Gizem :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Sırrı çözülemeyen Atlantis efsanesi

07 Mayıs 2014 Bu içerik 1.663 kez okundu.


Google Earth ile K. Afrika açıklarında Atlas okyanusunun dibinde bazı geometrik şekillerin gözlemlenebildiğini, buranın da kayıp şehir atlantis olduğu yazılıydı. Biraz da mesleğim icabı (araştırmacı tarihçi) konuyu üstünkörü değerlendirdiğimde gerçekten de delillerin söylenenleri destekler nitelikte olduğunu gördüm. Sizler ile bulgularımı tek tek paylaşmak istiyorum...


1. Adım: İlk olarak Bilgisayarınıza Google Earth 5.0.11733 Beta kurun..

2. Adım: Acele etmeyin önce "Atlantis nedir?"; "ne değildir?" bir öğrenelim:


Atlantis (Yunanca Ἀτλαντὶς νῆσος, "Atlas'ın adası", Platon'un Timaeus ve Critias kitaplarında bahsettiği[1] efsanevi batık bir kıta ve uygarlık.
Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9,000 yıl önce (yaklaşık M.Ö.9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktırr.
Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikâye halinde olan Atlantis, genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür. Bir çok akademisyen için Atlantis hikâyesinin amacı belirgin olmasına rağmen, Platon'un hikâyesinin nekadarının eski hikâyelerden derlendiği bir tartışma konusudur. bazı akademisyenler Platon'un hikâyeyi Thera yanardağ patlaması veya Troya Savaşı'ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken, bazıları ise M.Ö. 373'te gerçekleşen Helike'nin yıkımı veya M.Ö. 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina'nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar.
M.Ö. 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder. Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şairSolon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştirve Keşiş'e göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir.
Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeliClemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adıdır. Platon'un hemKritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Platon(eflatun)'a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu.Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü.
Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçe’deki "ad", "ada", "ata" (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile "Ad" kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir.
James Churchward Atlantis'in efsanevi Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir.İngiliz ordusunda görevli subay olarak Tibet'te bulunmuş, daha sonra dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır. James Churchward 1883'de, Batı Tibet'te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkartmıştır. Tibet'te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet'teki manastırları dolaşırken, yolu Batı Tibet'te bir manastıra düşmüş ve bu manastırın, Büyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan baş rahibi Rishi, Churchward'a, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış Naacal Tabletleri ni göstermiştir.

kaynak wiki


3. Adım: Şimdi iddialara bakalım :



"İngiliz The Sun Gazetesi’nde yer alan habere göre, internet kullanıcılarının okyanus tabanı ve derinliklerinde sanal gezinti yapmalarını sağlayan Google Ocean programı, Kanarya Adaları’na yakın Afrika’nın batı sahillerine 997 kilometre uzaklıkta yer altında ’gizemli’ şekiller keşfetti.

Fotoğraflarda görülen kusursuz dikdörtgen şekillerin kayıp kıta Atlantis’e ait olabileceği söyleniyor. Dikdörtgen şekillerin Galler büyüklüğünde olduğu ve 4 kilometre derinlikte yer aldığı belirtildi.

Birbirini direkt kesen belirgin çizgilerin haritayı andırdığı belirtiliyor. Şekillerin doğal yollarla oluşamayacak kadar düzgün olması dikkat çekiyor.

Filozof Platon, kıtanın M.Ö 9700’de sulara gömüldüğünden bahsetmişti. New York Üniversitesi’nden uzman Charles Orser, keşfi büyüleyici olarak niteledi. Orser, ’Şekiller Platon’un tarif ettiği bölgede bulunuyor. Kesinlikle daha yakından bakılmayı ve araştırılmayı hak ediyor’ dedi.

Platon’un diyaloglarında gömülü bir hikáye halinde olan Atlantis, genellikle filozof tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için oluşturulmuş bir efsane olarak görülüyordu.
(Hürriyet)"


The Sun:

"THIS is the amazing image which could show the fabled sunken city of Atlantis.

It shows a perfect rectangle the size of Wales lying on the bed of the Atlantic Ocean nearly 3½ miles down.
A host of criss-crossing lines, looking like a map of a vast metropolis, are enclosed by the boundary..."




