Ne nedir :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Fomo Nedir ?

17 Mayıs 2014 Bu içerik 3.214 kez okundu.




Sanal dünyanın yeni korkusu: FoMo

Sabah uyandınız, ilk işiniz elinizi telefona atmak oldu. E-mail'lerinize baktınız, sonrasında Twitter ve Facebook hesaplarınızı kontrol ettiniz. Yetmedi, Instagram'da neler paylaşılmış onlara baktınız, Foursquare'de kimler nerelerdeymiş haberdar oldunuz.

Yalnız sabah böyle olsa iyi. Öğlen, akşam ve gece de durum böyle. Sohbetleriniz akıllı telefonunuz yüzünden tatsız, uykularınız "acaba ben bakmazken neler olup bitiyor" diye yarım...

Tanıdık geldi mi? Korkutmak gibi olmasın ama siz, en klişe tabiriyle FoMO'dan yani, "Fear of Missing Out" hastalığından muzdarip olabilirsiniz. FoMO'nun Türkçesi "Gelişmeleri Kaçırma Korkusu". Son birkaç aydır The Telegraph'tan The New York Times'a dünyanın saygın yayın organlarında bununla ilgili haberler çıkıyor.

Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden uzman psikolog Zeynep Sat'a göre yeni bir kavram olarak karşımıza çıkan bu durumun en önemli özelliği sürekli olarak diğer insanların neler yaptığıyla ilgilenme arzusu. Giderek yaygınlaşan bu durum Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından mercek altına alınmaya başlanmış durumda.

Mashable'da yayınlanan bir habere göre, sosyal medya kullanıcılarının yüzde 56'sı belki de farkında bile olmadığı bu hastalığın pençesine düşmüş. Depresyon ve anksiyete uzmanı olan psikolog Zeynep Selvili, bağımlı olup olmama kavramını şu sözlerle açıklıyor:

"Bir birey internet-sosyal medya ile ilgili aşırı zihinsel uğraş içerisindeyse, sosyal medyayı aktif olarak kullandığı süre içerisinde duygudurumunda değişiklikler oluyorsa (kendini suçlu, mutsuz, ümitsiz hissetme), internet-sosyal medyaya erişiminin olmadığı zamanlarda yoksunluk belirtileri (duygusal ve fiziksel olarak nahoş semptomlar) çekiyorsa, internet-sosyal medya kullanımını azaltmak veya bırakmak adına yaptığı girişimleri boşa çıkıyor, başarısızlıkla sonuçlanıyorsa ve en önemlisi internet-sosyal medya kullanımı yüzünden aile ve sosyal ilişkileri, okul, iş hayatı zarar görüyorsa kişinin sosyal medya bağımlısı olduğundan şüphe duyulabilir."

Aslında kaçan bir şey yok
İletişim trendleri sitesi Bigumigu'nun kurucusu Yalçın Pembecioğlu ise, bunun kuşaklarla ilgili bir durum olduğunu belirtiyor:

"Yeni kuşak için bu sorun bizimki kadar büyük değil. Çünkü onlar bu dev akış içerisinde şunu çok iyi anladılar: önemli bilgi zaten akışımda karşıma çıkar. FoMO'ya karşı en önemli panzehir de bu bence. Aslında bir şey kaçırmıyorsun, sen baktığında ne görüyorsan senin için önemli olan da o. Bu konuda danışmanlık verdiğimiz müşterilerimize çok anlattığımız bir örnek var; anlık paylaşım uygulamaları (real time social media). Bu uygulamalarda içerikler, paylaşıldıktan kısa bir süre sonra kendi kendilerine siliniyorlar. Arkadaşınızın dün paylaştığı komik anı görüp gülüyorsunuz ve geçiyor. Bir daha geri dönüp bakamıyorsunuz, çünkü buna gerek de yok, artık bugün olanlara odaklanma zamanı."

