Gizem :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Açıklanamayan Olaylar/Philadelphia Deneyi

07 Mayıs 2014 Bu içerik 1.610 kez okundu.






Philadelphia Deneyi
, 28 Ekim 1943 tarihinde Amerikan donanmasının Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.'den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek'in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır.

Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.
Konu başlıkları

Philadelphia deneyinin hikâyesi

İddia sahibi ataldır, Deneyin yapılmış olma ihtimalinden ilk söz eden kişi Morris K. Jessup'dur. Jessup amatör bir gökbilimciydi ve UFOlar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Deney ile olan ilgisi ise 1955 yılında eline geçen bir mektupla başlar. Mektup, Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu ve deneyden detaylı olarak bahsediyordu. İddiasına göre Allende, deneye gözlem gemisi olarak katılan SS Andrew Furuseth adlı şilepte görevli bir denizciydi. Deneye baştan sona şahit olmuştu.

Philadelphia deneyinin hazırlık aşaması

Deneyin temelinde Einstein'in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920'lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya'da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.

İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti. Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr.Nikola Tesla'nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir.

Birleşik Alan Teorisi'nin deneye uygulanışı ise "çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak" şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.

Amaç görünmezlikti fakat iddiaya göre donanma bu deneyde tesadüfen de olsa maddenin ışınlanmasını gerçekleşti.

Philadelphia deneyinin gerçekleştirilişi

Allende, deneyin 22 Haziran 1943'te sabah 09:00'da jeneratörlere güç verilerek başlatıldığını söylüyordu. Bu aşamadan sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başlamış ve USS Eldridge ortadan kaybolmuştu. Devamını şöyle anlatıyordu Allende :

"Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı. Gemi ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu? Sis azalırken, birşeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Gemi istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943'te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk'ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia'da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. "Donma" adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?"

Bu hikâyeye göre USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Philedalphia limanından 640 km. ötedeki (375 mil) Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu. Jessup bu inanması güç hikâyeye temkinli yaklaştı. Allende'ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi. Allende'nin cevabı ise aylar sonra geldi, fakat bu sefer gelen mektupta Carl M. Allen imzası vardı. Allen kanıtı olmadığını yazıyordu ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da pentotal (bilinci uyuşturarak iradeyi kıran doğruyu söyleten bir ilaç) alarak gördüklerini anlatabileceğini savunuyordu. Jessup bu mektupdan sonra yazışmamaya karar verdi.

Philadelphia deneyi ve Morris Jessup'un intiharı

1957 ilkbaharında Jessup, Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu'ndan bir davet aldı. Büroya ulaştığında kendisine yine kendinin yazdığı (ve çoğunlukla ününü borçlu olduğu) The Case for the UFO isimli kitap gösterildi. Bu kitap bir yıl kadar önce büroya postalanmıştı. Kitabın dikkat çekici yanı ise sayfalarda alınmış olan notlardı. Notlar üç farklı yazıyla yazılmıştı ve binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu. Sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943'te yapılan deneyden söz ediliyordu. Jessup yazılardan birinin Allen'e ait olduğunu fark edip durumu bildirdi. Sonrasında diğer yazıların da aynı kişiye ait olduğu, farklı renk ve özelliklerdeki kalemlerle yazıldığı anlaşıldı.

Bu olaydan sonra Deniz Kuvvetleri Jessup ile yeniden bağlantı kurup Allende'nin mektuplarında belittiği adresin terkedilmiş bir çiftlik evine ait olduğunu, ayrıca, Jessup'un kitabının üzerindeki notlarla ve Allende'nin mektuplarıyla birlikte yeniden düzenlenerek Deniz Kuvvetleri bünyesinde dağıtılacağını bildirdi. Rakam tam olarak bilinmemekle beraber bu şekilde 100 kadar kopyanın Deniz Kuvvetlerinde dağıtıldığı sanılmaktadır. Bu baskıdan üç kopya da Jessup'a gönderilmiştir.

Bu olaydan iki yıl kadar sonra, 20 Nisan 1959'da Morris Jessup, Miami'de Hammock Parkı'nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzoz gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.

Philadelphia Deneyi ve Alfred Bielek'in ifadesi

Bugün bilinen, hikâyenin çoğunun 1984 yapımı Stewart Rafill'in yönettiği "Philadelphia Experiment" (Philadelphia Deneyi) isimli filmden uyarlandığıdır. 1990'larda Eldridge gemisinin mürettebatından Alfred Bielek deneyin içinde yer aldığını ifade etmiş, bu ifade internet aracılığıyla yayılmıştır. Ancak 2003 yılında Bielek'in hikâyesi küçük bir araştırmacı grup tarafından yalanlanmış, deney sırasında geminin yakınında bir yerde olmadığı gösterilmiştir.


PHILADELPHIA DENEYi - MOLEKÜL TRANSFERi GERCEKLESTi Mi ?

1943 yilinda yapildigi iddia edilen Philadeiphia Deneyi'ni anlatan bu yazi bir çalismanin özetidir. Deney ile ilgili medyatik ciddi arastirmalar, 1980'de Philadeiphia Deneyi'ni perdeye getiren filme izin verildikten sonra basladi. Daha öncelerde, kamuoyuna göre olay sadece saçma bir söylentiydi. Charles Berlitz ve William Moore'un ortak yazdiklari kitap dahi Daniken uçuklugunun yarattigi dalgalarin içinde kaybolmus ve yeterince ilgi görmeyerek, bir fantezi olarak kabul görmüstü. Ama deney ile ilgili kuskular hala sürmektedir, nedeni anlamsiz olan bir söylenti dahi olsa asagida okuyacaginiz olaylar dizisi, sasirtici, düsündürücü ve gerçekçidir.

