Haberler :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Pantolonun tarihini biliyor musunuz ?

13 Mayıs 2014 Bu içerik 1.951 kez okundu.

Kalın kışlık paltolar ve montların altından erkek pantolonlarını şöyle bir gözlemleyelim... Tıraş bıçağı gibi keskin ütü izleri olan düz işadamı pantolonları, yanlardan pilili sarkık pantolonlar, gevşek inen keten pantolonlar, arkada dar popo kesimi ve önde gergin kabartısıyla kot pantolonlar, torbalı arka bölümüyle yıp*ranmış kahverengi bez pantolonlar, çizgili pantolonlar, rengarenk kareli pantolonlar ve son olarak, çok sevi*len ama bir o kadar da sıradan olan eşofman altları...

Giysi, kendini sunma biçimidir
Giysi, kendini sunma biçimi, insa*nın "ikinci deri"si, kumaştan yapıl*mış "ikinci kişiliği"dir. Bilinçli ya da bilinçsiz, onu taşıyan kişi hakkında mesaj ve işaret yollar. İşte bu yüz*den, pantolonun kültürel geçmişine yönelik çalışmalarda belirtildiği gibi, "erkek cinsiyetinin sarılıp sarmalan*ması" çok özel bir anlam taşıyor. Bu yüzden pantolon, yalnızca basit bir pantolon değil... Erkek onu giymezse, bir gömlekle kalıverir. Onsuz, ta*mamen iktidarsız olmasa da "zayıf” olarak algılanır. Ve pantolonun görü*nümü endişe kaynağı bile olabilir. Başka bir deyişle, pantolon kendi içinde bir bütünlük oluşturur.

Peki, ilkel insan pantolonu ne za*man buldu?
Araştırmacı Gundula Wolter'e göre, taş devri kaya ressam*ları, pantolonun "10 bin yıl önce bilindiği"ni doğruluyor. Ünlü moda ta*rihçisi Ingrid Loschek'in tahminine göre, taş devri insanlarının yaşadıkla*rı Güney Fransa ve İspanya'daki ma*ğaralarda yer alan şaşırtıcı kaya re*simleri, insan ve hayvan betimleme*leriyle dolu ve büyük ihtimalle Şamanların gerçekleştirdikleri ayinleri gösteriyor.
Bu yüzden Loschek, belki de ta*rihte ilk kez erkekleri ve kadınları pantolonlar içinde gördüğümüz Gü*ney Fransa'daki de Cogul Mağara*sı'nda bulunan betimlemeleri şöyle yorumluyor: Bu "elbiseli" adamlarla "günlük yaşamdan bir sahne değil, şamanlar" gösteriliyor. Kaya resimle*rinde, elbisesiz avcılar da bulunuyor. Şamanların amacı, kendilerini kabile halkından her zaman çok farklı sun*mak... Bu nedenle, daima gösterişli özel dekorlar ve yerel giysiler içinde, toplumda göze çarpan kişiler olarak görülüyorlar.
[Sadece kayıtlı kullanıcılar bağlantıları görebilir. ]
Yunanlılar ve Romalılar (sağda), pantolon giyen Germenler, Galyalılar ve Keltler'i (en sağda) "barbar" olarak nitelendiriyorlardı. Ancak, 4. yy'ın sonlarına doğru, bu toplumlarla ilişki sonucu Romalı askerler de pantolonu benimsemeye başladılar...

"İlk" pantolon nasıl bir şeydi?
İl*kel pantolon, büyük ihtimalle, taş devri Şamanlarının ayinlerde giydik*leri türden bir giysiydi. Hiçbir şekil*de eski zamanlarda giyilen, alışılmış, günlük erkek giysilerinden değildi. Açık olan bir şey varsa, o da, taş devri pantolonlarının yalnızca amaca uygunluk düşüncesiyle geliştirilme*diğiydi. Bu giysiler, başlangıçtan bu yana, erkeğin gücünün ve otoritesi*nin bir sembolü oldular ve bireyin toplumdaki konumunu gösteren bir araç olarak görüldüler.

Pantolon giymekte direnen Yunanlı ve Romalılar
Avrupa'da taş devri pantolonları*nın benimsenmesi, belli bir sürenin geçmesini gerektirdi. Bedenlerini dalgalanan elbiseler içine gizleyen eski Yunanlılar ve Romalılar, panto*lonlu Galyalılar'ı ve Germenleri "barbar" olarak algıladılar. Antik Yunanlıların sahne giysilerinde panto*lon, barbarları, yani Yunanlı olma*yanları niteliyordu. Galyalılar da, Ro*malılar tarafından, "Gallia bracata" diye adlandırılmışlardı. Bu ad, oralar*da alışılmış bir erkek giysisini anla*tan "bruch" (Germenlerin kısa pantolonları, Latince "bracata") sözcüğün*den kaynaklanıyordu.

