Karışık :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Gececini nedir, gececinleri hakkında, gececini

29 Ocak 2015 Bu içerik 2.020 kez okundu.

Geceleri, cinlerin sizi rahatsız etmelerine neden olacak hareketler topluğu halk arasında oldukça yaygın bir inanıştır. bunlardan bazıları, yatsı ezanından sonra cin demek, küle işemek, gece tırnak kesmek, isimlerini telaffuz etmek, onlara küfür etmek. bunlardan en önde gelenleridir.


Geceleri, taze karafırın ekmeğini bölerken, büyük ihtimal pusuya yatıyor bunlar. eğer, masanın üzerinde düşerse kırıklar ne ala, ama ekmek kırıkları yere düşmeye görsün, istediğiniz kadar "üç harfli" deyin, "iyi saatte olsunlar" deyin kralını tanımazlar, yanınızda bitiverirler

Gececinleri, gecelerin tırnak kesmek,
yemek örtüsünü dışarı silkmek,
incir ağacının altına destursuz işemek,

cinlerin gelmesine vesile olur'muş'

korunmak içinse en iyi yöntem, 3 defa felak ve nas ayetlerini okumakmış.

cinler atatürk'ün (bkz: her lafa atatürk ü sokmak) dediği üzre 'geldikleri gibi gitmezlermiş! , gitmeleri için sabah ezanının okunması şartmış; hatta ortam eğer çok çekiciyse bazen sabah ezanında bile gitmez, takılabildikleri kadar takılırlarmış!

bunların haricinde erkek tabiatlı cinler bazen kadınları esir alır sabaha kadar mokoko yaparlarmış! onları durdurmak çok zormuş, duvarlardan geçer, envai çeşit atraksiyon yaparlarmış,

yani efenim mış mış mış; kesin bir done yok elimizde; gene de dikkatli olmakta faide var'mış'

* * * * * *

Muhafız Melekler

Güvenilir kaynaklarda, cennetle müjdelenmiş sahabelerden İran fatihi Sa’d ibni Ebî Vakkas’dan naklediliyor ki: “Uhud Savaşı’nda, Resulullah’ın (asm) iki tarafında, iki beyaz elbiseli şahsı ona nöbetçi gibi, muhafızlık eder suretinde gördük. İkisinin de daha sonradan Hazret-i Cebrâil ve Hazreti Mikâil olduğunu anladık.”[6] Acaba böyle bir İslâm kahramanı “gördük” dese, görmemesi mümkün müdür?



Savaşan Melekler

Hem Peygamberimizin (asm) amcasının oğlu olan Ebu Süfyan ibni Hâris ibni Abdülmuttalib, sağlam kaynaklarda haber veriyor ki: “Bedir Savaşı’nda, gökle yer arasında, beyaz elbiseli, atlı zâtları gördük.”[7]

* * * * *

CİNLERDEN KORUNMA YÖNTEMİ,NERDE YAŞARLAR,NE İÇERLER ÖMÜRLERİ KAÇ YIL VE DAHA FAZLASI

Cinler ne yerler, ne içerler: Onların beslenme şekilleri kokudur, enerji varlıklar oldukları için bizim gibi yemek yemezler. Pişmiş pilav kokusuna bayılırlar. Ayrıca kemik artığı et kokusu en sevdikleri kokulardır. Kim sofraya oturduğunda “Besmele” çekmezse yemeğini kâfir cinlerle paylaşır. Peygamberimiz (S.A.V):: “Özellikle et yemeği yediğiniz zaman elerinizi mutlaka yıkayın, yoksa yağlı elleri yalarlar.” buyurmuşlardır. Sigara dumanını çok severler. Kâfir olanları, kan, irin, hayvan pisliği kokularını çok sever.