Çok değil bundan iki yıl önce gmailimi nerdeyse haftada bir açardım. Gelen birkaç spam maili, banka ekstrelerini siler kapatırdım. Ofisten birkaç arkadaşım twitter’a üye olduklarında “o da neymiş, facebook yeter de artar” deyip hiç ilgilenmedim. Sonra hamileliğimde keşfettiğim bloglar sayesinde bir gruba üye oldum. Bir çok blogu takip eder oldum. Üye olduğum grubu bir başkası takip etti. Kuruluşlarına da şahit olduğum iki grubun da moderatörleri arasında yer aldım. Artık gmailimi her gün düzenli açmaya hatta hiç kapamamaya başladım. Çünkü blog yazıları, grup mailleri hep gmailime geliyordu. Düşünün ki bu gruplardan birinin adı internet anneleri. İnterneti, sosyal ağları aktif kullanan yüzlerce annenin biraraya geldiği, dertleştiği, tecrübe paylaştığı bir gruptan bahsediyoruz.

Sonra bir gün, sanal dünyadan edindiğim arkadaşlarım teker teker twitter hesabı sahibi oldular. Ben kusur kalamazdım tabii ki. Önceden burun kıvırdığım twitter’da benim de hesabım olsun istedim. Twitter’da buluşup dedikodu yaptık, yardıma muhtaçlara kampanya yaptık, hoşumuza gitmeyen fikirleri, kanunları protesto ettik, dizi izleyip, kendi aramızda esas oğlanla esas kızı bile çekiştirdik. İki yıl önce biri bana iki yıl sonra internetin ayrılmaz bir parçam olacağını söyleseydi güler geçerdim.

İş bu raddeye gelince, her an ağın içinde olabilme telaşına kapıldım ve ilk fırsatta bir akıllı telefon edindim. Çünkü uzun süre sosyal medyadan uzak kalınca bir sürü şey kaçırıyormuşum gibi geldi. Bunu fark edip kendimi sorguladığım sonra da dizginlediğim sıralarda medya satınalma ajansı olan Mediacom’dan bir mail geldi. Tesadüfün böylesi… FOMO diye birşeyden bahsediyordu. Neymiş bu FOMO diyorsanız buyrun okuyun efenim…

…………………………………………..

Hepimiz, dünyada ve özellikle çevremizde olan bitenden haberdar olmak, arkadaşlarımızın nerede olduğunu, neler yaptığını bilmek isteriz. Gelişmeleri ve yenilikleri takip etmek bizi motive eder, dinamik ve enerjik kılar. Ancak son günlerde, özellikle de sosyal medyanın etkisiyle, bilgi alış verişimiz hızlandı, haber akışı arttı ve bilgilerimiz daha çok ve sık güncellenir oldu. Bu hızlı tempo içinde takip ettiğimizden fazlasını kaçırdığımız hissine kapılmaya başladık. Endişe ve panik doğuran bu hislere literatürde yeni bir isim verildi: FOMO (Fear of Missing Out) yani “Gelişmeleri Kaçırma Korkusu”.

FOMO: Sürekli bir şeylerin kaçırıldığına dair endişe. FOMO sahibi tam olarak neler kaçırdığını bilmese veya öngöremese de hep diğerlerinin daha çok şey bildiği ve daha iyi vakit geçirdiği hissine kapılır ve kendisiyle ilgili endişelenir.

Semptomlar: Facebook, Twitter ve diğer sosyal ağları sürekli güncellemek, bu platformlarda hayatı aksatacak düzeyde çok vakit geçirmek, mutsuzluk ve kıskançlık eğilimi, kararsızlık, paranoya, tırnak yemek, saçla oynamak, büyüyen göz bebekleri, hızlanan nefes ve kalp atışı.

Yan Etkileri: Daha fazla FOMO

Tedavi: Kimilerine göre sosyal ağ detoksu, yani bu siteleri kendine engellemek, kimilerine göreyse bununla yaşamaya alışmak.

JWT isimli bir firma, Mayıs 2011’de, 12-55 yaş aralğında 1200’den fazla aktif sosyal medya kullanıcısıyla görüşerek FOMO’yu derinlemesine anlamak için kalitatif ve kantitatif araştırmalar gerçekleştirdi. Uzmanlarla ve sektör profesyonelleriyle derinlemesine görüşmeler yaparak FOMO’yu inceledi. Bu araştırmaya göre, FOMO’ya en çok gençler (15-24) ve genç yetişkinler (25-34) arasında rastlanıyor. İnternetin ve sosyal medyanın bu kişilerin hayatının organik bir parçası olduğu görülüyor.