Barbar gibi pantolon giymek ayıp
4. yüzyılın sonlarında, Roma'da, "barbar pantolonlarını giymek ayıp sayılıyordu; yüksek sınıflara dahil in*sanların saray çevresinde bunları giy*meleri, "sürgün ve mallarının ellerin*den alınması" ile cezalandırılıyordu. Öte yandan, bu süre içinde, Romalı askerler arasında pantolon benimsen*meye başlamıştı bile... Romalı asker*ler bunları Galyalılar ve Germenlerden almışlardı. Pantolonun geliş*mesi artık durdurulamazdı...
Germenler ve Keltler, bronz çağın*dan beri kısa pantolon giyiyorlardı. Demir çağının sonlarında (yaklaşık M.Ö. 750) Germenler, ya doğrudan ya da Keltler aracılığıyla, güneydo*ğudaki komşu devletler (örneğin, İs*kitler, Traklar, İliryalılar) sayesinde, ayak bileğine kadar uzun pantolonla*rı tanımışlardı. Aslında bu, sıkı ve iyice oturan ilk pantolonlara karşı bir gelişmeydi.

Ortaçağ’da Avrupalı erkekler, aşırı mini eteklerle birlikte bacakları sıkıca saran dar ve konçlu rengarenk çoraplar giyerken , dünyanın öbür ucundaki Hindistan’da ise erkekler pantolonla dolaşıyorlardı

Pantolonun kökeni Asya
Pantolon, tarih öncesi zamanlarda Asyalı toplumlar arasında epey yay*gındı. Ayak bileklerine kadar uzaya*rak bacakları saran pantolonların, Çinliler, Moğollar; daha sonra Pers*ler ve Medler, özellikle de bu top*lumların savaşçıları tarafından giyil*diği biliniyor. Yahudiler ve Fenikeli*ler de pantolonu tanıyorlardı. Sar*matlar, Daklar ve Lidyalılar, pantolo*nu büyük ihtimalle Persler'den almış*lardı. Bir başka ilginç nokta da, sıra*dan askerlerin, daha sonra ise paralı askerlerin ve denizcilerin, pantolo*nun gelişiminde özel bir yere sahip olmalarıdır. Bunlar, sık sık eğilim belirleyiciler ve moda öncüleri olarak algılandılar.

Avrupa’da uzun çoraptan, dar pantolona gelişim[
Rönesans'ın başlangıcı olan 14. yüzyıl, bütün batılı erkek giyimini belirleyen bir dönüm noktası olmuş*tu. Birkaç yıl içinde, Ortaçağ'ın ayak bileklerine kadar sarkan erkek giysi*leri daralmış, aşırı kısa "mini etekle*re geçilmişti. Bunlar, popo ve edep yerleri ile birlikte, vücudu vurgula*yan dar ve uzun çorap konçlarını da ortaya çıkarıyordu. Bu çorap konçla*rı, zamanla şekil değiştirip bir tür ço*raplı pantolona dönüştü. Hiçbir erkek de, "resmi olarak", çoraplarını ulu or*ta sergilemek istemiyordu.
Bu yeni erkek modası son derece iddialıydı. Ne var ki, aşırı derecede gergin duran ve ikinci bir deriye ben*zeyen bu yeni pantolonlar, erkekler için bir sorun da yaratıyordu: Bu uzun çorap konçlarında, çok basit bir biçimde, cinsiyet organları için yer yoktu. Böylece, uygulamaya yönelik gerekliliklerden ötürü, pantolonun ön kısmına bir tür kılıf eklendi.

Edep yeri kapağı
Bu gelişmeler, o zamanın devlet makamlarını öfkelendirmişti. Çünkü zamanın zihniyeti ihtiyaçtan bir er*dem yaratmıştı. Bütün Avrupa ülke*lerinde, adı "edep yeri kapağı" olan bir kılıfla adeta erkek giyiminin ana parçası oluşturulmuştu; erkekler so*kaklarda gururla ve zafer kazanmış edasıyla bunları giyiyorlardı.
Eduard Fuchs, "Ahlak Tarihi" adlı yapıtında, "Erkekler o dönemlerde tamamen aşırı uçlara varan duygular*la, bu giysi parçasından bir seyirlik ve gösteriş nesnesi yarattılar. Böyle*ce, yalnızca ilk anda göze çarpmakla yetinmeyip, uygun bir biçimde bakış*ları doğrudan kendilerinde topluyorlardı" diye belirtiyor.
Erkekler, değişik yollarla bir afiş etkisine ulaştılar. Çoraplar biraz sarı*ya çaldığında, erkekler edep yeri ka*pağı için koyu kırmızıyı ya da parlak maviyi tercih ediyorlardı. Bunun dı*şında, pantolonun ön kısmını, renkli kuşaklar ve kurdelelerle süslüyorlardı. O zamanlara ait belgeler, edep ye*ri kapağının neredeyse çirkin sayıla*bilecek ölçüde, "dana ya da öküz ka*fası büyüklüğünde" genişletilmesinin müthiş derecede yaygın olduğunu gösteriyor. Edep yeri kapağına çeşitli şekiller vermekten de çekilmiyorlar*dı. Bu şekiller, dikleşmiş erkeklik or*ganı ya da çarpık bir salatalık biçi*minde olabiliyordu.