Philadeiphia Deneyi günümüz sartlari gözönüne alindiginda daha etkin ve düsündürücü bir iddiadir, olayda adi geçen bir avuç insandan geriye hemen kimse kalmadigindan kesin dogrulanma için ABD gizli arsivlerinin açiklanmasi gerekmektedir. Fakat, film için devlet tarafindan zor izin verilmesi kusku uyandirmakta ve dikkatleri yogunlastirmaktadir.Yasamini Philadeiphia Deneyi'ni arastirmaya adayan ve bir de "A - Z'ye Philadeiphia Deneyi" adli kitabi yazan Alfred Bielek tüm olanlari anlatirken, "neredeyse delirme noktasina geldigini söylüyordu; "Taniklarin sayisi azdi ama bilgi çok fazlaydi. Sanki süper marketteki tezgahlardan istedigim mali seçiyordum. Neyin ne kadar gerekli ve dogru oldugunu seçmek hiç kolay degildi. Oysa John Lennon'un dedigi gibi ben sadece "birazcik gerçek" istiyordum. Uyduruk bilimsel tanimlamalardan, psikoruhsal iddialardan, uzaylilardan uzak kalmanin savasim verdim. Tüm titizligime ragmen yine de, kitap yayinlandiktan sonra tepki aldim ve gördüm ki kitapta adi geçen bazi kisiler ve olaylardan hoslanmayanlar vardi. Oysa ben bu güncel miti biraz da süslemek istemistim. UFO'lardan ve Bermuda üçgeni'nden okuyucuyu biraz heyecanlandirmak amaciyla desen olarak söz ettim. Ama uzaylilar insan etini tavuk eti kadar lezzetli buluyorlar, tarzinda bir uçukluga asla kalkismadim."


Philadeiphia Deneyi tasarlanirken amaç, çok güçlü bir elektromanyetik alanin saglanarak gemilerin görünmez olmalari ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltilarin atacaklari torpidolardan korunmasiydi. Hatta daha sonra, görünmezlik alaninin bir benzerinin denizde degil, havada olusturularak önemli üslerin görünmesinin engellenmesi de düsünülmüstü.

"Evrensel Zaman Saati"
Deneyin resmi ve bilimsel adi "Project Rainbovv (Gökkusagi) Projesi" idi. Gökkusagi Projesi, iddialara göre II.Dünya Savasi sirasinda küçük destroyer tipi bir savas gemisinin basindan geçti. Olayin yeri Philadeiphia Deniz Üssü'ydü amaç ise gemiyi düsmanin fark etmemesi için görünmez yapmakti. Projeye göre, fikir orjinaldi ve düsman radarlari hiç fark etmeden gemi istenilen yerde birden ortaya çikacakti. Bilimsel tanimin adi; optikal görünmezlikti; özel bir sistemle veya jeneratörle olusturulan çok güçlü manyetik bir alan gemiyi saracak, isinlari veya radar dalgalarini büker ya da kirarken gemi görünmez olacakti. Düsüncesi dahi bir mucizeye benziyordu ve iddialara göre de Gökkusagi Projesi basarili olmustu. Yani gemi fiziksel olarak kaybolmus ve tekrar geri dönmüstü. Taniklara göre geminin üzerini bir pelerin gibi saran manyetik alan görevini yapmisti. Fakat ana hedef geminin kayboldugu yerde degil, bir baska yerde ortaya çikmasini saglayabilmekti yani daha yaygin bir deyimle "isinlanma" yapilmaliydi.

Philadeiphia Deneyi'nin temelinde düsünce olarak Albert Einstein'in "Çekim ve Elektriklenmede Birlesik Alan Kurami" vardir. Kuram, deneyciler tarafindan elektronik kamuflaj olarak tasarlandi. Einstein, kuramim 1925-27 arasinda Almanya'da bir Prusya bilim dergisinde yayinladi ama kuramini denemis ve hatta tam anlamiyla gelistirmis degildi. O donemdeki amaç, çok güçlü bir elektromanyetik alanin saglanarak gemilerin görünmez olmalari ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltilarin atacaklari torpidolardan korunmasiydi. Hatta daha sonra, görünmezlik alaninin bir benzerinin denizde degil, havada olusturularak önemli üslerin görünmesinin engellenmesi de düsünülmüstü. Deneyin temel çalismalari, "Project Rainbow" adiyla 1930'larin basinda Chicago Üniversitesi'nde baslatilmisti, 1931'de Princeton Üniversitesi'ne tasindi. Einstein, Dr. John von Neumann ve Dr. Nikola Tesla zaman zaman bu projede yer aldilar. Burada Dr. Alfred Bielek'in çalismalari ve anilari çok önemlidir; Bielek, her 10 yilda bir 12 Agustos'ta manyetik enerji alaninin yine olustugunu öne sürüyordu. Yani 1943'ten sonra 1963 ve 1983'te bu olay olmustu, olayin nedeni Senkronizasyon'du. Enerji alanlari yine toplaniyor, dalgalanarak ortaya çikiyordu, ama bu alanlar karmasik ve saskindi. Bilgisayarin babasi olan Neumann, 1986'da ölen Bielek'in anilarinda yazdigina göre olayi dogrulamisti ve ifadesi teyp bantlarinda vardi. Neumann doga yasalarinin tam ögrenilmemesinin çok tehlikeli olabilecegini de söylüyor ve korkuyordu. Olusturulan dev enerji, dogru açida senkronize edilirken birden kontroldan çikmis ve "yönsüz dalgalar"a dönüsünce alisilmadik etkiler baslamisti. Senkronize olamayan dalgalar zamani büküyor ve etkiliyordu.

Bir diger ilginç yaklasim, Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü olan Henry Levenson'dan gelmisti; Levenson, zamanin merkezi bir alanin çevresinde yogunlastigini ve bir "Zaman Saati" olusturarak, tüm varolusun gerçeklestigi ve gerçeklesecegi sifrelerle çalistigini söylüyor ve ekliyordu; "Sifrelerin içinde yasayan her sey vardir, dünyadaki tüm maddesel varolus dünya saatine veya zamanina göredir; dünya, Günes Saati'ne göre, Günes de galaktik saate göre ayarlidir. Eger, zaman kilidi bir yüksek ve güçlü bir enerji alaniyla bozulursa, ortaya çesitli türlerde zaman ve mekan dengesizlikleri çikacaktir. Ta ki, zaman kendini yeniden düzeltip, dengesini bulana kadar..."