Nerelerde yaşarlar, hangi mekânları severler: En çok mezarlıklarda yaşarlar, Harabe, ıssız yerleri severler, namaz kılınmayan evlerde, pis ve Kur'ân okunmayan evler mekânlarıdır. Çok pis insanları çok severler. Özellikle pis insanların kokularına bayılırlar. Peygamberimiz (S.A.V): “Her kim evine girerken ‘Bismillâh' demezse bilsin ki evine iblisle birlikte girer.” buyurmuştur. Kim yatağa besmelesiz girerse onunla birlikte yatarlar. Onlar da şöyle der: “Hem barınacak yer buldum, hem doyacak sofra buldum, hem de yatacak yatak buldum” . Herşeyin başı besmeledir. Evlerde en çok banyo ve tuvalette bulunurlar. Tuvalete girince özellikle Allah'ı hatırlatırlar. Mü'min cinler camilerde, mü'min evlerde barınırlar. Evlerde mü'min cinlerin bulunması iyidir. Çünkü onlar zülmanilere karşı koruma görevi yaparlar. Hamamlar, çöplükler, ağaç dipleri en çok barındıkları yerlerdir. Kâinatın her tarafı onlarla doludur, bütün evler onların mekânıdır. Müslüman kişilerin evinde müslüman cinler vardır. Kâfir kişilerin evinde kâfir cinler vardır. Nusaybin cinleri çok meşhurdur. İlk defa da müslüman olanlar Kâbe cinleridir.

İnsan bedeninde de barınırlar m: Kâfir cinler insan bedenini sahiplenirler. Bir insan bedenini sahiplendiler mi boğazda yalıya yerleşmiş gibi sevinirler. Orada çok rahat ederler. O kişinin ağzını, gözünü, beynini, kalbini kullanırlar. Çıkmak zorunda kalınca da, anne kucağından koparılıyormuş gibi bağırırlar.

Ömürleri ne kadardır : Ömürleri çok uzundur. Sahâbe zamanından bugüne kadar yaşayan cinler vardır. 1000, 1500 sene ömürleri vardır.

Nasıl yaşarlar nasıl ölürler: Evlenirler, çoluk çocuk sahibi olular, ölürler. Ticarî bir kaygıları yoktur. İnsan artıkları ile beslendikleri için çalışma gibi bir durumları yoktur. Eğlenirler, düğün yaparlar, konferanslar verirler. Çok güzel besteler yaparlar. Onların da canını Azrail (A.S). alır. Bizlerle birlikte cennet veya cehenneme gireceklerdir.

Hayvanların canını kim alır: Allah yarattığı hayvansal âlemi anadan doğduğu günden ecel gününe kadar sayısal bir zikir sayısı ile sınırlamıştır. O bittiği zaman otomatikman ölüm gerçekleşir. Bütün hayvanlar Allah'ı zikrederler. Cinler de öyledir.

Cehennemde yanmaları nasıl olacak, ateşten yaratıldıkları için ateş onları etkiler mi: Nasıl ki insan çamurdan yaratılıp ateşe atılıyorsa, cinler de ateşten yaratılıp toprağa katılacaktır. Bu onlar için çok büyük bir azap olacaktır.

Evimize kafir cinlerin girmemesi için nelere dikkat etmeliyiz: Evlerimizin temiz olmasına çok dikkat etmemiz lâzım. Evimizde Kur'ân okunacak, zikir yapılacak, bunu da duvarlar duyacaktır. Mümkünse gülsuyu evin her tarafına sıkılacaktır. Bu kokuya dayanamaz, kaçarlar. Tuvalet ve banyolarda olabildiğince az kalmak lâzımdır. Orada da insanı oyalarlar, gusül aldım mı almadım mı diye evham verirler. Hiç bir şey yapamazlarsa vesvese ile insanı mutsuz ederler.

Kimlere musallat olurlar: Özellikle kendi yolundakilerle uğraşmazlar; ama kendi yolundan biri Allah yoluna girerse ona çok musallat olurlar. Ümitsiz, mutsuz, korkak kimselerin zayıf bir anını kolaylayıp, çok rahat bedenlerine girip o bedeni kendi bedenleri gibi kullanırlar.