4. Şimdi bir de kendimiz bakalım, ben zaten bakmıştım siz de kendi pc'nizde bakabilirsiniz.









5. Sonuç:


Tabiki yaptığımız şey çok profesyonelce bir araştırma değildi. Fakat birileri bişey farketmiş, çok ilginç birşey doğrusu, bunu paylaşmış. Dikkat edersek gerçekten de bu geometrik şekillerin denizin dibinde doğal olarak oluşmadığı ortada. Peki orada gerçekten ne var. Bu sorunun cevabı oraya inip görmeden cevaplanmayacak. Peki asıl soru? Google Earth'ın bulabildiği bişiyi daha önce bulamadılar mı? Tabiki buldular, ve her zamanki gibi bizden gizlediler...


ATLANTİS

Tanınmış Yunan gezgin ve tarihçi Herodot, bugünkü Sahra’da yaşamış olan garip bir halktan bahseder ve onların "Atlantisli" olduğunu söyler.

Bu efsanevi ülke zaman zaman yerküremizin, birbirleriyle hiç ilgisi olmayan noktalarına yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yunanlı tarihçi gibi günümüz romancılarından Pierre Benoit gibi yazar araştırmacılar, bu ülkenin, Sahra’nın Fas Atlaslarına yakın bölümünde bulunduğunu iddia etmişlerdir. O zamanlardaki Sahra bu günkü gibi çöl değil, aksine yemyeşil ve bereketli bir yerdi. Bu ülke insanlarının torunları tuaregler olmalıdır, zira mavi derileriyle meşhur bu insanların kökenleri saptanamamıştır.

Diğer bazılarına göre de Atlantis, Baltık Denizinde veya İzlanda ile Grönland arasında yer almaktadır. Bazen ise Kafkasya’da bulunduğu iddia edilmektedir. Bütün bu tezler içinde en çok rağbet göreni ise Atlantik Okyanusu’nun ortasında yer aldığıyla ilgili olanı. Bu tezden ilk söz eden Platon (Eflatun) olmuştur.

Platon, Atlantis’le ilgili ‘Timea’ adlı eserinde bu konuyu çok detaylı ele almıştır. Ama bu tradisyona birbiri ile ilgisi olmayan pek çok uygarlıkta da rastlanmaktadır. Öne sürülen ifadelerin çoğunun birleştiği nokta, bu uygarlığın çok yüksek bir evrim seviyesine erişmiş olduğu.

Tip olarak siyah saçlı ve çıkık elmacık kemikli olan Atlantisliler, maddeye hakim olacak güçte sihirli bilgiye sahiptiler. İnanılmaz derecede yüksek bir teknolojileri vardı, başkentleri olan Poseidon ’da altın tapınakları vardı. Tunçtan yapılmış geniş bir sur ile çevriliydi ve bolluk, bereket içindeydiler.

Atlantis’in yok oluşuna, işte bu ileri teknoloji ve o doymak bilmez iktidar hırsı neden oldu. Atlantisliler, dikkatsiz davranarak, “negatif güçleri” uyandırdılar ve kim bilir, belki de atomik bir bir tufan sonucunda dalgalar arasında yok olup gittiler. Atlantis, üzerinde yaşayan halk ile birlikte bir gün ve bir gece içinde volkan ateşleri, yer sarsıntıları ve her şeyin yutan suların arasında kayboldular…

Atlantik ’de yer alan bu günkü Azor ve Kanarya adaları, her halde Atlantis’in sular üzerinde kalmış olan izleridir ve Tenerif adasındaki Teide Tepesi de Atlantislilerin büyük kutsal dağının en yüksek tepesi olmalıdır.


Kayboluşundan 10000-12000 yıl sonra Atlantik Okyanusunda bu efsanevi ülkeye ait kalıntılar bulunmuştur.

Aniden okyanusun içinden fışkırmış olan volkanik adalar, Bahama adalarındaki Bimini ’de görülenlere benzer (taş döşeli devasa bloklar gibi).