Ana Etkenler
Transparanlık: Sosyal medya ve mobil cihazlarla beraber lokasyon bazlı sosyal ağların yaygınlaşması, gerçek kişilerin (eskiden olduğu gibi nickname kullanmaksızın) nerede olduğunu ve neler yaptığını paylaşması, eskiden «gizli» ve «özel» olduğu düşünülen bilgileri «açık» ve «genel» hale getirdi.

Dijitalle Doğanlar: FOMO’nun en çok gençlerde görülmesinden de anlaşılacağı üzere, küçük yaşlardan itibaren dijital teknolojinin içinde doğanlar, dijital iletişimi ve sosyalliği bir yenilik olarak görmüyor, oldukça doğal karşılıyor ve getirdiklerine direnmiyor.


Sosyal Ortak Dil: Sosyal medyayı yoğun olarak kullanan insanlar kendilerini daha iyi ifade ettiklerini, daha çok bilgiye sahip olduklarını hissettiklerini, istedikleri insanın hayatına dair bilgi edinebildiklerini, karşılarındakini daha iyi anlayabildiklerini düşünüyor.

Etiketli Etkinlikler: Bazı etkinlikler (özellikle bir marka tarafından desteklenenler) katılımcıların sosyal medyada bulundukları yer hakkında sürekli paylaşım yapmasını destekliyor hatta tetikliyor.

Sosyal Göreli Yoksunluk: Göreli yoksunluk, kişilerin başkalarıyla kıyaslama yaparak kendilerini eksik hissetmesi anlamına gelen sosyolojik bir terim. Sosyal medya sayesinde insanların yaşamlarından, özellikle de paylaşmak istenilen yani yüksek ihtimalle «güzel» taraflarından haberdar oldukça göreli yoksunluk hissi de artıyor.

Meşgul Hayatlar: Sürekli daha fazla bilgiye, görsele, insana, aktiviteye maruz kalan kişilerin, bu alanları derinlemesine incelemek veya öğrenmek için vakti olmuyor, bu sebeple herşeyden biraz biraz okumak, bakıp geçmek, göz gezdirmek gibi yüzeysel davranışlar artıyor. Bilgi ve görsel arttıkça, tane başına geçirilen vakit azalıyor.
Sosyal Ağlar ve İmaj

Sosyal ağlardaki imajına önem veren 18-34 yaş grubu, aynı zamanda bu platformların hava atmak için kullanıldığını düşünüyor. Kendini en çok röntengci gibi hissedenler de yine aynı yaş grubu.

Neler Hissediyorsunuz?

•Eğlenceyi kaçırma hissini en çok 13-17 yaş grubu hissediyor (%48) ve en çok onlar endişeye kapılıyor (%47).
•İleri yaş gruplarının (34-48 ve 48-67) en çok hissettiği his «dışlanmışlık» (%26).
•En güvensiz hissedenler ise 18-34 yaş grubu (%42).

Erkekler Daha Gergin
Kadınların endişeli ve kıskanç olmaya daha yatkın oldukları kanısının aksine, erkeklerde FOMO daha çok görülüyor.
Erkekler özellikle «arkadaşlarının bir şeyi kendilerinden önce keşfettiğini / öğrendiğini gördüğünde» endişe duyuyor.

Sosyal medyada en çok hangi konularla ilgili sürekli bilgi sahibi olmak istiyorsunuz?

•En küçük yaş grubu en çok müzik, sosyal aktiviteler, teknoloji ve ünlülerle ilgili güncel bilgiye sahip olmak isterken, genç yetişkinler; spor, moda ve iş hayatındaki gelişmeleri takip etmek istiyor.
•Sağlık, politika, gıdalar, aileler ve iş hayatına dair bilgileri en çok takip etmek isteyenler 48 yaş üzerindeki sosyal medya kullanıcıları.

Markaların FOMO Kullanımı

FOMO’yu markaları lehine destekleyen ve karşı duran firmalardan bazılarının reklam filmlerini aşağıda görebilirsiniz.