Cinler nelerden hiç hoşlanmazlar: Kâfir cinler Yâsin'i, ezanı ve tekbiri hiç sevmezler. Bunu duydukları anda zangır zangır titrerler. Namaz anını hiç sevmezler, secde anında çok azap çekerler, çırpınırlar. Kur'ân okunan evleri hiç sevmezler. Çünkü o zaman Rahmâniler gelir. Rahmânilerin olduğu yerde zülmanîler barınamazlar. Allah sohbetine hiç dayanamaz ve hemen oradan kaçarlar.

En çok neden korkarlar: Kâfir cinler ihlâslı bir müslümandan korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar. Allah'ın evliyalarını hiç sevmezler, onlardan çok korkarlar.

Cinleri en kahreden şey nedir: “ Allah seni kahretsin” kelimesini hiç sevmezler. Aslında zaten Allah'ın rahmetini kaybetmişlerdir. Ama bunu Adem (A.S)'ın. zürriyetinden duymak, çok ağırlarına gider ve bu onları kahreder.

Cinlerden korunma yolu nelerdir: En önemlisi koruma kalkanının altına girmektir. Allah'ın başlarının üzerine emrinden bir ruh yerleştirdiklerinin içine hiçbir cin girip onu sahiplenemez. Her zaman abdestli dolaşmak lâzımdır. Her zaman “Besmele” çekmeyi alışkanlık haline getirmemiz lâzımdır.

Her insanın bir cini var mıdır: Evet, her insanın içinde bir cin vardır. Şeytan, zülmâni, iblis, cin dediğimiz 4 ismi olan şey herkesde vardır. Sahâbe Peygamber Efendimiz'e: “Ya Resulullah sende de var mıdır?”diye sorduğunda,“Vallâhi vardır; ama o bana teslim oldu.” buyurmuştur. Bir zülmanî, bir Rahmâni herkesde vardır. Kişi ne zaman Allah'ın hoşuna gidecek bir iş yapsa, namaz kılsa, hemen devreye girer, caydırmaya çalışır. Hem içeride kalp ve beyin, hem de dışarıda bedeni kuşatmaya çalışan zülmanîler vardır. Onlara karşı da görev yapan Rahmâniler vardır. Kâinat onlarla doludur. Boş hiçbir yer yoktur, özellikle güneş battıktan sonra şeytanlar, kâfir cinler cirit atarlar. Biz havasçılar, “Çocuklarınızı akşam namazından sonra kesinlikle sokağa çıkarmayın” deriz, ta ki seher vaktine kadar.

Sübyânlık nedir: Eğer anne cinli ise doğumda annenin cini çocuğa geçebilir. Çocuk doğduğunda bedeni cinli olarak doğar.

Kâfir cinler kimlere yaklaşırlar: İhlâslı olmayanlara, başlarının üzerinde bir koruyucusu bulunmayanlara, üzüntülü olanlara, kendini koyuveren, çok şiddetli üzüntüsü olanlara, şiddetli kaygıları olanlara, hayattan bütün ümidini kesmiş yaşamak istemeyenlere, yalnız yaşayanlara şak diye yapışırlar. İnsanlık âlemini öyle güzel izlerler ki, o açığı buldukları zaman hemen insan bedenine girerler. Buna havas ilminde “harici girme” denir.

7/A'RAF-154: Ve lemmâ sekete an mûsel gadabu ehazel elvâh(elvâha), ve fî nushatihâ huden ve rahmetun lillezîne hum li rabbihim yerhebûn(yerhebûne).

Ve Musa (A.S)'nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onun (levhaların bir) nüshasında hidayet (Hakk'a hidayet, Allah'a ulaşma) vardır. Ve o, Rab'lerinden korkan kimseler için bir rahmettir.



Cin âlemindekilerle evli olanlar var mıdır: Eğer bir insan gece yarısı kan ter içinde uyanıyorsa, çok yorgun ve bitkin ise bu, o insanın o âlemden birisi ile evli olduğuna işarettir. Eğer cinler âleminden bir kadın bizim âlemden bir erkek ile evliyse ve bu durumu kabul etmişse o erkeğin hayatı boyunca o cinden kurtulması imkânsızdır. O kişiye her türlü kötülüğü yaparlar, dünyasını karartırlar.