Edep yeri kapağına yasak
Pek çok şehirde, bu cesur teşhirci*lik biçimine karşı yasak getirildi. Ama bu durum hiçbir şeyi değiştir*medi; söz konusu moda yaklaşık ya*rım yüzyıl sürdü, hemen hemen bü*tün halk arasında benimsendi. Saray çevreleri de, örneğin İngiliz Kralı VIII. Henri ve onun Fransız meslek*taşı I. François, kendilerini çağdaşla*rına, "ışıldayan giysili kahramanlar" olarak tanıttılar. Bu kişiler, "braguette"i (edep yeri kapağının Fransızcası; bugün ise pantolonun ön yırtmacına verilen isim) pahalı maddeler ve sıra dışı şekillerle aşırı biçimde güzel*leştirdiler.
Uzmanlar bugün, bu gelişmeyi, "braguette"in "erkeğin hem seksüel hem de her türlü toplumsal alanda üstünlük iddiasının sembolü" haline gelmesi şeklinde yorumluyor. Edu*ard Fuchs, bu Rönesans modasının "kadınların debdebeli göğüs dekolteleri kadar az görülen, cesur, bireysel taşkınlıklar", özünde ise "zamanın maddeci ve edepsiz yaşam görüşü*nün zorunlu bir sonucu" olduğunu düşünüyor.

Dar pantolonlardan şalvara geçiş “Edep yeri kapağı”nın sonu
Söz konusu modanın zirveye ulaş*tığı ve pantolonların olabildiğince daraldığı bir noktada, kaçınılmaz bir biçimde hareket özgürlüğü de kısıt*lanmıştı. Böylece, 15. yüzyılın so*nunda, eğilim belirleyici görevini gören yabancı paralı askerlerin baş*lattıkları ani bir değişim yaşandı. Yeniden hiçbir engelle karşılaşma*dan hareket edebilmek için, pantolon bacakları, ayrıca elbise kolları çeşitli yerlerinden ikiye kesildi. Bu kesik*lerden dışarıya, bol ve gösterişli ipek kumaşlar fışkırıyordu. Böylece olu*şan şalvar modasıyla, lüks kumaş bolluğunun sınırsız olanakları gözler önüne serilivermişti. Alman paralı askerleri ve İspanyol düklerinin giy*dikleri pantolonların yırtmaçları ara*sından ince ipek kumaştan dikilmiş astarlı pantolonlar öylesine çok fış*kırıyordu ki, o zamanlarda yaşamış biri bunu "Pantolonlu kahramanlar geldiklerinde çevreyi, rüzgarın uğul*tusu gibi sesler kaplıyordu" şeklinde dile getirmişti.

Bu şalvar modası, önce paralı as*kerler daha sonra öğrenciler ve vatan*daşlar arasında yayılan, gerçekte bü*tün sınıflarca giyilen, sonunda soylu*lar sınıfında da benimsenen ilk ör*nekti. Çok geçmeden, edep yeri ka*pağını taşıma geleneği, şalvar moda*sıyla birlikte sona erdi. Bütün sınıfla*rı kapsayan bu yeni pantolon modası, geleneksel giysi alışkanlıklarının gözler önüne serdiği sınıf farklılıkla*rım da yok ediyordu. Bu durum, Rö*nesans'ın kendi kendini hazırlayan toplumsal değişimlerinin açık bir göstergesiydi. 19. yüzyıl giysilerini inceleyen bir tarihçi, bu modaları, bü*yük yenilikçi ve özgürlükçü hareket*lerin bir parçası olarak yorumluyor.

16.yy da "trampet"i andıran panto*lonlar moda
Rönesans'ın kat kat, rengarenk, "edepsiz" pantolon modası, 16. yüz*yıl boyunca gelişen karşı hareketin güçlenmesiyle kökten geriledi. Artık bir kez daha hırsın, ölçülülüğün ve sı*kılığın hakimiyeti aranıyordu. Bütün Avrupa'da "trampet"i andıran panto*lonlar moda oldu. Bir tür yuvarlak davul gibi şişirilmiş kısa pantolonlar, bir koruma bendi gibi erkek kalçala*rını örtüyor ve vücudu iki şekilsiz kü*re halinde bölüyordu. İspanyollar'ın saray törenlerinde aranan dik yürüyüş ve ölçülü duruş kuralları yüzünden bu tür daha da güçlenerek yayıldı.



17.yy kısa pantolon modası
Ne var ki, bu gösterişli pantolon*lar yalnızca kısa bir süre gözde ola*bildi. 17. yüzyıl boyunca sadelik egemenliğini korudu. Orta Avrupalı erkekler, geniş ve kapitone pantolon*lardan uzaklaşarak, pamuklu şişlikle*rin ve edep yeri kapağının olmadığı, dizlere kadar uzayan dar kısa panto*lonlar giymeye başladılar. Ama çok yakında kökten bir değişim yaşana*caktı. 1660 yılında Paris'te etekli bir adam, moda tarihinde yeni bir sayfa açtı. Hollanda elçisi Rheingraf Salm, hayal ürünü erkek pantolonları dizi*sinin en yüksek ve son noktasını oluşturan etek-pantolona adını veren kişi oldu. "Rheingraf pantolonları", kısa sürede, bol süslü, eteğe benze*yen bir nesneye, bir etek-pantolona dönüştü ve Fransa saray çevresinde çılgın yandaşlar edindi.
Aynı dönemlerde Fransa Kralı XIV. Louis'nin sarayındaki Avrupalı soylular, bu modanın tanıtımını çok iyi yaptılar. Dolayısıyla, bütün Av*rupa'da soylu erkekler arasında "Rheingraf” pantolonları, uzun kı*vırcık peruklar ve kurdeleyle süslü yüksek ökçeli ayakkabılar yaygın*laştı... Böylece. Fransa, erkek panto*lonları tarihinde ilk kez modayı be*lirleyen bir numaralı devlet oluyor*du. Gerçekten de bu lüks moda, yal*nızca soylu çevrelerle sınırlı kalan katı bir tarz olarak yaşadı. Vatandaş*lar, inşaat işçileri ve zanaatkarlar, sı*radan, geniş ve kısa pantolonlarını giymeye devam ettiler.