Bir bilim adaminin esrarengiz ölümü
Biz yine Philadeiphia Deneyi'ne daha da dogrusu Philadeiphia'ya dönelim. Olayin yasandigi dönemdeyiz; Öykü 1943 yili Haziran ayinda basladi, geminin adi USS Eldridge'di, DE 173 bir koruma destroyeri olarak siniflandirilmisii. Bir taniga göre, 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altina monte edildi, buradan geminin güvertesine dört manyetik isin yayilacakti. üç RF vericisi (Her biri iki megawat CW gücündeydi ve onlarda güverteye monte edilmisti.), 3000 adet 6L6 güç artirici tüp, iki jeneratörün olusturdugu gücü yayacaklardi, özel senkronizasyon ve modülasyon devreleriyle diger ekipman, olusan kütlesel elektromanyetik alanlari kullanilirliga indirgerken, kirilmis ve isinlar ve radyo dalgalari gemiyi saracak ve sonuçta gemi düsman gözlemcileri için görünmez olacakti. USS EIdridge adli destroyer, Philadeiphia Deniz Üssü'nün önünde biraz açikta demirsiz duruyordu, gözlem gemisi olarak da SS Andrew Furuseth adli bir silep seçilmisti. iste iddialara göre Philadeiphia Deneyi efsanesinin baslangicina neden olan insan bu geminin personelinden olan bir gemicidir. Bu adam, Cari M. Allen imzasiyla, 1950 yilinda Dr. Morris K. Jessup'a garip mektuplar yazdi ama zarfin üzerindeki isim Carlos Miguel Allende'ydi. Mektuptaki anlatima göre Allende veya Allen, olayi bastan sona izlemis gibiydi, Jessup adres olarak verilen posta kutusuna mektup yazarak ayrinti istedi ve bir mektup daha geldi; bu Allen, anlattiklarini kanitlamak için hipnoz, sodyum pentatol (bilinci uyusturarak iradeyi kiran dogruyu söyleten bir ilaç) ve teyp kaydi istiyor, olayin etkin bir biçimde açiklanmasi halinde insanlarin böyle bir nakil sistemiyle yildizlara dahi gidebilecegini yaziyordu. Jessup ise, adamin taniklik iddialarindan en azindan bir tanesinin dogru olabilecegini düsünüyordu. Aslinda Jessup, matematikçi ve gökbilimciydi. Astrofizik alanindaki çalismalari nedeniyle "Felsefe Doktoru" ünvani almisti, inkalar ve Mayalarla ilgili çalismalar yapti, Bermuda Üçgeni ve UFO konularinda tezler yayinladi.

ikinci mektuptan sonra Jessup, Deniz Kuvvetleri'nden bir davet aldi. Deniz Kuvvetleri Arastirma Bürosu'na gittiginde eline bir kitap verildi ve kitap kendi yazdigi kitapti, bir yil önce Büro'ya postayla yollanmisti. Jessup, hatirliyordu; The Case for the UFO" adli kitap taslagim Deniz Kuvvetleri'nden Amiral N. Furth'a yollamisti ama Amiral haberi olmadigim söylüyordu. Kitabin sayfalarina üç degisik yaziyla yazilmis notlar alinmisti, Dr. Jessup yazilardan birisinin Aden'in yazisinin aynisi oldugunu fark etti. Notlar sanki dünyadisi birisinin gözlemi olarak yazilmis gibiydi, binlerce yil önceki uygarliklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçlari tarif ediliyordu, sonunda ise güç alanlarindan, bir cismin nasil kaybolup, yine nasil ortaya çikarilabilecegi ve de 1943'te Philadeiphia'da yapilan deneyden söz ediliyordu. Normalde, saçma olarak tanimlanmasi gereken bu kitap, nedense ABD Hükümeti tarafindan Pentagon'da üst düzey belli yetkililere özel olarak dagitildi. Carlos Miguel Allende veya Cari Meredith Allen yani Dr. Jessup'a mektup yazip, deneyi anlatan adam kimdi? Neden mektubu yazdiktan sonra kayboldu ve öyküsünü neden basma yollamadi? ABD Hükümeti, Jessup'un üzerinde notlar bulunan kitabiyla neden ilgilenmisti? 1959 Nisan'inda Jessup, arkadasi Dr. Mason Valentine'i arayarak Deney ile ilgili kesin sonuçlara uiastigini anlatarak ertesi gün bulusmalarim istedi. 20 Nisan aksami yemekte bulusacaklardi ama bu yemek gerçeklesemedi.

O gece, Miami'de, Hammock Parki'nda Dr. Morris K. Jessup, arabasinda ölü bulundu, polis raporlarina göre arabasinda egzoz gaziyla intihar etmisti ve söz konusu notlar ortada yoktu. Arkadaslari Jessup'un asla intihar edecek biri olmadigini söylediler, Valentine ise Jessup'un hastaneye götürüldügünde hala sag oldugunu ögrendigini iddia etti fakat bunlardan bir sonuç çikmadi ve olay kapandi. Acaba öyle miydi? Jessup'un Philadeiphia Deneyi ile ilgili çalismalarina ne olmustu? Bu çalismalar kimleri, neden rahatsiz etmisti? Gizem hala çözülmüs degil.