Kimler insanı cinlerden kurtarabilir, cini vücuttan çıkartabilir: Bu tedaviyi yapabilen kişi, mutlaka havas ilmine vakıf, Allah'tan nusret, bağlı olduğu mürşidinden himmet alan bir kişi olmalıdır. Ses ve görüntü alabilmelidir (Gönül gözü, gönül kulağı açık olmalıdır). Mürşidi ile rabıtalı olmalıdır. Mürşidinin “başla” sesini duyup tedaviye öyle başlayacak bir kişi gerçek anlamda manevî tedavi yapabilir.

İnsanlar arasında dolaşan cinlileri nasıl fark ederi: Eğer siz Rahmâni iseniz, karşıdaki insanın gözlerinin içine bakın. Cinli olan kişi bu bakıştan çok şiddetli rahatsız olur. Başını öne eğer ve gözünüze bakamaz. Daha sonra içinizden bir “Fatiha” okuyun ve izleyin, sıkıntı duyar. Üçüncü kademe olarak içinizden tekbir getirin. Kişinin içinde bulunan cin veya şeytan diğer kişinin içindeki ile temasa girer ve aldığı mesajı diğerine fısıldar, fal olayı böyle gerçekleşir

Cinlerin vücuda intikali kaç yolla ve nasıl olur: Cinler, bedene iki yolla intikal eder.

1-Hârici intikal: Müsait zaman kollayıp bedene girme,

2-Dâhili intikal: Büyü yolu ile bedene cin göndererek cin sokma

Kâfir cinler insan vücuduna nerelerden girerler: Ağızdan, burundan, kulaktan, ayaklardan, parmak uçlarından tırnak aralarından her yerden girebilirler. Bu hissedilmez. Çıkışta çok zor çıkarlar. Müslüman olup da mü'min olmayan cinler, insan vücuduna girerler ama onun günah olduğunu bilmezler. Daha ziyade çocuk yaştaki cinlerdir. Onları çıkarmak kolaydır. Bize “Yâsin okuyun ya da tekbir getirin ki yolumuzu bulalım” diye yardım isterler. Y3asin'in özelliği yol göstermesidir. Kendi kendine çıkamazlar.

İnsan vücudunda nerelerde saklanırlar: En çok kasıklarda saklanırlar. Sırasıyla ensede, diz kapak altlarında, sol kol altında, çünkü sağ tarafta hayra yönelik amellerimizi yazan melek vardır. Oraya gelemezler. Beden sahibini bazen ateşlendirirler, bazen sol kolu uyuştururlar ve ağrı verirler. O ağrıyı dumanla verirler. Genelde sabah kalkınca sol kolda uyuşukluk olur. Sol tarafta kalbin bulunduğu bölge necis olduğu için orayı seçerler.

Kişi, kendi içinde cin olup olmadığını nasıl anlayabilir: Sabahları çok zor uyanıyorsa, namazlarda çok vesvese oluyorsa, abdest anında akla hayale gelmeyen vesveseler geliyorsa, eşiyle çok şiddetli geçimsizliği varsa, eşinin yüzünü bir anda değişik görüyorsa, gözleri kan çanağı gibi kırmızıysa, sol kolda uyuşmalar oluyorsa, bunlar bariz belirtilerdir.

Eğer gece geç vakitlerde yorgun uyanıyorsa, banyoda, tuvalette çok uzun kalıyorsa, ani sinirlenmeleri varsa, yatakta çok sağa sola dönüyorsa, uykuda dişlerini gıcırdatıyorsa, eşine karşı sebepsiz soğuksa, bir anda kendini kaybediyorsa, bir anda kramp şeklinde ağrı giriyorsa, bir anda uyku basıyorsa, iki ayrı insan gibi farklı kişilikler sergiliyorsa, mutlak surette bu o kişinin bedenin içinde cin olduğunu gösterir.