"Culotte" (Külot) pantolonlar
Daha sonra yaşanan Rokoko döne*minde, erkek giysilerinde, yalnızca etek-pantolonlarla yetinilmedi; kadın giysilerine aşırı benzeyen, hatta daha zengin ve renkli modeller ortaya çık*tı. Erkekler ince dantellerden, par*fümlerden ve allıktan hoşlanıyorlar; yapmacık ve cilveli davranışlarda bulunuyorlardı. Bu yüzden, çok geç*meden, zengin görünümlü "Rheing*raf pantolonlarının yerini, onun ya*rısı kadar bol olan "Culotte" (sözlük anlamı "popo örtüsü", çeviri anlamı "dize kadar inen kısa pantolon") aldı.

"Culotte" (Külot) pantolonları, kı*sa sürede daralarak vücuda yapışan çoraplı pantolonlara dönüştü. Artois Dükü, bu daracık pantolonları yal*nızca üstten giyebildiğini belirtiyor*du. Pek çok uşak bu giysiyi tutmakla görevliydi. Bu dar pantolonlarda apaçık ortaya çıkan erkeklik organ*ları, zincirlerle ve kordonlarla süsle*nen ince bir kapakla gizleniyordu. Söz konusu hantal giyim tarzı, "An*cien regime"in (eski düzen) ince zevkine uymuyordu.

Fransız İhtilali ile işçi ve gemicilerin pantolonu modası
18. yüzyılın kapris dolu modası, özellikle de erkek modası, bir süre sonra kriz noktasına gelmişti. Çünkü modada süse düşkünlük, lüks ve aşırı oyunbazlık, artık eskimiş bir si*yaset biçimi olan monarşinin kalıntı*sıydı. Kısacası, ahlakı bozuk, kadınsılaştırılmış monarşi, Fransız İhtila*li'yle birlikte, erdeme önem veren er*keksi bir cumhuriyetle karşılaştı. Bu düzen, dar ama sade giyimden ya*naydı ve süs düşkünlüğünün ulu orta sergilenmesini kınıyor; doğal olarak modanın da süsten arındırılmasını istiyordu.

Günümüzde dünyanın hemen her yerinde görülen, sade, gösterişsiz, evrensel erkek bacak giysisi düz pan*tolonları, Fransız İhtilalini gerçekleş*tiren "pantolonsuzlar"a (Sansculot*tes) borçluyuz. Soylu "Culotte"ların (dize kadar inen kısa pantolon) yeri*ne uzun pantolonlar giyen Fransız iş*çileri ve gemicileri, Fransız İhtila*linde bunlarla yürümüşlerdi. Böyle*ce, kendilerinden sonraki nesiller için, en azından pantolon konusunda "eşitlik" olmasını sağladılar.

Erkeklerin süs düşkünlüklerini tatmin eden oyuncağın son hali
Hayal ürünü zengin erkek panto*lonları devri kapanmıştı. Pantolonlar, kısa ya da uzun, dar ya da geniş, bağ*cıklarla süslü, ikiye bölünmüş ya da aşırı biçimde şişirilmiş olsun; yüzyıl*larca, erkeklerin süs düşkünlüklerini tatmin eden bir oyuncak oldu. 1800'de ve özellikle 19. yüzyılda, Sanayi Devrimi'nin getirdiği geliş*melerle birlikte hayal ürünü nesneler yaratmak zorlaştı.

Modern Avrupalı erkek, artık göz*le görülür derecede işlevsel ve kesin*likle süsten uzak bir giyim tarzını ter*cih ediyor. Günümüzde şehir insanı, moda rüzgarlarıyla yönlendiriliyor ama modern erkeğin bile, 17. ve 18. yüzyıllarda soylu erkek modasının ne kadar zengin ve renkli olduğunu tah*min etmesi zor. Kuşkusuz daha da ileride "yararcılık", biricik estetik ya*sa olacak; tahrik edici, seksi panto*lonlar ayıp sayılacak...

Bu arada kadınlar için de bir fırsat doğdu… Kadın hakları gösterileri için giydikleri erkek pantolonlarını ele geçirdiler
Bugüne kadar kadınlar, süslü erkeklerin gölgesinde kalmışlardı; şimdi güzelliklerini sergileme sırası onların... Bu yüzden, kadınlar, erkek pantolonlarını ele geçirdiler bile... Önceleri, kadın hakları savunucuları*nın ya da birkaç kadın sanatçının gösteri unsuru olarak kullandıkları pantolon, artık günlük kadın giyimi*nin bir parçası durumunda...

