu inançlarca da Tanrı' nın insanları aslında yok etmeyeceği, Kıyamet Günü' nün acı vem ölüm olmadığının, onlara bir bilinç devrimi yaşatarak, her açıdan gelişmiş toplumlar olarak hayatlarına devam edebileceklerine inanan tüzel kişilerce adlandırılan ve bu düşünce yapısının bir ürünü olarak benimsendiği gözlenmektedir. Ayrıca öne atılan tarihte güneş patlamalarının yaşanacağı ve dünyadaki canlıların genetik yapılarının değişime uğrayacağı, süre gelen olayların ise, dünya üzerindeki büyük elektirik kesilmeleri ile başlangıç alacağı tezini öne sürerler. Bununla beraber tüm bu anlatılanların birer efsane olduğu unutulmamalıdır.


-------------


DUYGULAR KENDİNİ AÇIĞA VURDU
Bu bakış açısıyla, 21 Aralık ve birkaç gün öncesine bir bakın. Eğer içinizde kalmış ve dışarı vuramadığınız herhangi bir öfke, kin, nefret, suçluluk ya da itiraf edemediğiniz, gizli ya da baskılanmış bir durumunuz varsa, bunlar kendini kusmuş olmalı. Bedeninizi bir çay bardağı gibi düşünün. İçinde bir parmak çay kalmış olsun. Foton kuşağı etkisiyle içine tamamen saf su dökülmeye başlandı. Ve siz çayı tutmak isteseniz bile, tazyikli su, onu dışarı atar. İşte duygularınız ve içinizde kalanlar da böyle kusar kendini. Bundan sonra ise enerjinin yönü değişmiş oldu. Egomuzla ve olumsuz elektrikle hareket edersek, evrensel enerjiler bunu desteklemeyecek. Kendi içimizde dürüstlük ve doğruluk dersi alacağız. Egosal ve bencilce kurulmuş her düzen bozulmaya, yıkılmaya doğru gidecek, birleştirip bütünleştirici her eylem ise desteklenecek. Bunlar ne zaman hızlanır? Kalbi temiz olanların da öfkeleri, suçluluk duyguları tamamen temizlenip, ilahi adaleti çalıştırmaya başlayınca. Öfkelerimizi bir an önce yenelim ve herkese sevgiyle bakalım. Herkese iyi seneler diliyorum.

Foton Kuşağı, 2011 yılının sonlarına doğru Paul Osterlund ve Alper Erkut tarafından Kadıköy’de kuruldu.

2012 yılında 10 şarkılık albümlerini Peyoteyp’de kayıt edip kendi imkanlarıyla bastıktan hemen sonra yine kendi imkanlarıyla 2013 yılında organize ettikleri 12 konserlik Batı Avrupa turuna çıktılar.

Tur kapsamında sırasıyla ; Kiel(Hansa48), Amsterdam(OCCII), Hamburg(Rote Flora), Berlin(Kili), Bonn(BLA), Köln(Privat), Paris(Gambetta club), Le Havre(Mc Daid’s), Caen(El Camino), Utrecth(ACU), Emmen(Huize Spoorloose) ve Tillburg’da gerçekleştirilen 250 grubun katıldığı, aralarında Built To Spill, Cocorosie, Mum, Shonen Knife, A Place to Bury Strangers, Jesu gibi hatırı sayılır müzik gruplarının yer aldığı, Avrupa’nın en büyük festivallerinden biri olan Incubate Fest’de çaldılar. Dinosaur Jr, Husker Du, Neil Young, Fleetwood Mac, Jawbreaker, Ramones gibi zaman kavramına sahip olmayan gruplardan etkilenen grup; rock ve punk tınılarının yanına pop,shoegaze,metal öğelerini de harmanlayarak ürettikleri bestelerdeki bağımsızlığa vurgu yapıyorlar.

-----------


2011-2012 tarihlerinde tüm dünyada duyulan garip seslerin , dünyanın geçtiği yeni bir radyasyon alanında kaynaklandığı belirtildi.Foton kuşağı, resmi olmayan kuruluşlar tarafından varlığı ortaya atılan ve M45 Ülker Takım Yıldızı ile birlikte Güneş Sistemi' nin de içinde bulunduğu sanılan yüksek enerji yüklü parçacıkların oluşturduğu hayali bir kuşak olarak görülmektedir.

'' Atmosferdeki Garip Seslerin Sırrı Çözüldü ''

30 Ağustosda Atlas 5 roketi ile uzaya gönderilen RBSP gözlem uydusu dünyanın etrafında yüksek enerjili ve parçacıklarla dolu geniş bir radyosyonlu alan tespit etti. Dünyanın hızla bu enerjili bölgeden geçmekte olduğu ve enerji dolu alanın dünyanın etrafından dolanması ile atmosferik seslerin insan kulağının duyabileceği boyutlara ulaşmasına sebep ol
uyor.

5 Eylülde Dünyanın manyetesforin yayılan ve çığlıkla ıslık arası radyo dalgaları kayıt edilmiş durumda Yeryüzünde atmosferden geçen bu dalgalar insan kulağının duyabileceği aşamaya ulaşmakta.
Bu radyosyonlu bölgenin 1958 de keşif edilen Val Allen kusaklarından bağımsız bir uzay geçiş radyosyonlu bölgesi olduğu kayıtlara geçmiş durumda.

Dış radyasyon kemeri yüksekliği 12.000 25.000 km (19.000 ila 40.000 km) kadar uzanır. Sadece bu radyasyonlu kuşağın dış kenarının iç Jeosenkron haberleşme uyduları bu dalgaları algılayabilmektedir. ( Bu durum uydu TV lerde yakında bu tür sesler duymamızı veya yayın bozulmalarını ortaya çıkaracak şeklinde yorumlanabilir. )

Güneşten tetiklenen enerji patlamaları Dünya’da jeomanyetik alanında yok olmakta. Bu yeni fırtınaların bizim jeomanyetik alanımızdan geçebildiğini ancak bilim adamlarının bunun tam olarak neden kaynaklanabileceği hakkında bir yorumları şu anda bulunmuyor.

Kayıt edilen çığlık şeklindeki bu seslerin frekans aralığının balina ve yunusların frekansına çok yakın olduğuda kayıtlar arasında yer alıyor.

Seslerin daha uzun yıllar devam edeceği bu radyosyonlu bölgenin milyarlarca km uzunluğunda olduğu ve ne kadar bir zamanda dünya ve güneş sisteminin bu alanı katedebileği hesaplanmış değil.
Blubox BBS'ten alıntıdır.

* * *

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b