Beden dışında cin olduğu nasıl anlaşılır: Onlar da rüya âleminde kendilerini göstererek alıştırırlar. Hiç acele etmezler, çok sabırlıdırlar. Kedi, köpek ve yılan olarak görülürler. Eğer uykuda yılan sokuyorsa uyanınca soktuğu yerde kişi acı hisseder. Yerde fare gibi koşuşan siyah karaltılar görüyorsa, karanlıktan korkuyorsa, arkadan biri beni takip ediyor korkusu varsa, biri tarafından devamlı gözetleniyor hissine kapılıyorsa, namazlarda arkasında biri varmış gibi hissediyorsa, kâfir cinler tarafından gözetleniyor demektir. Zaman kollayıp mutlak surette müsait bir anda içine girme yollarını arıyorlardır. Devamlı zaman kollarlar. Üzgün ve ümitsiz anlarında “fırsat bu fırsattır” deyip saldırırlar, aynı tilki gibidirler. Çok sabırlıdır ve hiç vazgeçmezler.

Cinleri evimizden uzak tutmak için ne yapmamız lâzım: Şu âyetin sıkça okunması lâzımdır: “La ilahe illâlahû vahdehu la şerike lehul mülkü şerike hamdü ve hüve âla küllü şey in kadir”. Bu âyet günde 100 defa okunur. Allah Resûlün'e 100 den az olmamak şartı ile salâvat getirilir. Yedi dükkân süprüntüsü ile tütsüsü yapılır, her tarafa gül suyu serpilir. Kur'ân'ı açıp sesli olarak evde dinlediğiniz zaman evde bir tane kâfir cin barınamaz.

Rahmâni melaikeler siz yatak odanıza girdiğiniz zaman odadan içeri girmezler, kapıda beklerler. Sadece kâfir cinler girer. Sebebi eşler arasında soğukluğu oluşturmaktır.

Yatak odasında âyet cinsinden hiçbir şey olmaması gerekir.

Şeytanla nasıl iş birliği yapanlar yaparlar: Şeytanla iş birliği yapmak isteyenler önce kâfir cinlerle ilişki kurarlar. Cinler onlarla şöyle bir anlaşma yapar: “Sen bizim patronumuz olan şeytanın emirlerine itaat ettiğin müddetçe biz de senin emrindeyiz”. Şeytan da onlara emrini verir. Büyücü cinleri emri altına alır. “Git şurada şunun vücuduna gir, şunu yap” diye veya yedirme tarzında büyü yapılır ve bedene cin sokulur. Cin görevini bitirinceye kadar çok yoğun çalışır, birisi müdahale etmezse işini bitirmeden o bedeni terk etmez. İşini bitirince patronuna gider, rapor verir ve bedeni terk eder. Bazen de ölünce bedenden çıkarlar.

Büyü nasıl yapılır: Yazılan muskalar, hazırlanan sular değil, burada asıl olan büyücünün görevlendirdiği cindir. Yani büyücü der ki: “Git şu şahsın bedenine gir ve bu karı kocanın arasını aç, vazifen bu”. Kâfir cin de emri mutlaka yerine getirir.

Büyünün kuvvetli tutması için ne yaparlar: Kur'ân'ı tersten okurlar, tuvalette okurlar ve abdestsiz okurlar veya Kur'ân'ı oturduğu minderin altına koyarak ve necis ortamlarda okuyarak büyü yaparlar. Bu sistem büyücülerin en etkili yoludur. Bu sistemle 12'den vururlar. Eğer kişinin bir mürşidi ve koruması yoksa yapılan büyü 24 saat içinde tesir eder. Medyumların hepsi zülmanî güçleri kullanarak mesleklerini icra ederler.