Pantolonun son hali “ütülü pantolon” devri
Erkekler, pantolonda aşırı süsten vazgeçmek zorunda kaldılar. Böylece, gizli yırtmaçları örten pantolon kapakları işlevini yitirdi. Bunlar, ah*laka uygun bir şekilde süslü kumaş*larla gizleniyor, altlarında ise bir tür fermuar saklı bulunuyordu. 1900'ün ilk on yılı içinde bir rastlantı sonunda ütünün icadı, pantolonda düzgün hat*ların ortaya çıkmasını da sağladı. Son 1000 yıldır bacaklarını ve cinsel organlarını neyle koruyacağına karar veremeyen erkek milleti, sonunda en uygun giysi şeklini bulmuş görünü*yor. Yıldan yıla renginde ya da biçi*minde küçük değişiklikler olsa da, bugün giyilen pantolon galiba "ama*ca en uygun giysi" olmayı başardı...
Birkaç yıldan bu yana moda tasa*rımcıları, "Acid", "Techno" ya da "Punk" gibi yabancı modaların etki*siyle, erkekler için yeniden renkli ve süslü modeller sunuyorlar. Çünkü bugün, cesareti olan herkese her şey için izin var. Ama modern ve iş sa*hibi erkekler için neredeyse bir asır*dır gri, siyah ve lacivert en uygun renkler...

Tarih boyunca pantolonlar...
1. 16. yy’ da Germenler, uzun ve tüylü yün pantolonlar giyiyor, bu*nu bel seviyesinde bir kuşakla tutturuyorlardı...
2. Ortaçağ'da pantolonlar, vücu*du sımsıkı saracak kadar daraldı, aşırı renkli modeller üretildi.
3. 16. yy’ ın paralı askerleri, renkli, yırtmaçlı pantolonları dizden sıkıca bağlayarak giyiyorlar*dı. En şaşırtıcı öğe ise "edep yeri kapağı" ydı.
4. 16. yy’ ın öteki paralı askerle*rinin şalvar pantolonları, iri yırt*maçlarından çıkan ipek astarlarla baldırlara kadar iniyordu. Bunlar, "braguette" (edep yeri kapağı) yü*zünden, din adamları tarafından "şeytana tapan pantolonlular" ola*rak suçlanmışlardı.
[Sadece kayıtlı kullanıcılar bağlantıları görebilir. ]
5. 16. yy' ın sonunda soyluların giydiği İspanyol sarayının giysisi dar, kısa, yuvarlak, "trampet"i andıran pantolonlar, Rönesans'ın renkli, gevşek modasının yerine geçti. Edep yeri kapağı artık "üni*forma" ile bütünleştirilmişti.
6. 16. yy' ın sonunda, "kadın gö*beği"ne benzeyen pantolonuyla bir soylu: Bacakların başladığı ye*re kadar uzatılan uç kısım, alımlı kısa pantolonların o ana kadar edep yeri kapağı içinde kalan bö*lümünüörtüyor. Bu giysi, bir mo*da düşkünü olan Fransız Kralı III. Henri'nin buluşuydu.
7. Barok çağından bir baron: Debdebeli "Rheingraf" pantolonla*rı, altında iç pantolonu olan, dize kadar inen bir tür etekti. Terziler tek bir bacak için pek çok parıltılı ipek kumaş kullanıyorlardı.
8. Fransız saraylısı: 18. yüzyılın Rokoko döneminde ince ve alımlı "Culotte" modaydı. Erkek, "kadın"ı taklit ediyordu.
[Sadece kayıtlı kullanıcılar bağlantıları görebilir. ]
9. "Sans-culotte"lar, Fransız ihti*lali'ni gerçekleştirenlerdi. Alt sınıf*lara özgü olan ve fikirlerini simge*leyen uzun pantolonlar giydiler
10. Bu bacak giysisiyle birlikte modern, sade, ütülü pantolonlar tırmanışa geçti.
11. Son yıllarda pantolon mo*dellerinde küçük değişiklikler gö*rülüyor. Bol pilili pantolonlar en çok gençlerin beğenisini topluyor.
12. Kot pantolonlar (jeans) ise erotik ve asi görünüyor. Eski edep yeri kapaklarına dönüş var gibi...
13. Bugün kadınlar da pantolon giyiyorlar. Özellikle vücudu sımsı*kı saran taytlar çok seviliyor. Bu tür çorap-pantolonlar en son 14. yüzyılda modayı izleyen genç er*kekler tarafından giyiliyordu.

Pantolon
"Alafranga kıyafette belden aşağı giyilen kisvenin adı... Frenkler iç donuna da, vücudun belden aşağısını örten ve bacakla*ra ayrı ayrı geçirilen her libasa pantolon derler..."
Şemseddin Sami,
"Kaamusu Türk"
İkinci Sultan Mahmud'un yaptığı kıyafet inkılabından sonra şalva*rın, çakşırın, poturun yerine giyil*miştir; avam ağzında "pantol" de*nilir. Edebiyat tarihimize meşhur bir İstanbul türküsü ile geçmiştir:

Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur
Katibimde setire uzun eteği çamur
Katibim uykudan uyanmış gözleri mahmur
Katib benim ben de katibin el ne karışır
Katibime setire pantol ne güzel yakışır.


Zamanımızda bu türkü sözleri azıcık değişik olarak okunmaktadır.