Bilmediğimiz efsanevi bilgilerin anahtarına sahip olan bu esrarengiz uygarlık konusunda, ezoterizm, gizemcilik ve okültizmle ilgilenenler, kulakları kirişte yeni haberleri beklemekteler…

Meraklı araştırmacıların kulaklarına kar suyu kaçtı mı? Bilmiyoruz ama şimdilerde Atlantis'in kalıntılarının İspanya’nın güneyinde olduğu iddia ediliyor. Belki de hepsinde doğruluk payı var. Bir kıta mı yoksa tüm gezegen mi değişime uğradı henüz tam olarak bilemiyoruz ki?

Tek bir kıta değilse elbette pek çok yerde kalıntılara rastlamak mümkün. Bu kalıntıların birinden gerçek tarihi belgelere ve kanıtlara ulaşıncaya kadar beklemek zorundayız.

Sorular yanıt arıyor… Atlantis efsanesi gerçek mi? Araştırmalar devam ediyor…

Atlantik Okyanusu’ndaki muhteşem efsanevi ada Atlantis, Aralarından Eflatun’un da bulunduğu Antik Çağ’ın pek çok yazar ve düşünürünün eserlrinde anlatılmaktadır. Milattan yaklaşık 600 yıl kadar önce Atina’lı kanun koyucu Solon’a bir grup Mısırlı Rahip denizin ortasında bulunan fantastik bir krallıktan söz etmişlerdi. Bu rahipler, Solan’a bu krallığın 9.000 yıl kadar önce çok güçlü bir krallık olduğunu anlatmışlardı.

Eflatun’un anlatığı öyküde de Atlantis’in birbiri içine geçmiş bir kaç adadan oluştuğu söylenmektedir. Ortada bir su kanalıyla çevrili bir ada bulunmaktadır. Bu su kanalı da çemberimsi bir adayla çevrilmiştir. Tümü iç içe dokuz su ve dokuz da kara çemberi bulunmaktadır.

Atlantis hükümdarı, Yunan mitolojisinde Poseidon adı verilen deniz tanrısı Neptün’dür. Neptün burada karısı Cleito ile birlikte yaşamaktadır. Beş ikiz olmak üzere toplam on tane oğulları bulunmaktadır.Bu on erkek çocuktan Atlas adını taşıyan biri en ortada bulunan odanın kralı olur. Diğer dokuzu ise geri kalan çember şeklindeki dokuz adanın hükümdarı olurlar. Atlantis’in kralları ve halkı işte bu on çocuktan türemiştir.

Atlantis zengin ve müreffeh bir ülkedir. Atlantis kenti de kırmızı ve siyah taşlardan inşa edilmektedir…Kent çok güzel imar edilmektedir.Evleri belirli bir düzen ve uyum içinde yapılmaktadır. Evlerin çok güzel olmasına özen gösterilmektedir. Çatıları kırmızı bakırdan yapılmakta öyleki güneş vurduğunda hepsi prıl prıl parlamaktadır…Ortadaki ada en güzel inşa edilenidir.İki tane görkemli tapınağıyla gerçekten göz alıcıdır. Tapınaklardan biri Neptün ve Ceito’nun anısına yapılmıştır.Bu tapınağın çevresine altından bir duvar yapılmıştır. Yalnızca Neptün’ün anısına yapılan diğer tapınağın çevresinde ise gümüşten bir duvar bulunmaktadır. Çatısı ise fil dişinden, bakırdan altından ve gümüşten yapılmaktadır.

Fakat her güzel şeyin olduğu gibi Atlantis’in bu altın çağının da sonu gelmiştir.Bu nedense garip bir yazgıdır. Atlantis de bu yazgının dışına çıkamadı… Halk bu şaşaalı yaşam sonunda çok büyük bir yozlaşmaya uğradı. Bu yozlaşma sonunda disiplinlerini kaybettiler ve Atinalılar tarafından yenilmekten kurtulamadılar…

Ancak felaket bunlarla da bitmedi. Tanrılar Atlantisliler’in şımarıklığını daha büyük bir felaketle cezalandırmaya karar vermişlerdi. Ve bir gün ne olduysa oldu bir gece içinde okyanus bu dokuz çember şeklindeki adayı yuttu.