Korkunç olay basliyor...
Taniga göre, deney 22 Haziran 1943'te sabah 09:00'da jeneratörlere güç verilerek baslatildi. Manyetik alan olusuyordu;
sonra yesilimsi bir sis gemiyi örtmeye basladi ve USS EIdridge kayboluyordu;
tanik söyle devam ediyor; "Bir an sadece geminin çipasini görebildim, sonra o da kayboldu, artik sis de yoktu ve bombos denize bakiyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamlari korku ve heyacan içinde soluklarim tutarak inanilmaz basarilarim seyrediyorlardi. Gemi ve mürettebati sadece radardan degil gözlerimizin önünden de yok olmustu. Her sey planlandigi gibi gelisiyordu, 15 dakika sonra emir verildi ve jeneratörlerin salteri kapatildi. Önce bir sey olmadi, ardindan yesil sis yine ortaya çikti ve USS EIdridge görünmeye ya da geri dönmeye basladi ama nereden geliyordu? Sis azalirken, bir seylerin yanlis gittigini hissettik. Hemen gemiye yanastik, ilk önce mürettebatin çogunun geminin yanindan sarkarak kustuklarim gördük, digerleri güvertede saskin saskin bilinçsizce dolasiyorlardi. Yetkili ekipler gemiye girerek tüm mürettabati kisa bir zaman içersinde uzaklastirdilar ve yerlerini hazir bekletilen yeni bir mürettebat aldi. Birkaç gün sonra, yeni bir deneye karar verildi, gemi istenilen radar görünmezligine ulasmisti, donanim degistirildi ve 28 Ekim 1943'te deney yine ayni gemide yapildi. Jeneratörler çalistiktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulasmisti, sadece burnu ve kiçi görülüyor, arada ise bazi çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldi. Birkaç dakika sonra mavi bir isik parladi ve o çizgi de yok oldu artik gemi tamamen yoktu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk'ta ortaya çikti. Ama göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadeiphia'da tekrar ortaya çikti. Bu kez durum ciddiydi, tüm mürettebatin basi beladaydi. Bazilari yok oldu ve bir daha geri dönmediler ama en korkuncu bes denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katilasan metal levhalarinin içinde kalmalariydi. Bu feci bir olaydi, birisi kurtuldu ama bir daha asla eski haline dönemedi. Aklini tamamiyle yitirmisti ama yapacak bir sey yoktu. Bazilarinin psisik yetenekleri gelismisti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çikan insanlar vardi. Manyetik alanin içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birinin yüzüne veya eline dokunmasiyla görünür hale geliyorlardi yani dokunmanin giysilerin olmadigi bir yere yapilmasi gerekiyordu. "Donma" adi verilen bu durum saatlerce, günlerce sürebiliyordu hatta bir tayfa^ nin donmasi alti ay sürdükten sonra kurtarilabildi. Elektronik kamuflaj basladiktan sonra geminin ve mürettebatinin bütünüyle kaybolup, çok uzak bir yerde ortaya çikip ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi? Sorunun cevabi hala yok ama Philadeiphia Deneyi hayatimda yasadigim en korkunç, en inanilmaz olaydi;
bildiklerim bu kadar, uzmanlarin ne düsündüklerini bilecek konumda degildim."

Holografik balonlar
Gemi nasil Norfolk'a gitti? Neden yine Philadeiphia'da bir yere gitmedi? Levenson'un "Zaman Kilitleri" mi neden olmustu? Biz bir zaman dizisi içinde yasiyoruz, her hareketimizde bir an geçiyor ve zamani olmadan süregelen uzayla çevriliyiz. Uzayzaman içinde bir yerde, bir an için varoldugumuzda, olusan zaman karesi yani o anin resmi, lokal uzay/mekan kosullari geregince yakalanir ve dünyadan çikarak günes sistemine yayilir ama uzaya gitmez ve günes sisteminin çevresinde yörüngeye girer. Bu "isinlanma" gibidir yani her hareketimizin bir resmi çekilip, uzaydaki albümde yerini almistir. Bu sonsuz zaman resimleri veya dilimleri Yaradilis'tan beri vardir. Yani dünya zamani içinde degil de, uzay zamani içinde geri dönüp tüm resimleri görebiliriz.
Bu olusumun diger kosulu bugünün emilme özelligidir, içinde bulundugumuz an bir bir balon gibi siserek holografik bir görüntü olusturur; bu tek bir anlik resimlerin biriktigi bir alandir ve özel bir uzay alanindadir. Yani o alanda bu an ve geçmisteki tüm anlar vardir; iste USS EIdridge'in Norfolk'ta ortaya çikmasinin nedeni geçmisinde orada bulunmasidir; çarpilan uzayzaman alaninda geminin geçmiste orada bulundugu anin resmi ortaya çikmis ve gemi görülmüstür. Yani o anda hem Philadeiphia'da, hem de Norfolk'tadir. Eger zaman alanini yeterince bozabilirsek, madde bir an için geçmiste bulundugu bir yerde gözükebilir, dünya-zamanda degil, uzay-zamanda yer degistirmistir çünkü daha önce oradaydi. Eger olay sirasinda ve transer tamamlanmadan önce birisi enerjiyi durdursaydi, madde parçaciklari isinlanarak emilecek kaynagina dogru yani geriye vakumlanarak bu andaki orijinal yerine dönecekti. iki balon düsünün; birisinin içinde Philadeiphia'da USS EIdridge bulunsun; öteki balon ise Norfolk'da ama içi bos; bu bos balonda madde olmayan holografik görüntü beliriyor ve bu görüntü geçmiste bir yerde olan uzaysal imaj. Geçmisteki her zaman resmi bir holografik imaj balonu olarak vardir, bunu bir çizgi filmin veya bir animasyonun kareleri olarak da düsünebilirsiniz. Ve bu resim dizisi her varolan sey için olusmaktadir.