Bu türkü, genç ve güzel katibe karşı kız ağzından aşıkane söylen*memiştir; setire pantolonlu genç katiplerle alay yollu bu türkünün tarihi kıymeti, memleketimizde Av*rupalı kıyafetine karşı gerici zihni*yetin tepkisini yaşatan bir vesika oluşudur. Türkü, Kırım Harbi yılları içinde, Abdülmecid zamanında çık*mıştır, fakat sivil memurları, bil*hassa küçük memurları bu hususta serbest bırakmıştı. Kırım Harbi başlayınca Abdülmecid bütün kü*çük memurları setire pantolon giy*meye mecbur tutmuştu. Memuriyetten başka geçim kapısı olma*yan orta halli ailelere mensup gençler de setire pantolon giymiş*lerdi. Mutaassıp bir zümre buna "gavur mukallidliği" dedi ve panto*lonla sokağa çıkmayı içdonu ile çı*kılmış gibi gördüler, ayıpladılar. Kı*rım Harbi'nde müttefiklerimiz olan İngiliz, Fransız ve Sardunyalılar'ın ordularıİstanbul'dan geçmişti. Üs*küdar'da Selimiye Kışlası da bu gayrimüslim Avrupalı müttefikleri*mizin emrine hastane olarak ve*rilmişti. İstanbul'dan geçenİngiliz ordusunda bir İskoç alayı vardı; meşhur gaydaları ve kısa eteklikle*ri ile İstanbulluların pek tuhafına gitmişti ve avam ağzındaİskoçyalı*lar'a "Donsuz Asker" lakabı takıl*mıştı. İskoç Alayı, şarka hareket ederken bu alay için bir marş bes*telenmişti; işte bu marşın bestesi, bizim Katibim türküsünün nağmeleridir.

Pantolonun Politik Tarihi

Nedir pantolon? Belimizden ayaklarımıza kadar olan bölümünü örten ve iki bacağımızı kaplayan bir giysi. Ancak giysi, toplumsal düzeni yansıtır ve onu yeniden üretir. Dolayısıyla pantolonun öyküsünün ardında koca bir anlam yatar, ne de olsa “kişisel olan politiktir”. Carl Flügel, erkeğin pantolon giymesini “güzellik iddiasını bırakıp, biricik amacının yararlılık olmasına” yorar. Simone de Beauvoir “Kadın gibi giyinmek kadar doğal olmayan bir şey yoktur; hiç kuşkusuz erkek kıyafeti de yapaydır ama daha rahat ve daha sadedir, hareketlerin engellenmesi için değil desteklenmesi için tasarlanmıştır,” der.

Pantolon başlangıçta bir erkeklik simgesidir ve kadınların giymesi yasaktır. Hatta kılık değiştirmek bir sahtecilik suçudur. Fransız devriminde yeni toplumu ve düzeni yansıtan en önemli unsurlardan biri olur. Dönemin radikalleri sans-culottelar da ismini pantolondan alır. Öte yandan Fransız Devriminin de ortadan kaldırmadığı cinsiyet ayrımcılığının sembolü olmayı sürdürür. Kadınların son iki yüzyılın bu önemli simgesini keşfetmeleri ise politik boyutu olmayan bir bireysel kimlik ya da pratik bir giysi tercihi değil cinsiyetlerin eşitlik arzusunun ve mücadelesinin ifadesidir. Pantolonun Politik Tarihi, giysinin politik diline tercümanlık eden kaydedeğer bir kültür tarihi çalışması.

Pantolon: “Öteki”nin kıyafeti – İsmail Gezgin
(16.11.2012, Radikal Kitap Eki)
Değişen doğa koşullarının sertliğine karşı bedenin korunması ve desteklenmesi amacıyla başlayan giyinme, zaman içerisinde “uygar olmak” manasına dönüşmüştür. Dünyanın kaderini elinde tutan iktidar odakları tarafından kodlanmış zihinlerimizde, giyinmek ile çıplaklığın “uygar olan ve olmayan” değerleriyle eşleştiğini görebiliriz. Zihnimizdeki bu güçlü ve köklü “arketip”ler modern olduğu kadar kadim zamanlardan itibaren aktarılan kültürel kodlardan gelmektedir. Birlikte yaşamın koşullarının temelleri yaklaşık 10-12 bin yıl önce atılmış; mülkiyet, mahremiyet, ahlak, hukuk gibi kimi kavramların yanı sıra sınıflı toplumun kurulumu gerçekleşmişti.

Toplumsal yaşam; sosyal roller, statü ve sınıfsal ayrımların menşeini oluştururken, bu farklılığın kıyafetlere yansımasının başlangıcını inşa etmiştir. Kadınlar ve erkekler, siyasal ve dinsel erk sahipleri, zanaatkârlar ve çiftçiler, yurttaşlar ile fahişeler… toplumsal ideolojinin kendilerine biçtiği kıyafetleri giymekle yükümlü olmuşlardı. Bu kimliklendirme, kıyafetten önce bedenden hareketle belirlenmişti.

Feminist literatür, bu kalabalık bir arada yaşam deneyiminin, bedenlere cinsiyet yüklediğini ve cinsiyetin doğal olandan bu nedenle ayrıldığını ileri sürmektedir. Uygarlık olarak kabul edilen bu sürecin başından itibaren iktidarı elinde bulunduran eril zihniyet, kadın ve erkek bedeninden beklentilerini cinsiyet olarak kimliklendirmiştir.
Sosyal bilimlerin “gender” olarak isimlendirdiği “cinsiyet rolleri”, eril zihniyeti her zaman iktidara yakın tutacak şekilde örgütlerken, dişil olana düşen rol, örülen kalın duvarların içiyle sınırlı kalıyordu. Çünkü dişil olan, doğa karşısında acze düşen insanın eline batan dikenlerin sorumlusu olarak görülmekteydi… Tüm yaratılış mitlerinde ikincil pozisyonda yaratılan kadın, insanın cennetten kovulmasının, ölümlü doğasının ve çalışmak zorunda kalışının nedeni olarak gösterilmektedir. Kadının kontrol edilmesi güç doğasına atıfta bulunan bu eril ideoloji, çözümü, kadını suçluluğuna inandırarak bedenini örtmekte ve hatta kendisini tümüyle eve kapatmakta bulmuştur. Kamusal alandan uzak başlayan kadının uygarlık macerası, neredeyse 18. yüzyıla kadar değişmeden, evin kalın duvarları arasında ve ideolojilerin biçtiği kıyafetlerin içinde devam etmiştir…