Bedenine cin giren kişi nasıl tedavi olur: Havas ilmine sahip olan kişiden başkası cinliyi tedavi edemez. İlim sahibi kişi önce cinliyi bir teste tâbî tutar. Bir bardak suya 7 fatiha okur, telefonun öbür ucunda olsa bile o okumanın etkisi ile eğer kişi cinlerin etkisin de ise suyun tadını değişik alır. Suyun tadı ya ekşi, ya tuzlu, ya acı, ya da yakıcı olur. Sonra cinlinin kulağına ezan okunur. Eğer kişide yine zülmanî cinler varsa kişi ezana dayanamaz, sıkıntı basar. Daha sonra yakma işlemine geçilir. Yakım başlayınca kişide yanma ve kaşıntı olur. Tıp buna çare bulamaz. 35 gün sonra mutlaka yanma ve kaşıntı durur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e böyle bir hasta geldiğinde, bedene giren cine, “Çık ey Allah'ın ve Resûl'ünün düşmanı” deyip sırtına vururdu ve cini çıkartırdı. Hz İsa da, HZ Süleyman da böyle tedavi ederlerdi. Bunun adı “RUKYE”dir. Günümüzde rukye tedavisi tamamen unutulmuştur.

Cin ile havasçı arasında nasıl bir konuşma geçer: “ Hiç bir bedene zarar vermemek koşulu ile benim askerim olmayı kabul ediyor musun? Bedene zarar verdiğin takdirde başına neler geleceğini biliyor musun?” Cin, denileni yapmazsa yanacağını bilir. Cini mutlaka ehil ilim sahibi kişi çıkartmalıdır. Kulaktan çıktığı takdirde kulakta tahribat yapar. Ehil olan kişi onu alırken gözlere, kulaklara ve buruna Rahmâni görevlileri yerleştirerek oraları kapatır.Ve cini ağızdan alır. Cin ya Rahmâni ordusuna katılmayı kabul eder ki eğer etmezse yakılır. Bu onun sonu olur. Çıkış anında çok sıkıntı verirler, karın ağrısı yaparlar. Ve kafayı, kolları, ayakları uyuştururlar.

Şuna çok dikkât etmek lâzımdır. İçerideki şeytanın dışarıda dostları vardır. O içerden çıkıp sizin bedenine zarar veremez. Ama dışarıdaki dostlarını kullanırlar. Onlara iltifat da etmeyin. Sakın hakaret de etmeyin. Tek çözüm onları bulunduğu yerden çıkartıp almaktır. Bunu da ancak bilen biri yapabilir. Bu havas ilmi yapmış bir kişi olmalıdır. Onun haricinde medyumlar, cinci hocalar size daha fazla zarar verebilirler.

Azap âyetleri vardır, onlar okunur. Meselâ Bakara Suresinin 255. âyet-i kerimesi okunur. Hasta kusturulur. Pis, necis bir koku gelir. Bu onların kokusudur, ona tebliğ yapılır.

“Allah'ı seviyor musun, Peygamber'i seviyor musun, Kur'ân'ı seviyor musun?” diye sorarız. “Onlardan nefret ediyorum.” diye cevap verirler. Eğer bir cini yakıp da tayfasını yakmazsan intikam alırlar. Havasçıdan alamazsa ailesinden alırlar.

Cin çıkarma işini herkes yapabilir mi: Eğer bir mürşidiniz yoksa cinlerden haber alacak bir merkeziniz yoksa maneviyatta güç ve himmet yoksa değil cin çıkarmak, başınıza dert alırsınız. Sakın bu işe karışmayın size girer. Bunların içinde en tehlikelileri ifrittir, çok kuvvetlidir. Onunla mücâdele çok zordur. Genelde ya insanı intihara sürüklerler yada bir başkasını öldürtmeye çalışırlar. Bu konuda hiç durmadan ilham verirler.

Sakaleyn olan Süleyman Peygamber, Süleyman tapınağında cinleri mi çalıştırmıştır: Evet, bu 4 ifrit ve her birinin 360 tane tayfası ile birlikte Hazreti Süleyman'a hizmet etmişlerdir ve zerre kadar seslerini çıkaramamışlardır.

Muallâk taşının hikâyesi nedir: Süleyman (A.S) âsasına dayanıp bir noktaya baktığında aslında ölmüştür. Cinler onun öldüğünü anlamadan harıl harıl çalışır. Ama âsasına giren bir kurt âsayı kemirince âsa kırılır ve Süleyman (A.S) yere düşer. O zaman cinler, “Peygamber ölmüş” diye bağırınca hepsi işi bırakıp kaçarlar. Tam taşı yerine koyarlarken bırakıp kaçtıkları için taşın havada kaldığı rivayet edilir.