Bir TV spotuyla başlayan kampanya, güneşin doğuşunu görene kadar içen ve uyuyakalmayan Heineken tüketicilerini güneşin doğuşunda yaşadıklarını #mysunrise etiketiyle twit atmaya ve bütün dünyaya duyurmaya davet ediyor.

Sonuç olarak FOMO ve sosyal medya birbirini doğuran iki olgu. Bilgi akışının hızlılığı ve mobil teknolojideki gelişmeler sürdükçe (hatta önlenemez bir şekilde arttıkça) FOMO’nun da sonlanması zor gözüküyor. FOMO sahipleri öncelikle kendilerini teşhis edip kurtulmaya veya alışmaya çalışabilirler. Ben kendimi “ucundan acık FOMO” sınıfına sokuyorum. Peki sizde durumlar nasıl?


---------------------------------

“Gelişmeleri kaçırma korkusu” – FOMO (Fear of Missing Out)– son zamanlarda adını sıkça duymaya başladığımız bir çeşit kaygı bozukluğu ve “gereksiz yere pişmanlık duyma” davranışıyla tanımlanıyor. FOMO, kişilerin, etraflarındaki birçok alternatifin farkında olması ve daima daha fazlasını istemek, olmak ya da yapmak istemesinden kaynaklanıyor.

FOMO her ne kadar yeni bir trend gibi görünse de, aslında uzun zamandır hayatımızda. Ancak uzmanlar, bu bozukluğun, internetin hayatımızda daha fazla yer edinmesiyle artış gösterdiği görüşünde.

Sosyal ağların FOMO’nun ortaya çıkışını destekliyor oluşu; insanların Facebook, Twitter ve LinkedIn üzerinden çevrelerindeki insanların ne yaptıklarını, nasıl geliştiklerini ve nelere sahip olduklarını görmelerinden ve kendi hayatlarıyla karşılaştırmalarından kaynaklanıyor. İnsanların bu alternatiflerin farkında olması, kendi hayatlarıyla ilgili tatminsizlik yaratıyor çünkü aynı süreçlerden geçtikleri insanların daha iyi yerlere geldiklerini görmek, pişmanlık duygusunu tetikliyor.

[FOMO]

FOMO ayrıca insanların sosyal ilişkileri üzerinde de büyük bir etkiye sahip. Aşağıdaki örnek de bunu destekler nitelikte:

“Çok sosyal bir işim var ve sürekli işimle ilgili organizasyonlar için davetlere katılıyorum. Bu davetleri geri çevirebilmem mümkün değil, çünkü ertesi gün ofisteki herkes gecede yaşananlar hakkında konuşurken kendimi yabancılaşmış hissediyorum. Sırf bu sebeple iş dışındaki arkadaş buluşmalarıma gidemiyorum. Zamanla arkadaşlarımın artık dışarı çıkarken bana haber vermediklerini ve iş dışındaki sosyal hayatımın yavaş yavaş yok olmaya başladığını fark ettim. Dürüst olmak gerekirse, işle ilgili organizasyonlarda pek eğlendiğim söylenemez. Fakat her seferinde bu organizasyonlara katılmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Çünkü gitmediğim takdirde o gece gerçekleşebilecek ilginç bir olayı ya da kariyer fırsatını kaçıracakmışım hissine kapılıyorum.”

[internet] FOMO’nun en büyük tehlikesi, zamanınızı boş yere tüketiyor oluşu. FOMO yaşayan insanlar; genelde o anda yaptıkları işe odaklanmaktan çok, yapmadıkları şeyler için pişmanlık duyarak zamanlarını öldürüyorlar. Yani, bir şeyler yaparken, yapamadıkları şeyleri kaçırdıkları için büyük bir pişmanlık ve suçluluk hissediyorlar.

2013 yılı aslında FOMO’nun artış göstermesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülebilir. Çünkü bu yıl akıllı telefon satışları ilk defa bilgisayar satışlarının önüne geçti. İnsanlar artık sosyal ağlardaki varlıklarının ev ve işyerleriyle sınırlı olmasını değil, 24 saat online olabilecekleri alternatif yolları değerlendirmek istiyorlar. Akıllı telefonlar, insanların 7 gün 24 saat sosyal ağlarda yaşanan dinamikleri saniye saniye takip etmesine olanak veriyor.