Kadın ve pantolon
Christine Bard, Pantolonun Politik Tarihi adlı kitabında, kadın kimliğinin değişme sürecini pantolon üzerinden aktarmış, bugünün gündelik kıyafeti olan pantolonun bu devrimde nasıl bir mana ve rol üstlendiğinin tarihsel ve politik öyküsünü ortaya koymuştur. Bir zamanlar varoş kültürünün gündelik kıyafeti olan pantolon, Fransa’da yaşanan devrim sırasında yenilikten yana olanların sembolü olarak yaygınlaşmış ve Fransız İhtilali’nden sonra kurulan yeni yaşam biçiminde, kadınların daha aktif bir rol üstlenecekleri dönüşümün sancağı haline gelmişti. Kadınlar, kendilerini kamusal yaşamın içinde erkeklerle eşit kılacak bir mücadelenin sembolü olarak pantolonu kabul etmiş, mücadeleyi bu kıyafetin üzerinden gerçekleştirmişlerdi. Christine Bard, pantolon kelimesinin kökenini Venedikli Aziz Pantaleone’ye dayandırsa da pantolonun kadınları cezbetmesinin asıl nedeni mitolojik Amazonlardır.

Antik Yunan sanatında Amazonlar pantolonlu tasvirleriyle dikkat çekmektedirler. Bu sıra dışı kadınların pantolon aracılığıyla ötekileştirilmeleri ilginçtir. Uygar erilin zihninde her dönem varlığını sürdüren bu kadın tipi, kültürün kontrol altında tutmak istediği, ilksel arkaik karanlıklarından taşıdığı korkuların kahramanıdır. Antikçağda eril iktidarın görmeye bile tahammül edemediği tek memesi alınmış bu “korkunç” savaşçılar, ortaçağın büyücü cadılarına dönüşür. Değişmeyen tek şey iktidarı elinde tutan güç odaklarının yüreklerindeki kitonyen dişil korkudur. Antikçağın organize eril iktidarlarına karşı önemli savaşlar yürüten ve büyük başarılar kazanan mitik Amazonlar, 18. yüzyılda varoluş savaşı veren Fransız kadınına ilham vermişti; kendilerini Amazonlara benzeterek onlar gibi giyinen kadınlar, pantolonu devrimlerinin merkezine taşımışlardı…

Feminist hareketin erken eylemleri olarak da nitelenebilecek pantolon hareketi; kadınların, erkeklerin hâkim olduğu kamu dünyasında görünmelerini sağlayacak başkaldırı idi. Bard’ın kitabında bolca örneğini verdiği gibi, kadınlar erkeklerin sembolü haline gelen pantolonu giyerek kamusal sınırları delmeye çalışırken, eski kıyafetlerinin engellediği davranışları repertuarlarına eklemiş, beklenmeyen alanlarda başarılı olabileceklerini göstermişlerdi. Elbiselerinin ergonomisi uygun olmadığından daha önce denemedikleri aktivitelere yönelerek, hem kıyafet özgürlüğü sağlamaya çalışmış, hem de erkeklerle özdeşleşen kimi alanlarda var olma savaşı vermişlerdi. Örneğin, bisiklete ya da ata binmek gibi edimler kadın hareketinin sıklıkla yinelediği eylemler olmuştu. Onların önüne geçme çabası içinde olan eril ideoloji, kadın hareketinin başarısı karşısında yasalar ve yasaklar yoluyla engeller çıkarmış, pantolon giyen kadınları fahişe, lezbiyen, travesti ve hatta ruh hastası gibi toplumun ahlakdışı bulduğu kimliklerle damgalamıştı. Bununla birlikte, özellikle Sanayi Devrimi’nin yarattığı kadın işçi istihdamı nedeniyle kamusal alanda daha fazla var olmayı başaran kadın, kendisini sınırlayan kıyafet yasağından kurtulup bedenini en azından belli ölçülerde özgür hareket edebilir hale getirmişti. İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren fabrikalarda ve gündelik yaşamda daha fazla pantolon giymeyi başaran kadın, modernizmin yerle bir edildiği 60’lı yıllardan sonra bu konudaki özgürlüğünü kazanmıştı…
Pantolon giymiş bir kadın yalnızca pantolon giymiş bir kadın değildir.

CHRISTINE BARD, 1965 doğumlu Bard Angers Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi’nde profesördür. Sosyal tarih ve çağdaş tarih konularında uzman olan Bard, Sciences Po (Paris) Üniversitesi’nde de araştırma merkezi yöneticiliği yapmaktadır. Les Filles de Marianne – Histoire des feminisms (1985), Les Garçonnes – Modes et fantasmes des Années folles (1998) ve Ce que soulève la jupe – Identités, transgressions, resistances (2010) gibi feminist tarih çalışmalarıyla tanınan Bard, giysilerin toplumsal sınıflar bağlamında taşıdığı önemi politik ve kültürel bir perspektiften incelemektedir.