Efsane şöyle başlar; zamanımızdan 11 bin 500 yıl kadar önce, birçoklarının Atlas Okyanusu olduğunu iddia ettikleri bir kıta varmış.Bu ülke, insanlığın, özellikle beyaz-ari ırkın doğduğu ve çok üstün bir uygarlığa yükseldiği bir adaymış. Büyüklüğü Libya ve Asya'nın (Anadolu) toplam alanından daha genişmiş. Burada güneşe tapan bir dini ve teknolojide çok gelişmiş bir ilmi benimsemiş, çok yüksek kültüre sahip ve çok uygar bir millet yaşarmış.

Atlantisliler, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Orta Amerika kıyılarına yaptıkları seferler ile ora halklarına bu uygarlıklarını aşılamış ve kolonile
r tesis etmişler. Sık sık meydana gelen depremlere ada halkı alışmışsa da, gene de epeyce zararlı oluyormuş. Bir gün çok şiddetli depremler sonucu, Atlantis adası tamamıyla sulara gömülerek yeryüzünden silinip gitmiş...

Atlantis'i ilk Eflatun yazdı

Zamanımızdan 2 bin 400 yıl kadar önce yaşamış olan eski Atinalı filozof-düşünür Eflatun (Platon), Atlantis Efsanesini ilk yazan adamdır.

Eflatun'a göre; Atinalı devlet adamı Solon, Milattan Önce (MÖ.) 6. yüzyılda yaşamıştı. Solon, eski Mısır'ı ziyarete gittiğinde orada büyük itibar görür ve Sais Mabedi rahipleri ile görüşür. Bu Mısır rahipleri Solon'a Yunan ve Mısır Uygarlıklarının daha bir çocuk kadar genç olduklarını ve fakat asıl insanlığın altın devrinin kendi zamanlarından 9 bin yıl evvel sulara gömülerek batan ve yok olan Atlantis Uygarlığı olduğundan bahsederler. Solon hayret ve ilgi ile bu açıklamaları dinler ve ilk defa bir batılı Atlantis'in varlığını efsane şeklinde dahi olsa öğrenmiş olur.

Eflatun sonradan bu notları ve bilgileri "Diyaloglar" adıyla kaleme alır. Birinci diyalog Timaeus, ikinci diyalog; Critias veya Atlantik'tir. Eflatun bu iki yazıda Atlantis kıtasını ve gelişimini sonuca kadar detaylarıyla izah eder.

Akdeniz'de mi yoksa Atlas Okyanusu'nda mı?

Birçok alime göre Atlantis, Atlas Okyanusu'da değil başka bir yerdeydi.Örneğin; Akdeniz'de veya Ege'de Tera Adası, Afrika'da, Kuzey Denizi'nde vs. Bazı araştırmacılar ise bu muamma ülkenin Kafkasya'da olduğundan bahseder, bunlar: Reginald A. Fessenden, Delisle de Sales, Hermann Wirth gibi tarihçi ve araştırmacılardır.

Atlantis Kıtası'nın Kafkasya'da olduğu gerçekte ispatlanamayacağı ve mantığa aykırı olabileceği düşünülebilir, fakat gerçek olan bir şey vardır ki;Kafkasya ile Atlantis arasında çok yakın bir ilişki saptanmıştır.

Tufandan kurtulanlar Pireneler ve Kafkaslar'a mı sığındı?

Atlantis'in sulara batışını izleyen büyük tufanın o zamanki bilinen dünyayı sular altında bırakmış olması da gerekirdi. Bu tufanda su yüzünde ancak yüksek dağların kalmış olabileceği de çok mümkündür. Avrupa'nın en yüksek dağları Pireneler, Alpler ve Kafkas Dağlarıdır ve bu civarda yaşayan insanlar tufanda kurtulanlar arasında sayılabilir.

Bu büyük felaketten kurtulabilen bir kısım Atlantislilerin de böyle dağlık kara parçalarına sığınarak hayatlarını kurtarabilecekleri akla gelen bir teoridir. Eflatun da bunu bu şekilde yansıtmıştır. Millletler devir devir geçirdikleri gelişimleri ve uygarlıkları zamanla unuturlar. Felaketler, tufanlar, depremler çok şeyi yok eder, kalan harabeler bir taş yığınıdır.