Şüphesiz, FOMO hepimizin hayatını farklı derecede etkiliyor. London School of Economics’de Sosyal Bilimler Enstitüsü profesörü Benjamin Voyer, gelişmeleri kaçırma korkusunun tamamen sosyal olarak dışlanma endişesi sebebiyle ortaya çıktığını söylüyor.

“Sosyal statünüz yüksek olduğunda sosyal olarak dışlanma endişesi taşımazsınız. Çünkü insanlar için referans noktası sizsinizdir ve başkalarını örnek alan değil, başkaları tarafından örnek alınan bir pozisyondasınızdır. Bu nedenle FOMO genelde ergenlik dönemindeki, yani kimlik bunalımındaki bireylerde daha sık görülür.”

FOMO her nekadar yaşla ve statüyle alakalı bir olgu olarak görünse de; aslında yaşa ya da statüye bağlı olmaksızın, her tipte insanda görülebilir. Burada önemli olan nokta, kişiler için neyin önemli olduğu ve kişinin değerlerinin neye göre çeşitlilik gösterdiğidir.

McGuire-Snieckus’e göre FOMO’nun ortaya çıkışı, sosyal statü ya da yaştan ziyade insanların kişilik özellikleriyle alakalı bir durum. Hayattan zevk alabilen, ne istediklerinin, nasıl bir yaşam tarzı benimsediklerinin farkında olan insanlarda FOMO’nun görülme olasılığı daha az. Çünkü bu insanlar, başarmak istedikleri hedeflere ulaştıktan sonra durmaları gerektikleri noktaların bilincindeler ve ellerindekiyle yetinmeyi biliyorlar.

Bunun aksini yaşayan insanlar ise yaptıklarına değil, daima daha fazla ne yapabileceklerine odaklanarak hareket ediyorlar. Bir konuda karar alana kadar olabilecek tüm alternatifleri değerlendirmeye çalışıyorlar. Sonucunda bir karara varsalar bile, bunun en iyi sonuç olmadığına inanıyorlar ve yaptıkları hiçbir işten tatmin olmuyorlar.

FOMO her ne kadar negatif etkileriyle tartışılan bir bozukluk olsa da, bazı insanlar için oldukça motive edici olabiliyor. FOMO sayesinde birçok insan sınırlarının dışına çıkarak kendilerini her gün daha fazla geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye çalışıyor.

FOMO’nun kaygı ve stres yaratması ya da motivasyon kaynağı olarak kullanılıp kişisel gelişiminize katkı sağlaması arasında ince bir çizgi var. Bu çizgide kalabilmek için de daima anı yaşamak, başkalarının hayatlarına değil kendi hayatımıza odaklanmak, ve sosyal ağlarda geçirdiğimiz zamanı abartmamak gerekiyor. Yapabildiklerinize odaklanıp bunlarla gurur duymayı bildiğiniz sürece, FOMO’yu hayatınızı olumlu yönde geliştirecek bir araç olarak kullanabilmeniz mümkün.
----------

en tipik belirtiler:
sürekli olup bitenden haberdar olmanın iyi tarafları kadar kötü yanları ve korkulması gereken seviyeleri de var. "gelişmeleri kaçırıyorum" hissi kişide zamanla takıntılı bir hal alabiliyor. sonucunda neler mi doğuyor? şöyle sıralayalım; siz de benzer hisler yaşayıp yaşamadığınıza bir bakın.

* sürekli yeni bir bilgi akışı olduğu için kişiler herhangi bir bilgiye yeterince vakit ayırıp konsantre olamıyor; hemen bir yenisine geçiyor.
* herhangi bir konunun derinine inilemiyor; eksik ya da yüzeysel kalıyor.
* kimin nerede, ne yaptığına takılan kişi, kendisi dışında herkesin çok eğlendiği ve mutlu olduğu hissine kapılıyor.
* sosyal medyada geçirilen zaman o kadar artıyor ki kişinin rutin hayatında aksaklıklara yol açıyor.
* kişi çok yorgun olmasına rağmen konuşulanlardan geri kalmamak için arkadaş buluşmalarının hepsine gidiyor ve buluşmaya konsantre olamıyor.