Kitabın Künyesi
Pantolonun Politik Tarihi
Orjinal isim: Une Histoire Politique du Pantalon
Christine Bard
Çeviren : İsmail Yerguz
Sel Yayıncılık / Kültürel Tarih Dizisi
Ekim 2012
344 Sayfa

KOT PANTOLONUN TARİHİ

1850'lerde çadır bezi üreticisi olarak çalışan Levi Strauss akıl dolu bir gözlem sonucu yine akıl dolu bir fikir ortaya attı. Madenci ve petrol işçilerinin pantolonları yaptıkları işe dayanıklı ve uygun olmadığından kolayca yırtılıyordu. Bunun üzerine Strauss bir kaç çadır bezi parçasını dikerek işçilerin 2-3 kullanmadan sonra harap olan pantolonlarına bir çözüm getirmeyi denedi. İlk ürettiği pantolonlar o kadar rahat olmamasına rağmen inanılmaz dayanıklıydı. Sonra Denim'i kullanmasıyla (Denim, kumaş boyasıdır kumaş üzerindeki küçük lekecikleri gizlemek için kullanılır) pantolonlar daha kullanışlı, şık ve bir o kadar da dayanıklı duruma geldi. Böylelikle Amerika'da bir blue jean akımı başlamış oldu. İlk başta sadece madenci ve petrol işçileri kot pantolonlar şimdi artık tüm insanlar tarafından yoğun bir biçimde kullanılmakta.

*Asya'da hem erkekler, hem kadınlar pantolon giyerdi. Asya uygarlıklarında pantolon soğuğa karşı giyilen, rahatlığı ve kendine güveni simgeleyen bir giysiydi. Aynı dönemlerde roman ve Yunan uygarlıklarında hem kadnı, hem de erkekler tunikleri tercih ediyordu.

*4. Yüzyılda Avrupalı kadınlar, Persler'den görüp pantolon giymeye başladılar. O günlerde pantolon erkek giysisi gibi görülmüyordu.

*Orta Çağ'da pantolon önyargı oluşturmaya başladı. Kadınlar elbiseye yöneldiler.

*Fransız Devrimi sonrasında erkekler yüksek ökçeli ayakkabı ve ipek külotlu çorap giymekten ve pudralı peruk takmaktan vazgeçtiler ve pantolonu sahiplendiler.

*19.yüzyılda kadınlar ata binerken pantolon giyiyorlardı ama binicilik dışında pantolonlarını kabarık eteklerinin altında gizliyorlardı.

*19. yüzyıla kadar kemerler çok revaçtaydı, kemerlerin popüleritesi pantolonlarda düğme kullanımı başlar başlamaz azaldı.

*19. yüzyılın sonrlarında Kadın Hakları Hareketi, pantolon konusunu gündeme getirdi ve eteğin kadınların rahat davranmasını önlediği konusunda tartışma başlattı. Feminist eylemci Amelia Bloomer kadınların her ortamda giyebilecekleri pantolonlar tasarladı.

*Blue jean kadın ve erkekleri pantolonda buluşturan ilk ürün olarak kabul gördü.

*1970'lere kadar dünyanın bir çok yerinde kadınların ofislerde, kamu sektöründe ve eğitmen olarak bulundukları yerlerde pantolon giymesi yasaktı.


20 Mayıs 1873 çok önemli bir tarih gibi görünmese de aslında dünya modasını derinden etkilemiş olan son derece özel bir gün.
Bundan tam 137 yıl önce 20 Mayıs 1873’te, Levi Strauss isimli bir toptancı, terzilerinden biri olan Jacob Davis’in tavsiyesinin can kulağıyla dinler ve bu terzi tarafından yaratılmış olan kot pantolonun patentini, sadece 68 dolar tutan patent masraflarını karşılayarak alır.
Acaba bu ikili dünya modasını derinden sarsacak ve 7’den 70’e herkesin üzerinde çıkarmayacağı kot pantolonu icat ettiklerinin farkında mıydı?
Aslında terzi Davis’in amacı, madenlerde ağır şartlarda çalışan işçilerin kolay kolay eskitemeyeceği sağlam bir kumaştan pantolonlar dikmekti.
Ve Davis amacına ulaşmıştı. İsmi bugün kimse tarafından bilinmemekte olan bu terzinin Levi Strauss için ürettiği bu pantolonlar 1800’ler bile o kadar popüler oldu ki, Strauss gelen taleplere cevap verebilmek için San Francisco’da bir fabrika kurmak zorunda kaldı.
Strauss’un fabrikasının ilk ürettiği kot pantolonların üretim kodu 501 oldu ve dünya tarihinin en büyük moda çılgınlığı bu şekilde başladı. Levi’s 501 tüm dünyadan sadece maden işçileri tarafından değil herkes tarafından arzulanana bir trende dönüştü. Artık 2000’li yıllardayız ve aradan geçen onca zaman, bırakın kot pantolon modasının gerilemesine yol açmayı, sayısız sayıda firmanın kot pantolon üretmeye başlamasıyla birlikte dünyanın en sevilen kıyafeti halini aldı.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b