Yüz yıl evveline kadar Mısır halkı hiyeroglifleri okumaktan ve geçmiş Mısır'ın üstün uygarlığının derecesinden habersiz yaşıyorlardı. İranlılar'ın Pers ve Darius hakkında hemen hiçbir bilgileri yoktu. Sonraları arkeolojik araştırmalar sayesinde eski yazılar deşifre olunca çok şeyler öğrenildi ve bu milletlerin bugünkü hallerinden çok daha üstün bir uygarlığa sahip oldukları anlaşıldı. Yunanlılar ve Romalılar da aynı sınıflandırmaya girebilir.



Katakomb kültürü ve uygarlığının kalıntıları

Kafkasya'ya gelince... Özellikle Kuzey Kafkasya bir çok efsane ve masallara konu olmuş; iklimi, geçmişi, coğrafyası, tarihi ve insanları ile çok ilginç bir ülkedir. Özellikle Çerkesya bölgesinde, Maykop ve civarında, 19. yüzyıldan beri yapılan arkeolojik kazılarda çok ilginç ve kıymetli kral mezarları ve Katakomb kültürü ve uygarlığının kalıntıları keşfedilmiştir (E. Chantre). Yine sahilde, Tuapse'den Osetya'ya kadar olan bölgede (Çerkesya mıntıkası olarak kabul edilir) Dolmen denilen yekpare taş yapıtlara rastlanmaktadır. Bunların birer mezar mı yoksa birer anıt mı oldukları henüz belirlenememiştir.

Devasa harabeler muamması

Kafkasya hakkında çok geniş kapsamlı iki eser yazmış olan ve bu ülkede Çarlık devrinde ve bizzat geziler yapmış bulunan İngiliz John F. Baddeley,ikinci eserinde Kuzey Kafkasya'da görmüş olduğu "devasa" harabelerden bahseder.

Dünyada diğer bir eşinin ancak Güney Amerika'da (Bolivya'da) dört bin metre yükseklikte Titicaca gölünün sahillerinde "Thiuanaco" kalıntılarında görüldüğü bu "devasa" harabelerin bu yüksek yerlerde, binlerce yıl evvel ne gibi aletlerle ve kimler tarafından yapıldığı hala bilinemiyor.

Baddeley'in gördüğü harabeler Osetya mıntıkasında (Kaluat köyü sırtlarında) Edisa adı ile anılır. Yazar bu kalıntıları yerli Prof. Melitset Bekof ile gezmiş ve hayran kalmıştır. Adına "Devler Kalesi" denilen bu yapıtlar yüksek bir plato üzerine kuruludur ve birkaç dönümden fazla bir alanı kaplar. Volkanik olduğu iddia edilen yüzlerce ton ağırlığındaki kayalardan yapılmıştır.

Dikdörtgen şeklinde olan duvarlarının kalınlığı yerine göre üç metreden fazladır. Taşlar yekpare bloklar olup, kesilmiş veya yontulmuş değildir. Kalıptan çıkmışa benzer. Her bir taş, yüzlerce ton ağırlığındadır.

Herhangi bir çimento gibi bir madde ile yapıştırılmamış olup, gayet düzgün şekilde aralarında milimetrik bir açıklık olmadan birbirlerine uyum sağlamışlardır. Böylece bu görkemli yapıt insan üstü bir kalıntı görünümü vermektedir. Baddeley'in sorusuna cevaben Prof. Melitset Bekof bunların Keltler'den kalma olabileceğini söyler fakat, Baddeley'e göre bu eserinKafkas Nart Mitolojisi'ne de dayanabileceği tasavvur edilebilir.

Bunun gibi daha bir çok izah edilemeyen sırlara sahip olan Kafkasya'da geçmişte çok büyük bir uygarlığın bulunduğu ve orada yaşamış insanların etkilediği inkar edilemez.

Xabze: Yazılmamış töre ve adetler

Sonraları halk evvelce değindiğimiz gibi bu büyük uygarlığı unutmuş basit bir pastoral hayat yaşamaya başlamıştır.