Simdi dikkat edin;
eger biz Philadeiphia'da bulunan USS Eldridge'in kendisinin bulundugu dolu balonu SIKISTIRIRSAK , Norfolk'taki bos balona giden maddi bir baglanti koridoru ya da madde tüpü olustururuz. Yani imaj gemiye dogru... Bu noktada, kaynagin dörtte biri bos, hedefin dörtte üçü doludur, iste tam bu anda birisi balonu sikistirmayi durdurursa ne olur? Isinlanmis madde dalgalar halinde geri dönerek orjinal uzaysal alanina geri döner yine vakum yaparak balonunu doldurur. Basinç yani sikistirma enerjisi "Yüksek siddette titresen manyetik alanlar" transferden önce serbest kalmistir. Sonuç dalgalari dev bozucu veya distortional etkiler yaratarak kütleyi alaninda hacimsiz birakirlar. Canli organizmalarin kayit alanindaki etkileri kagit gibi incedir, dalga yerini alirken tüm dalgalarin kaydi sirasinda kurbanlar hayalet kayitlara dönüsürler. Bu bioplazmik alanin bozulmasi ciddi fiziksel sorunlara yol açabilir; bu olasilik öldürücü ve sasirticidir ama yapacak bir sey olamaz, bilgisayarda kelime islem programiyla resim yapamazsiniz. Eger amaç görünmezlikse, çesitli tanim ve yorumlar getirebilir. Ama niçin gemi suya batmamis veya karada bir kentin ortasinda belirmemistir sorusunun cevabi yukardadir, zira geçmisin resimlerinde bunlar yoktur. Ve negatif sonuçlara göründügü kadar bakilirsa, deneyde yanlis giden bir seyler vardir. Ama bunlar nedir?

"Philadeiphia Deneyi olasidir"
Philadeiphia Deneyi bu bilimsel anlatimlardan sonra bugün 1943'te oldugundan çok daha fazla güncel. Yeni kaynaklardan yeni ayrintilar ögrenilmekte, bir diger iddiaya göre projede görev alanlarin beyni yikanarak, gördüklerini unutmalari saglanmisti ama yillar sonra anilar geri gelmeye basladigi için yasayan taniklar konusmaya basladilar. Bielek bu yeni iddialardan kitabinda söz ediyor. Hikayeyi dinledikten sonra hemen akla gelen bazi önemli sorular var;

* Philadeiphia Deneyi, 1943 yilinda gerçekten USS EIdridge adli bir destroyerde veya bir baska gemide mi yapildi? Bu gemiye ne oldu?
* Gerçekten göz açip kapayinca kadar koca bir destroyer 6000 km uzaga gidip geldi mi?
* Her iki deneyde yer alan mürettebata ne oldu? Simdi neredeler ve 54 yil sonra hala yasayanlar var mi?
* Içlerinden hiçbirisi ortaya çikip, olayi neden anlatmadi?
* Nasil oldu da ABD Deniz Kuvvetleri, böylesine önemli bir bilimsel adimi, 50 yil saklayabildi?
* Böylesine korkunç bir sonuca ulasan bu teknoloji nasil bir seydi?
* Einstein'in "Birlesik Alan Kurami" gerçek miydi?
* Peki bu kuram gelistirilip, tamamlanmis miydi?
* Bugün Philadeiphia Deneyi ile ilgili dosyalar hangi kapali kapinin ardinda saklaniyor?

Daha pek çok soru sorabiliriz ama cevaplar bulunamiyor, Bielek yukardaki sorularin bazilarina cevap aradi ama o da yeterince tatmin edemiyor. UFO'larla Philadeiphia Deneyi arasinda ne gibi bir iliski olabilirdi? Dr. Rinehart kimdi? Bu isim Türkiye'de de "Yok Oldu" adiyla yayinlanan "Thin Air" adli Philadeiphia Deneyi ilgili kitapta duyuldu, kitabi George E. Simpson ve Neil R. Burger yazmislardi. Alfred Bielek and Preston Nichols'a göre, Dr. Rinehart, Bili Moore adli bir bilim adaminin takma adiydi. Moore, deneyin ilk asamalarinin bilimsel hesaplarini yapmis ve hatta deneyde bizzat görev almisti, isigin bükülmesi alaninda uzmandi. Peki ama kimdi ve neredeydi? Jessup'un arkadasi Dr. Valentine, Charles Berlitz'le yaptigi röportajda söyle diyordu; "Bence Philadeiphia Deneyi bilinen va alisilmis yollarla açiklanamaz. Baz bilim adamlari atomun temel yapisinin, madde parçaciklarindan degil, elektromanyetik alanlardan olustugu görüsündeler. Bu çok karmasik enerji alanlarinin birbirlerini etkilemesi olayidir. Eger böyle bir evrenin içinde maddenin katli fazlari bulunmasaydi, sasilirdi. Bu fazlarin bihsinden birisine geçilmesi bir yasamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arasi degismedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanlarin karistirici olarak degisimler yaratabileceginden kuskulaniliyordu. Maksatli olarak, olagandisi manyetik kosullar yaratilmasi hem fiziksel,, hem de yasamsal olarak maddenin fazim degistirebilir. Bu durumda da, bagimsiz bir varlik olmayan ama içinde bulundugumuz yasama benzer belirli bir madde/zaman/enerji boy ütü n un bir parçasi olan zaman faktörünü de çarpiklastirir. Kisacasi Deney, olasidir."

Berlitz'e göre Philadeiphia Deneyi'nin yapilip yapilmadigi belli degildir ve su an için kanitlanamaz ama kavram olarak geçerlidir çünkü Einstein'in "Birlesik Alan" kurami tarafindan desteklenmektedir. Eger Deney yapildiysa, söylentilerin ardindaki gerçek taniklar susmaktadirlar ve belki de "Yok Oldu" kitabinda anlatildigi gibi çildiran ve inanilmaz degisimler gösteren mürettebatin çogu ölmüs veya gizli bir yerde ölümü beklemektedirler. Ve belki de bir gün, üzerinde "Çok Gizli" yazili bir dosyanin açilma zamani gelecek karanliklar aydinlanacaktir.






Philadelphia Experiment

Çetin Bal: Kendisiyle UFO Teknolojisi( UFO Technology) konularında yıllardır araştırma yapıp fikir paylaşımında bulunduğum sayın Uğur Özkanbaş'ın '' Philadelphia Deneyi'' konusundaki fikir ve görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.