----------------------

Facebook, Twitter vb sanal ortamlara girmeden duramıyor musunuz?

Sanal ortamlarda harcadığınız zamanın giderek artması aile ve arkadaşlarınızı ihmal etmenize, işinizi aksatmanıza neden oluyor mu?
Eğer yeterince sanal ortamda bulunmadığınıza inanıyorsanız içinizde bir boşluk hissi, karamsarlık, huzursuzluk veya sinirlilik gibi belirtiler oluyor mu?

Eyvah, çağımızın bağımlılığı sizi de ele geçirmiş durumda: FOMO ( Fear Of Missing Out: Olan Gelişmeleri Kaçırma Korkusu)

***

İnsan kaynaklı tüm teknoloji ürünleri gibi yeni iletişim teknolojilerinin açılımı da olumlu ve olumsuz pek çok etkisiyle, toplumsal değişim sürecini çok hızlı geliştirdi ve yaygılaştırdı. İletişim teknolojilerindeki bu gelişmeler çoğunlukla toplumsal diğer değişim ve gelişim unsurlarının önünde giderek ve insan yaşamında ani değişikliklere neden olduğu gözlenmekte. Bu hızlı gelişimin kontrolsüz bir şekilde yaşama girmesi, yeni teknolojinin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda ciddi bir karmaşa yaratmakta.

Yeni iletişim teknolojilerini kullanan ve hayatlarını bunlar üzerine kuran bireylerde, rahatlama ve kaçış etkisi nedeniyle davranışsal; kolay ulaşılabilirliği ve gereksinimi duyulan duygunun tatmin edebilme aracı olması nedeniyle duygusal; hazır gündemin takibi, inanç ve değer sistemlerini yerleştirme gücü nedeniyle düşüncesel olarak teknolojik gelişimlerle donatılmış mecralara karşı bağımlılığın kolayca yerleşmiş olduğunu görmekteyiz.

İnternet, üzerinden bağlanılan sosyal ağlarla yeni alışkanlıklar ve yeni kullanım şekilleri inşa edilmeye başlandı. Her yeni gelişmenin arkasındaki bozucu etkiler gibi aniden yaşama giren bu değişik kullanımlar, yeni alışkanlıklar bağımlılıkların gelişmesine neden olmakta.

Bugün birçok kişi, gerçek dünyada karşılığını bulamadığı duygularının tatminini sanal dünyada aramaya başladığını, yeni ve yaygın bir ego fonksiyonu kullanım tarzları oluştuğunu görmekteyiz.

***

İngilizce "no mobile phobia"dan türetilen "nomofobi" ya da cep telefonundan mahrum kalma korkusu, özellikle sosyal ağlara sürekli bağlı kalmak isteyen kullanıcıları etkilemekte ve telefonsuz yaşayamama gibi yeni bir bağımlık şeklinin adıdır. ‘Nomofobi’den sonra bugün ‘FOMO’ olarak bilinen yeni bir sosyal ağlara bağlı kalma sendromu tartışılmaktadır.

İngilizcesi ‘Fear Of Missing Out Sendromu’ olan Türkçe’ye ‘Olan Gelişmeleri Kaçırma Korkusu Belirtileri’ olarak çevirdiğimiz kısaca FOMO olarak kısaltılan yeni bir internet bağımlılığı şeklidir. Bu belirtileri gösteren kullanıcılar sanal dünyadaki gelişmeleri kaçırma, bir şeylerden geri kalma korkusu ile sosyal ağlara sürekli bağlı kalmakta, yaptıkları her davranışı foto, mesaj ve benzeri şekilde, bu ağlar aracılığıyla paylaşmakta ve diğer kullanıcıların neler yaptığını ve paylaştığını sıkı bir şekilde kontrol edip takip etmektedir. Böylece sanal ortam ve o ortamlara dahil olma süreci bir bağımlılık şeklini alan yeni alışkanlıklar oluşturmaya başladığı görülmüştür.
Sanal ortamdaki gelişmeleri kaçırma korkusu (FOMO) kendini bazı belirtilerle ortaya koymaktadır. Bunlar;