Fakat en ilginç nokta şudur: Kuzey Kafkasya halkları, özellikle Çerkes dediğimiz Adigeler ilk çağlardan beri bu ülkenin otokhton yerel ahalisini teşkil etmektedir.

Adigelerin "Xabze" denilen yazılmamış ve fakat en küçük noktasına kadar uygulanan töre ve adetleri, yani bir nevi yasaları, vardır.

19. yüzyılda Avrupalılara kıyasla basit bir hayat ve toplum düzeni yaşayan Çerkeslerin arasına gelerek bin yıldan fazla yaşayan İngiliz araştırmacı ve seyyah James. S. Beli bu insanlar için "Bütün gördüklerimin bana verdiği kanı şudur; genellikle Çerkesler şimdiye kadar tanıdığım, işittiğim ve okuduğum milletlerin en kibar ve nazik olanıdır" diye yazmıştır.

Şövalye Marigny'den övgü

Gene Çerkesleri 1818-1819 yıllarında ziyaret etmiş olan Şövalye Kont T. de Marigny bu insanların arasındaki terbiye, büyüğe ve kadına saygı, boğazına, beline ve diline sahip olmada gösterdikleri irade ile misafirperverlik, fazilet ve inceliklerini uzun uzun anlatır ve eğer ailevi vaziyeti müsait olsaydı bu insanlar arasına yerleşip geri kalan hayatını orada yaşamak istediğinden bahseder.

Asırlardan beri uygulanan kanunlar

Yazılı kanunları, edebiyatı, maliye teşkilatı; polisi, üniversitesi, para, altın ve diğer değerli kıymetlere dayanan bir ekonomik düzeni olmayan bu toplumun ilkel bir kabile düzeni olması gerekirken; ileri milletlerin tahsil, kanun ve devlet otoritesi ile gelişmiş niteliklerinin yerleşmiş ve geçerli olduğu görülmektedir.

İleri ülkelerde dahi, töreleri ve terbiyeyi uygulamak için kanunlar yapılır ve bunlar kolluk kuvvetleriyle işleme konulur. Oysa Çerkeslerde bu kanunlar tamamen doğal olarak uygulanmakta ve asırlardan beri devam etmekteydi.

AD diye bir kavim

Çok eski devirlerde Araplar büyük tufandan önce var olan bir ada uygarlığından ve burada yaşamış olan AD diye bir kavimdenbahsederler. Bu adanın deprem ve tufan sonucu battığını efsane ederler. Bu batan ada efsanesi Atlantis ile aynıdır (Charles Berlitz, Mystery of Atlantis, 1976).

Sonraları tek tanrı dinleri ilk insana Adem demiştir... Acaba bu ilk insan değil de ilk kavim olmasın?

Soyu Adem'e dayanan Çerkes boyu

Çerkesler kendilerine kendi lisanlarınca ADıge derler. Bu da AD'dan gelenanlamına gelebilir. Bir de ADemey adında bir Çerkes boyu vardır ki, geçmişinin Adem'e dayandığını iddia eder.

Eflatun "Kritiaz" adlı ikinci diyalogunda Atlantislilerden ve adetlerinden bahsederken şunları yazıyor:

"Törelerine ve adetlerine çok bağlıydılar. İlahlarına karşı saygılıydılar. Çünkü yüksek bir seciye ve ruh asaleti taşıyorlardı. Nezaket ve akıl onların hayatlarında ve karşılıklı ilişkilerinde en önemli yöntemleriydi. Ahlak en önem verdikleri kıymetti. Dünyevi şeyler ile o kadar ilgilenmezlerdi, mal mülk, altın, servet... Onların alakadar oldukları mevzular değildi. Bunlara dünyevi bir yük olarak bakarlardı. Lüks ve sefalet onları zehirlememişti. Servet onların iradelerini kırmamıştı. Aklı başında, ayık insanlardı. Bu dünyevi mal, mülk, servet ve sefahatin arkadaşlık, şeref ve karşılıklı saygılarını yitirebileceğinin tehlikesini kavramış, mütevazı insanlardı".