Çetin Bal: Philadelphia deneyinde kullanılan temel teknik Manyetik Rezonans tekniğidir.Philadelphia deneyinin etkileriyle ortaya çıkan elektromanyetik alanlar vektörel değildir.Aksine skaler unsurlardır.Skaler elektromanyetik alanlar(scalar wave) birbirini dik açılarda kesen elektriksel ve manyetiksel alanlara (E ve B alanları) kasten engel olma / bu alanları iptal etme yada yeniden alanları açmak şeklinde bir yöntemle elde edilebilirler.Bir elektronik teknisyeni DC ve AC alanlar arasında hayli farklılık olduğunu bilir.Duran, çarpan ve dönen rotasyonlu alanlar ELF dalgaları ve sabit dalgalar gibi.Philadelphia deneyine ait bu kapsamlı teori voltajlar ve akımlar, güç seviyeleri, frekanslar, dalga şekilleri, dalga vuruş genliği / sinyal genliği, devirli dalgasal atmalar bilgisini oldukça geride bırakan bir uygulama olmuştur.Bu deneyde karıştırılmış dönen ve çarpan alan güçleri işletilmek istenmiştir.Bu ise geçici bir süreliğine de olsa boyutsal kapıların açılmasına neden olmuştur.Philadelphia deneyinde kullanılan bobin sistemleri Çekim Rezonansı Bobinleri ( Rezonant Gravity Coil ) adıyla anılmaktaydı.Deneye katılan Nikola Tesla AC akım alanları ve kendi yaptığı TESLA BOBİNİ konusundaki uygulamaları denetlemek için ordaydı.Albert Einstein ise deneysel düzeneklerin ortaya koyacağı kuramsal sonuçları tetkik etme ve inceleme amacıyla deneye katılmıştı.Einstein deneye Birleşik Alan Kuramı ve Genel Görecelik kuramlarındaki ''eğri uzay -zaman'' konusuna dair olan ön görülerinden dolayı katılmıştı.Einstein yaklaşımına göre radar dalgalarına karşı görünmezlik şöyle açıklanıyordu:

[ Eğer bahsi geçen çok büyük ve çok güçlü devasa nitelikteki elektromanyetik dalgalar uygun şekilde bir araya getirilirse uzay/zamanın eğrilip bükülmesi mümkün olabilir.Bu geometrik eğrilik bir çeşit kütleçekimsel mercek etkisiyaratacağından ve gemi bu eğrilmiş alan içerisinde kalacağından dolayı düşman radarları tarafından gönderilen her türlü radar sinyali, ışık ve radyo dalgaları gemiye çarpmadan yada çarpsa bile geminin çevresinden dolaşarak saptırılacaktır.Bu saptırılan dalgalar ya gemiyi radarda görünmez yapacaktı yada gemiyi asıl bulunduğu noktanın daha ötesinde bir noktada gösterecekti.Yani düşman radarında alıgısal bir yanılsama ve serap etkisi oluşturulacaktı. Radar yanılsaması!!Fakat deneyin sonucu beklenenin dışında olaylar zincirinide beraberinde getirmiştir.Hedeflenen sadece basit bir radar görünmezliği iken gemi gözlemcilerin şaşkın bakışları arasında fiziksel olarak ortadan tamamıyla yok olup saniyeler içinde diğer bir noktaya transfer edilmiştir.]

Geminin içerisine birbirine dik açılarda yerleştirilmiş 4 tane Manyetik Bobin konmuştu.Bu manyetik bobinler çevresinede halka biçimli toroid sarımlı bobinler yerleştirilmişti.Bu bobinlerin görevi gemiyi saran 70 Tesla' lık elektromanyetik güç alanlarına ek olarak 10 Mhz lik bir başka alanı bu alan içerisine karıştırarak modüle edilmiş kontrol edilebilir bir alan gücü meydana getirmekti.Sisteme AC elektrik jeneratörleriyle 150 Kilowat gücünde akım verildiğinde bobinlerin konumlanış açılarıda dikkate alındığında ortaya tüm sistemi içerisine alan birbirini tamamlayan birbirine devreden rezonans halindeki elektromanyetik bir girdap(vortex) çıkar.Birbirini tamamlayan ve birbirine etki eden bu dönüşümlü rezonans alanları elektrik ve manyetik alan vektörlerini bir dördüncü boyut doğrultusundan 90 derecelik bir açıda dik kesen gravitasyonik(çekimsel) bir tünel düzlemini açığa çıkarmış olur.Yani Einstein' ın Birleşik Alanlar kuramı dahilinde diyebiliriz ki ; Bir bobinde yaratılan ELEKTRİK ALANI kendisine dik bir MANYETİK ALAN yaratır.Bu alanların her biri, evrenin bir düzlemini temsil etmektedir.Oysa evrenin üç düzlemi vardır.Demek ki bir üçüncü alan daha olacaktır.Bu da bir başka boyuta doğru kapı açan GRAVİTASYON ALANI'dır.Eğer bir bobinde birbirini dik kesen elektrik ve manyetik alanlar yaratılırsa ve bu alanların yoğunluğu yani elektromanyetik dalga amplitüdü /genliği yükseltilirse belki rezonans kanununa göre evrenin kayıp düzlemi olan bu üçüncü alanıda açığa çıkarmak mümkün olabilir.




Uğur Özkanbaş: Aşırı yoğun manyetik alanlarla yüklenen gemi bu aşırı manyetik alanların aniden kesilmesiyle fasılalı olaraktan dönüşümlü yüksek frekans alanlarıyla modüle edildi.Bu arada tekrar manyetik alanlar indüklendi.Birbirini açıp kapatan bu alanlar birleşerek iç uzay tüneline doğru bir kapı açtı.Bu uzay/zaman tüneliyle rezone olan gemi bu tünel boyunca hareket ederek Norfolk limanında ortaya çıktı.