Cinlerin başka görevleri var mıdır: Cinlerin bir görevi de bütün insanların arasında infilâk çıkarmaktır. Devletler arası savaşları ile âdemoğullarını birbirine kırdırırlar ve ölmelerinden mutluluk duyarlar.

Gece yatakta cinlerden korunmak için ne yapmalıyız: Yatağa yatınca 21 Besmele çekilir, 3 Fatiha, 3 İhlâs, 3 Felâk, 3 Nas, 3 Ayet-el Kürsi okunur. Ve 21 Besmele ile kapatılır. O zaman ona ne bir cin, ne bir karabasan yaklaşamaz. Bu bir zırhtır. Sabaha kadar sizi korur.

* * * * * *

Cinlerle İlgili Mucizeler

Cinlerin Peygamberimiz (asm) ve sahabelerle görüşmesi şeklinde de pek çok hadiseler nakledilmiştir. Sahih kaynaklarda geçenlerden birkaçını nakledeceğiz.

Hadis imamları bize, İbni Mes’ud’dan (ra) naklediyorlar ki: “Batn-ı Nahl denilen yerde, cinlerin hidayete erdikleri gece, cinleri gördüm. Sudan Kabilesinden Zut denilen uzun boylu insanlara benziyordular.”[9]

Hadîs imamlarının naklettikleri meşhur bir hadise de şudur: Hazreti Hâlid ibni Velid’in Uzzâ putunu imha ederken, putun içinden siyah bir kadın şeklinde bir cin çıktı. Hazreti Hâlid bir kılıçla cini iki parça etti. Allah Resulü (asm), o hâdise için “Uzzâ putu içinde ona ibadet ediliyordu. Daha ona ibadet edilmez.” diye açıklamada bulunmuştur.[10]

Hem Hazreti Ömer’den (ra) nakledilen bir başka hadise de şöyledir. Hazreti Ömer (ra) anlatıyor: “Biz Allah Resulü’nün (asm) yanında iken, ihtiyar biri gibi elinde asâ olan,“Hâme” isminde bir cin geldi ve iman etti. Sonrasında ise Allah Resulü (asm), ona kısa sûrelerden birkaç sûreyi ders verdi. Dersini aldı, gitti.”[11]

Melekler ve cinlerle ilgili mucizeleri bitirirken, Allah Resulü’nün (asm) ümmetinden ileri gelen bazı büyük zatların da Peygamberimizin (asm) nuruyla ve terbiyesiyle yüzlerce defa melekleri ve cinleri gördüklerini[12], bu hadiselerin de dolayısıyla Peygamberimizin (asm) mucizevi irşadının ve terbiyesinin bir neticesi olduğunu hatırlatarak konuyu noktalıyoruz.

* * * **

Hadis Numarası: 5575
Ravi: Hz. Ma'n İbnu Abdirrahman(r.a.)
Hadis Metni: Babam merhumu dinledim. Diyordu ki: "Mesruk'a sordum: "Kur'an dinledikleri gece, cinleri(n geldiğini) Resulullah (sav)'a kim haber verdi?" Bana şu cevabı verdi: "Baban, yani İbnu Mes'ud bana bildirdi ki: "Onların yani cinlerin geldiğini bir ağaç haber verdi."
Kaynak: Buhari, Menakıbu'l-Ensar 32; Müslim, Salat 153, (450)


* * * * *

Mescid-i Cin

Rasûlullah Efendimiz, peygamberliğinin onuncu senesinde Taif’ten Mekke’ye gelirken, yine Nahle vâdisinde, teheccüd namazını kıldı. Cin sûresini sesli olarak okurken, yine yedi cin uğrayıp, Kur’ân-ı Kerim dinleyip, vilâyetlerine gidip diğer cinleri Rasûlullah’a uymaya çağırdılar.[1]

Allah’u Teâlâ, Ahkâf Sûresinde Rasûl’üne bunu haber veriyor.