Hayret verici benzerlik

Eflatun'un Atlantislilerin adetlerinden bahseden bu sözleri, şaşırtıcı bir şekilde, Kont T. de Marigny, E. Spenser, J. S. Beli, J. A. Longvvorth ve D. Urkuhart gibi Avrupalılar'ın Çerkesler hakkındaki anılarına benzemektedir. Bu iki kavmin töreleri ve adetleri arasındaki benzerlik hayret vericidir.

İdeal toplum Çerkesya'da gerçekleşmiş miydi?

Bazı şüpheciler, Atlantis'in tamamen hayal ürünü olduğunu ve Eflatun'un ideal bir Atina yaratmak için bu ideal halk ve devlet fikirlerini Atlantis efsanesini yaratarak yaymak istediğinden bahsederler. Eğer bu iddia doğru ise, demek ki, Eflatun'un kurmak istediği ideal Atina ve ideal toplum binlerce yıl Çerkesya'da gerçekleşmiş olmuyor mu?

Wubıh lehçesi Hititçe ile aynı

Avrupa'da Bronz Devri'nde etken olmuş bir Etrüsk Uygarlığı vardı.İtalya'nın Ligurya yöresinde gelmişmiş olan Etrüsk Uygarlığı'nı sonraları Romalılar tasfiye etmişti.

Bugüne değin çözülememiş bir alfabeleri vardı. Silahları ve harp arabaları bronzdandı. Geriye çeşitli sanat eserleri bırakmış olan Etrüsklerin, İtalya'ya Anadolu'dan Lidya'dan geldikleri söylenir.

Bu kavim Hititlerin bir kolu idi. Anadolu'ya yerleşmiş Kafkas asıllı bir ırk olduğu için Fransız dilbilimcisi, Georges Dumezil ise Çerkeslerin Wubıh boyu lehçesinin Hititçe ile aynı olduğunu kanıtlamıştır.

Britannica Ansiklopedisi, açıkça Etrüsk lisanının Kafkas dilleri ile alakalı ve çok fonetik benzerlikleri olan bir dil olduğunu yazar (Encylopedia Brittanica, Etruscan Language). Bir çok Avrupalı dilbilimci, etnolojist ve araştırmacı da bu tezi savunmaktadırlar. 19. yüzyılda yaşamış Çerkes tarihçisi Noguma Şura Bekmurzin, Etrüsklerin, Ligurların ve Pelaskasların Kafkas asıllı kavimler olduğunu iddia eder. Bu tezi savunanlar arasında son devrin araştırmacı yazarlarından Aytek Natimok ve Gunokue K. Özbay da vardır.

Tarih öncesi devirlere ait anahtarlar

Eflatun ise Etrüsklerin yerleşim merkezi ve ülkesi olan Ligorya için özellikle Atlantis'in bir kolonisidir der (C. Berlitz. Mystery of Atlantis).

Tarihçi Alexandre Basmakof, insanlığın geçmişinin esrarı hakkında şunu yazmıştır; " Tarih öncesi (prehistorik) devirlere ait anahtarlar halen Kafkas ve Pirene (Bask) Dağlarının yüksek vadilerinde kavimlerin elindedir."

Basklar, İspanya'nın Pirene Dağları ve Atlantik Okyanusu kıyıları ile Fransa sınırları yakınlarında yaşayan Avrupa'nın en eski bir değişmemiş kavmidir. Basklar dürüstlükleri, enerjik tavırları, sadakatleri ile temayüz etmiş bir kavim olup aynı zamanda hala büyü ve büyücülüğe inanırlar. Çok batıl inançları vardır.

Bask dilinin özellikleri

Lisanları Avrupa'nın hiçbir lisanına benzemediği gibi, çok eski devirlere dayanmaktadır. Mağara devri günlerinin, KroMagnon insanlarının lisanını andırır bir kökten gelir. Mesela "tavan" kelimesi mağaranın üstü manasına olup, "bıçak" kelimesi ise kesici bir taş anlamına gelen bir cümleciktir. Bu milletin antikitesi, Atlantis hakkında bir kitap yazmış olan, yazar Spence'in Atlantis'ten göç edenlerin zaman zaman İspanya ve Fransa sahillerine yerleştikleri yolundaki görüşünü bir nevi teyit eder gibidir.