• Yeterince zaman harcamış olmasına rağmen Facebook, Twitter ve benzeri sanal ortamlara girmeden durduramamak,

• Bu tür sanal ortamlarda harcanan zamanın giderek artması ve bu nedenle aile ve arkadaşların ihmal edilmesi,

• Bu tür sanal ortamlarda yer almama durumunda boşluk hissi, depresyon, huzursuzluk veya sinirlilik gibi yoksulluk belirtilerinin var olması,

• Kendine ve çevresindekileri kandırarak yaptıkları konusunda, harcadığı zaman ve etkilenme biçimi ile ilgili yalan söyleme,

• Bu tür sanal ortamlarda olduğu süre içinde kendini iyi hissetme tersi ortamlarda kontrolünü kaybetme ve sanal ortama sürekli bir ulaşma isteği.

Sanal ortamdaki gelişmeleri kaçırma korkusu (FOMO) durumunda da tüm bağımlılıklarda olduğu gibi aslında en belirleyici olan işlevselliğin bozulmasıdır. Yani kişinin okul başarısının düşmesi, iş performansının azalması, ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirememesi psikososyal işlevlerin bozulması gibi.

Sanal ortamlar, televizyon gibi tek yönlü değil, aktif katılımlı iki yönlü bir iletişim ortamı yaratmaktadır. Bu durum kullanıcıya fayda ve zarar olarak dönebilmekte, bağımlılık yaratan ödülleri çok olduğu için ve anında cevap alınabilir olduğu için de daha tatminkar olmaktadır.

FOMO bağımlılığına yakalanan kişiler, sürekli kendi seçimlerinin dışında kalanların daha iyi bir seçenek olabileceği şüphesiyle yaşayabiliyorlar. Evet, bu doğru ancak bu bağımlılık uzun süren bir sürecin sonunda gelişmektedir. Örneğin önceleri deneme ve merak amaçlı kullanım, daha sonra sosyal kullanıma sonra da kötüye kullanım ve bağımlılık düzeyine ulaşmaktadır. Uzun süre yoğun bir biçimde kullanılan ve yaşam şekli haline gelen bu soysal paylaşım şekli kesildiğinde veya azaltıldığında, kişide uyumu bozan davranışsal değişikliklere örneğin, benim kontrolüm ve bilgim dışında neler oluyor şüphesinin oluşmasına yol açabilmektedir. Bu hoş olmayan belirtilerden kurtulmak için de kişi yatmadan hemen önce ve uyanır uyanmaz sosyal ağları kontrol ederek bu belirtilerden kaçmayı veya hafifletmeyi sağlamaya çalışmaktadır.

Yüz yüze iletişimin yerini aldığı ve kişinin gerçek yaşamını engellemeye başladığı anda bu tür kullanımı bırakma çabaları içine girilmekte ancak çok da başarılı olunamamaktadır.

Sosyal ağlardaki paylaşımlarda “Ya ben bilmeden bazı gelişmeler olur ve takip edemezsem” korkusuyla kendini gösteren bu durum, kullanımının sürdürülmesi bu tür iletişimi kullanan arkadaşların da teşviki veya sanal ortamdaki iletişimi gerçek yaşama taşıyıp merak uyandırmaları ile giderek daha büyük oranlarda sosyal ağlara bağlanma isteğinin yaşanmasına neden olabilmekte. Kişi bu durumun sıkıntısını fark etmekte, psikolojik ve sosyal sorunlara yol açtığını görebilmekte ancak alışkanlığını bir türlü değiştirememektedir.

***

Örneğin başkaları ile dışarıda zaman geçirmek yerine sosyal ağlara girmeyi tercih etme durumunuz artıyorsa veya yapılan her ektinliği paylaşıyor ve gelen cevapları merak etme durumu için neler önerileceğini somutlaşarak şöyle sıralayabiliriz:

- İlk önce bir bağımlı olduğunuzu kabul edin.

- Kendinize “Ben sosyal ağlar olmadan yaşamımı sürdüremiyorum. Bu durum eskiden böyle değildi. Kendimi kontrol etmeliyim. Bu benim için bir sorun” diyerek durumu kabul edin.