Gemi üstünde indüklenmiş manyetik alanlar oluşturuldu.Gemi bu indüklenmiş manyetik alanlar içerisine sarıp sarmalanmıştı.Burada yanlış olan şey ve deneyin felaketlere yol açmasının sebebi AC ve DC akım alanlarının yüksek frekans alanlarıyla birbirine karştırılmasıydı.Diğer bir ifadeyle AC ve DC 'de farklı dalgaların karıştırılması sonucu deney kontrol altından çıkarak mürettebat üzerinde'de bir dizi felaketlere yol açan yan ekileri ortaya çıkarmıştır.Bu duran ve çarpan skaler( scalar fields) alanlar biribiriyle karıştırılmak istenince gemi ve mürettebat üstünde istenmeyen yan etkiler ortaya çıkmıştır.Bu manyetik alanlar çekirdeksiz bobin sarımlar kullanılarak üretilmişlerdir.Bu bobinlerin her biri birbirlerine 90 derecelik dik açılarda konumlandırılmışlardır.Gemiyi saran manyetik alanın yoğunluğu yaklaşık 50 ila 70 TESLA arasında bir değere tekabül etmekteydi.Eğer Hastanelerde kullanılan Manyetik Rezonans Görüntüleme cihazının 0,5 ve 1 TESLA gibi değerleri kullandığını göz önüne alırsak philadelphia deneyinde kullanılan manyetik alan yoğunluğunun hatırı sayılır derecede güçlü bir alan olduğunu düşünebiliriz.Deneyde speküle edildiği gibi 6L6 Radyo Frekans amplifikatörlerinin kullanıldığını kabül edersek bu manyetik alan yoğunluğunun yaklaşık 10 Mhz ‘lik bir frekans aralığında olduğunu söyleyebiliriz.Çünkü 10 Mhz 6L6 radyo tüblerinin en verimli çalıştığı frekans aralığıdır.

Bobinler şekilde görüldüğü gibi birbirine dik açılarda yerleştirilir.Sistem çalışmaya başladığında tüm bobinler arasında alansal bir rezonans etkisi gözlemlenir.Alan enerjisi tek bir birleşik döner alan girdabı meydana getirir.Bu meydana gelen alan yerçekimsel bir hortum gibi gemiyi içerisine çekerek tünelin diğer ucuna doğru sevk eder.Aşağıdaki şekilde kendi uzayımız içerisindeki iki uzak nokta arasında gerçekleşen mekansal transfer işlemi görülmektedir.



Çetin Bal: Zaman içinde yolculuk için bir tünel etkisi yaratmak istiyorsak çekimsel tüneli yaratan alansal enerjinin frekanslarını belli bir eşik değerinin üstünde (ışık hızı) bir kuantum enerji düzeyine yükseltmeliyiz.Bu işlemi de manyetik bobinleri çevreleyen toroid sarımlara uygulanan Radyo Frekans alan enerjisinin ''f '' değerini 10 Mhz 'den 12,3 x10* (22) Hz gibi bir frekans değerinin üstüne yükselterek yapabiliriz.Bu türde bir elektronik düzeneğe ''Sıfır zaman jeneratörü''(Zero Time Generator )'de denebilir.Çünkü gemi bir bir üst uzaya/ hyper mekana geçerek kendini bir sıfır zaman referansı içerisine dahil etmektedir.Gemideki elektronik düzeneklerce yaratılan yüksek yoğunlukta ve şiddette ki manyetik rezonans girdabları /vorteksi uzay-zamanın alışıldık boyutları üstünde çarpıcı biçimde bir bozulma meydana getirecektir.Bu yoğun elektromanyetik ortamda uzay-zamanın geometrik kafesi eğriltilip bükülerek uzak zaman ve uzay mesafeleri iç uzay tünelinde bir adımlık mesafelere dönüştürülür.Buna uzayın yürütülmesi etkisi de denebilir.(Warp drive / wormhole technology)



Eğer philadelphia deneyinde geminin bir noktadan diğerine ışınlandığını varsayarsak bu ışınlama etkisi gemi çevresinde yaratılan yüksek yoğunluklu elektromanyetik nitelikteki radyo frekans alanları sayesinde mümkün olmuştur.Uzaydaki mesafeleri geometrik bir şekilde büküp bitiştirebilmek için mesafelerle doğrudan ilintili olan zaman akımına müdahale etmemiz gerekir.Bobinlerde serbest kalan indüklenmiş yoğun radyo aktif enerji alanları doğal zaman akımını sekteye uğratarak zaman ve uzayda asimetrik bir eğrilik meydana getirdiğinde gemi iç uzay düzlemi boyunca yerçekimsel bir tünel ucu yaratarak o yönde kendini hareket ettirecektir.Zaten yerçekimsel yoğunluktaki bu radyasyon alanları bu yoğun alan içerisinde kalan tüm uzay hacminin zaman akım hızını frenleyeceğinden dolayı gemi birden görünmez olacaktır.Yani gemi zamansal bir faz farkı içerisine girerek bizim zaman frekanslarımızın harmonik bir frekans aralığı içerisine doğru zaman frekanslarını değiştirerek ortadan kaybolacaktır.Bu bizim uzayımıza ait ana zaman dalgasını harmonik bir salınım yapacak şekilde kaydırarak görünmezliğe neden olan doğal olmayan suni bir zaman perdesi oluşturmak gibi bir şeydir.Bu şekilde bir zaman kayması etkisiyle doğrudan kendi geçmiş ve gelecek zaman frekanslarımız içerisine giremeyiz.Bu sistemi bir zaman makinesine çevirebilmek için bobinlerde üretilen radyo frekans enerjisini f =12,3x 10* (22) Hzlik frekans duvarının üstünde bir hızla titreştirmemiz lazım( Bu ışık hızı duvarın ötesinde bir titreşim bandına geçmeyi ifade eder).Böylece philadelphia deneyinde kullanılan sistemi bir Zaman Makinası haline getirebiliriz. Bu durumda gemi kendi uzayını terkederek bir üst uzay mekanına geçiş yapmış olur.