Brittanica Ansiklopedisi, Bask lisanının Kafkas lisanlarıyla alakalı ve aynı aileden olduğunu açıkça yazar.

Atlantis'in esrarı

Atlantis'in esrarı kitabında Charles Berlitz, Bask lisanı için Avrupa'nın çok eski zamanlardan kalma bir yaşayan fosil lisanı diye bahseder, buzul çağından evvelki bir lisan yahut daha doğrusu Atlantis lisanının günümüze kalmış tek temsilcisi der.

Öyleyse, Kafkas lisanları özellikle Çerkes, Abhaz lehçeler de bu temsilciliğe hak kazanmış olmaz mı?

Abhazlar ile Basklar aynı ırktan mı?

Basklar, ırken ve lisanen Kafkasya'nın Abhaz-Abaza kavmine akrabadırlar. "Tarihte Kafkasya" isimli kitabında General İsmail Berkok, Basklar'ın, Abask Abhaz, ırkı ile aynı soydan geldiklerini açıklayarak izah eder. Bunlara Kafkasya'da hala "Baskheg" diye hitap edildiğinden bahseder. Böylece Atlantis efsanesi ile Etrüsk ve Basklar'ın ilişkilerini açıkça ortaya koymuş olduk. Etrüsk ve Basklar'ın da Kafkas, Çerkes-Adıge ve Abhaz kavmiyle yakın ilişkileri de inkar edilmez bir tarihi gerçektir.

Batan adaya sürülmek

Çerkesler arasında en küçük bir köydeki en cahil bir ihtiyar kadından dahi duyabileceğiniz yaygın bir söylence vardır, birisine kızdıkları zaman şöyle derler, "Tha ham hitug ou vieh" manası, "Allah seni o batan adaya sürsün". Kafkasya sahillerinde hiç ada yoktur ve bu söz çok eski bir deyiştir. Hatta dağ köylerinde denizden yüzlerce kilometre uzakta, deniz görmemişler arasında da kullanılmakta idi. Gene Çerkesler'de ihtiyar dedeler ve nineler, küçük çocuklara yüzlerce yıl evvel dahi "uçan gemiler"ve "yelkensiz vapurlar" ile ilgili masallar anlattıkları bir folklor gerçeğidir (Circassian Star, No. 1, Vol. 1, Nana, Nina).

Günümüzde Atlantis'in geçmişteki varlığı tam olarak kanıtlanmış değildir. Fakat bir çok bilim adamı, yüzlerce yazar, yıllardan beri bu konuda yüzlerce eser yazmışlar, tezler yürütmüşler ve iddialarda bulunmuşlardır. Bu konu ile alakalı filmler çevrilmiş ve konferanslar verilmiştir. Bu incelememiz de bu konuya küçük bir ışık tutabilirse mutlu oluruz.

Bibliyografya

1. Baddeley, John F., Rugged Planks of Caucassians. Oxford 1940.

2. Bashmakoy, Alexandre, Ciqnuante Siecles d'evolution ethnic autour de la Mer Noire (Cimmertene-Circasseiene) Paris 1937.

3. Berlitz, Charles, Mystery of Atlantis. London 1976.

4. Berkok, İsmail, Tarihte Kafkasya-İstanbul 1958.

5. Beil, James S., Journal of a Residence in Circassia, London 1839.

6. Fessenden, Reginald A., The Deluged Civilization of the Caucassians Isthmus, Boston 1923.

7. Gunokue, K. Özbay, Kuzay Kafkasya Dergisi Sayı 58, İstanbul 1980.

8. P. T. S., Circassian Star, Dergi. No. 1, Vol. 1, NewYork 1978.

9. Keskin, Ali, Özel Notlar.

10. De Marigny, Travels in Circassia, London 1837.

11. Namitok, Aytek, Origines des Circassiens, Paris 1939.

12. Noguma, Sora Bekmurzin, Çerkes Tarihi (Vasfi Güsar) 1844. İstanbul 1974.



Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b