(Sûre-i Ahkâf, Âyet 29-31)

“Hani cinlerden bir gurubu Kur’ân’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’ân’ı dinlemeye hazır olduklarında(birbirlerine) “susun” demişler. Kur’ân tamam oluncada uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

Ey kavmimiz! dediler. Doğrusu biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekilerini doğrulayan Hakk’a ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.

Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki, Allah’da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azabtan korusun.”

Bu hâdiseden üç ay sonra Rasûlullah cin taifesini dine davet ve Kur’ân öğretmekle emr olundukta bir gün, Cebrâil (Aleyhis-selâm) gelip; “Sizinle görüşmek için cin taifesi Mekke’nin kabristanı yanında bekliyorlar,” diye haber verdiğinde, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

– Ben bu gece cinleri imana davet ve Kur’ân öğretmekle memurum, benimle kim gider? buyurdu. Sahabe çekindi. İbn-i Mes’ud (Radiyallahu anhu):

—Ben giderim, deyip vardıklarında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek parmağı ile daire çizip, İbn-i Mes’ud’a:

— Sen bunun içine gir! Sakın dışarı çıkma! Yoksa beni göremezsin, buyurdu. Kendisi bir seccade üzerinde namaza başladı. Tâhâ Sûresini okudu. Oniki bin yahud altı yüz bin, yahud her birinin altında sayısız kimse bulunan kırk sancak olarak cin taifesi Rasûlullah’ı çevreleyip Kur’ân’ı dinlediler. Namazdan sonra bunları dine davet etti. Hepsi kabul ettiler.

Bir rivâyette mucize istediklerinde onlara yakın bir ağaca:

– Allah’ın izni ile gel! Buyurdu. (Ağaç) Köklerini yerde sürüyerek geldi.

– Ey ağaç! Neye şahadet edersin? buyurdu.

– Şahadet ederim ki, sen, Allah’u Teâlâ’nın Rasûlüsün, dedi. İzin verilip yerine gitti. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) cinlerin ileri gelenlerinden on iki kişiye şeriatın ahkâmını öğretip;

– Sizde diğer arkadaşlarınıza öğretirsiniz, buyurdu. Sonra cinler yerlerine gittiler. İbn-i Mes’ud der ki:

– Rasûlullah’ın yanında akbaba kuşları şeklinde şekiller, dehşetli sesler ve büyük kalabalık görüp işittiğimde, Rasûlullah’a zarar geleceğinden korktum. Daha sonra bulut parçaları gibi bölük bölük açılıp gittiler. Sabah olunca Rasûlullah yanıma geldi ve:

– Ne gördün? dedi.

– Beyaz kaftanlara bürünmüş, siyah kimseler gördüm, dedim.

– Onlar Nusaybin şehrinin cinleridir. Kendilerine ve hayvanlarına yiyecek tayin edilmesini istediler. Bende; Etini yeyip attığımız kemikler size, hayvanlarımızın tersi, hayvanlarınıza gıda olsun, dedim, buyurdu. Ben:

– Yâ Rasûlullah! Kemik onlara nasıl gıda olur? dediğimde:

– Atılan kemiklerin üstünde, Hakk’ın kudretiyle önceki gibi et biter, hayvanlarımızın terside aslında ne kadar taneden olmuşsa o ters içinde o kadar tane biter. Kemik ve tezekle istincâ etmeyin (temizlenmeyin). Zira onlar cinden kardeşlerinizin azığıdır (yiyeceğidir) buyurdu.

– Yâ Rasûlullah! Büyük sesler işittim, sebebi neydi? dedim.

– Cinlerin arasında bir kimse öldürülmüş, onun için münakâşa edip davayı bana getirdiler. Aralarında hak üzere hükmettim, buyurdu.

Bu uzun hâdise böyle kısa bir kitaba uygun değildir ama Rasûlullah’ın risaletinin umumi olduğuna ve şânının yüceliğine delâlet ettiğinden, ona muhabbeti arttırır düşüncesiyle bu şekilde kısa yazdık.[2]



Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b