Zamanda ışınlama:









Skaler dalga (Scalar wave ): Bir skaler dalgada yön ve doğrultu aranmaz.Bu tür bir elektromanyetik dalgada yoğunluk yani alansal şiddetin büyüklüğü sözkonusudur.Elektromanyetik dalganın şiddeti yani amplitüd 'ü vektörel bir büyüklük değil skaler bir büyüklüktür.Philadelphia deneyinde gemiye yerleştirilen bobinler sayesinde yaratılan skaler alanların açılıp kapatılmasıyla gemi bilinen boyutsal mekandan sıyrılarak bir diğer iç uzay mekanına geçmektedir.Alanlar iptal edildiğinde gemi tekrar kendi boyutunda ortaya çıkmaktadır.Geminin görünmez olma ve tekrar belirme hadisesi içerisinde iç uzay boyunca mekan içerisinde daha uzak bir noktaya transfer edilmesi, iptal edilen ve yeniden meydana getirilen küresel skaler alan enerjinin asimetrik bir şekilde kaydırılmasıyla mümkündür.Böylece gemi iç uzay boyunca o yönde yerçekimsel bir potansiyel altında harekete zorlanmış olacaktır.Zaten yeteri güçteki skaler dalga yoğunluğu, içerisine girdiği uzay/zaman matriksini (kalıbını) distorsiyona uğratarak yeniden düzenleyecektir.Sıfır nokta enerjisi (Zero Point Energy) dediğimiz kuantum vakum potansiyeline ait serbest enerji havuzu dalgaları düzensiz kendi başına buyruk dalgalardır.Bizler bir nevi gemiyi içerisine alan ve bu bobinler arasında tutulu vaziyette olan skaler tip ''manyetik rezonans dalga alanlarıyla'' kuantum vakum dalgalarınıda manyetik rezonans yöntemiyle kontrol altına alıp bobin alanları içerisine dahil ediyoruz.Böylece bu alanlara bağlı uzay/zaman matriksinide istediğimiz gibi değiştirebilme imkanına kavuşmuş oluyoruz.Bu kontrollü vakum enerjisi (sıfır nokta enerjisi) tek bir alan rezonansı bünyesinde tek bir alan yapısı haline getirildiğinde gemiyi içerisine alan bu kontrol altındaki ''hologramik elektromanyetik havuz'' artık elektrik- manyetik ve gravitik alanların birleştiği bir elektrogravitasyonel alan dalgası halini alır.Bu açıdan bakıldığında vakum enerjisinin yoğunluğunu değiştirerek uzay/zaman eğrisini esnettiğinden, eğip büktüğünden dolayı skaler dalga(skaler wave) bir gravitasyonel dalgadır.Geminin bir noktadan diğer bir uzay yada zaman noktasına transfer olması, iç uzay boyunca bu gravitasyonel dalga atımı üstünde sörf yaparak kayması anlamına gelir ( solucan deliği etkisi).



Skaler dalga bir yerde Tesla dalgası yada elektrogravitasyonel dalgalar olarakta yorumlanmaktadırBu bağlamda Nikola Teslanın bir sözü geliyor aklıma.''Nikola Tesla, bir demecinde elektromanyetizmin zaman yolculuğunun anahtarı olduğunu belirtiyordu.( Fenomen dergisi sayı:8sayfa:29)'' Teslanın bu ifadesi bence oldukça anlamlıdır.

Çetin Bal: Philadelphia ve Mountauk projesinin teknik sistemlerinin teorik temeli 'zamanın bir dalga olması' kuramını esas almaktaydı.Bu proje çerçevesinde ''zaman'' bir dalga yapısı olarak görülmekteydi.İleri ve geri olmak üzere iki zaman dalgası vardır.Ve zamanın bu dalga yapısı yüksek güçteki radyo frekans alanları ile sekteye uğratılarak zaman ve uzayda bir çatlak yaratılabilir.Yani zaman eğilip bükülebilir...Kısaca bu deneylerin ileri safhalardaki öngörüsü buydu! Zamanın dalga teorisi bir açıdan zamanı "elektromanyetik kuvvetlerin gösterisi" olarak görüyor ve bu da, onların yardımıyla zamana etki edilebilir, demek oluyor. Bu görüşe göre bu teoriye dayanan bir makina kolay kurulabilir.Yani sonuçta zaman akımı elektromanyetik bir sürece bağlı fenomenolojik bir etkinlikse yine benzer bir etkinlik dalgasıyla zaman akışı sekteye uğratılarak saptırılabilir.Hakkında onlarca kitap, makale yazılan ve speküle edilen bu deneyler (Montauk ve philadelphia deneyi) gerçek dışı bir söylentide olsa, hayal mahsülüde olsa bu konulara dair spekülasyonların ötesinde ciddi bir bilimsel araştırma yürüten bizim gibi bilim insanları deneyler dahilinde bahsedilen kuramsal bakış açılarının son derece mantıklı olduğunu kabül etmek zorundadırlar.Yani deney bir açıdan olasıdır.

Arastırmacı yazar C. F. Berlitz, “Without A Trace” (İz Bırakmadan) adlı kitabında , Dr. Jessup’un yakın arkadaşı, bilim adamı, Dr. Mason Valentine ile yaptıgı bir röportaja yer veriyor. Bu röportajda, Berlitz’in, Philadelphia Deneyi’nin bilimsel olarak açıklanmasının mümkün olup, olmadığı konusundaki sorusuna, Dr. Valentine şu cevabı vermiştir:

“Bence Philadelphia Deneyi, bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bir çok bilim adamı, artık atomun temel yapısının madde zerreciklerinden değil, elektromanyetik alanlardan oluştuğu görüşünde. Bu olay, son derece karmaşık enerji alanlarının birbirini etkileme işlemidir. Eğer, böyle bir evrenin içinde maddenin değişik fazları bulunmasaydı, bu şaşılacak bir şey olurdu. Bir fazdan diğerine geçilmesi, bir yaşam düzeyinden diğerine geçmeye benzer. Bu, boyutlar arası bir değişmedir. Yani, Dünya’lar içinde başka Dünya’lar olabilir. Manyetik alanların boyutsal değişimler yaratabileceginden zaten kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak olağandışı manyetik koşulların yaratılması, hem fiziksel, hem de yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durum, bağımsız olmayan, ancak içinde bulunduğumuz madde/zaman/enerji boyutunun bir parçası olan zaman boyutunu saptırabilir. Kısacası, Philadelphia Deneyi büyük bir olasılıkla gerçek bir deneydir.”

Skaler Dalga Teknolojilerine Doğru

KAYNAK: Çetin BAL

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b