- Daha sonraki adımda kullanım sürenizi kısıtlamayı deneyin.

- Eğer kontrolünüzü aşıyorsa, bir süre bu ağlara hiç girmemeyi denemeniz gerekecektir.

- Bu konuda ailenizden, arkadaşlarınızdan yardım ve destek isteyin.

- Gerçek yaşamdaki sosyal aktivitelerinizi arttırın. Ancak bunları sosyal ağlarda paylaşmamak için kendinizi mutlaka engelleyin.

- “Bu benim özel hayatım ve herkes nereye gittiğimi ne yediğimizi bilmek zorunda değil” diye düşünün.

- Sanal dünya kötü değil ancak burada gerçeklerinizi yaratıp takılı kalmanız ve kendi yaşamınızı ertelemeniz bir sorun.

- Arkadaşlarınıza bu durumu sanal paylaşım ortamınızdan aktarın. “Sizlere cevap veremiyorum çünkü artık yüz yüze iletişiminizi tercih ediyorum benimle irtibata geçmek isteyenler lütfen bana telefonla ulaşın veya yüz yüze görüşelim” şeklinde bir mesaj bırakın.

- “Bu bağımlıktan kurtulmayı denedim, olmuyor” diyorsanız, işte o zaman bir uzmandan yardım almak durumundasınız.

------------------

Modern Bir Bağımlılığımız Daha Oldu!

Bundan yaklaşık 30 yıl önce; yani cep telefonundan bahsedilmediği, televizyonların olabildiğine kalın, bilgisayarların ise masaüstünde durduğu, internet denen şeyin tanımlanamadığı yıllar… Belki artık o yılları, insan ilişkilerinin son altın yılları olarak anmak gerek. Zira şimdiki insanlar, sayısız insana oturdukları yerden ulaşmanın getirdiği, altından “samimiyetle” kalkılamayacak bir sosyalliğin içindeler…

Cep telefonları, anlık mesajlaşma uygulamaları, sosyal ağlar ve hatta akıllı televizyonlar bile insanların birbirine ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu kolaylık, normal bir insanın hayatı boyunca kuramayacağı kadar çok sayıda sosyal bağlantıyı, birkaç tuş hareketiyle kurmasını sağlıyor. Hal böyle olunca, normal bir insanın altından kalkamayacağı kadar, yani “arkadaşlık” kelimesinin hakkını vermeden iletişim kuracağı çok sayıda arkadaşı olmuş oluyor. Buna arkadaşlık olarak değil, network, yani “ağ” olarak bakanların sayısı çok fazla. Sosyal ağ sosyalliği sayesinde, birçok farklı noktada bağlantılarınız olmuş oluyor. Arkadaşlık çatısı altında, bağlantı havuzu kurmak, insan ilişkileri konusunda altın bir dönem sayılmaz muhtemelen. Üstelik bu öyle bir dönem ki, var olan arkadaşlıklarınız bile gün geçtikçe daha çok sosyal ağ mesafesinde yaşanmaya başlıyor.

İletişimlerin çoğu internet vasıtasıyla oluyor zira internetten gelen bir bilgi, orada asılı kalıyor. Halbuki biri aynı bilgiyi internetten paylaşmak yerine size gelip söyler ise, onu unutma riskiniz yükseliyor. Unutursanız bilgiyi kaybediyorsunuz. Ancak internetteki paylaşımlar asılı kaldığı için, geriye dönük olarak verilere göz atabiliyorsunuz. İnternetin hafızayı tembelleştirmesi bir yana, sosyal ağlar vasıtasıyla edindiğiniz 100’lerce arkadaşınızın paylaşımlarıyla bilgi çöplüğüne dönüşen zihniniz, neyin işe yarar neyin işe yaramaz veri olduğunu unutacak kadar ambale oluyor. Artık insanlar etkinlikleri paylaşıyor. İleriki tarihlerde gerçekleşecek olan etkinliklerden haberdar olmasanız, önünüzdeki günlerin planlaması çok daha başka yapacakken, sayısız etkinlik bilgisi yüzünden, belki de kendinize zaman ayıramayacak bir hale geliyorsunuz. İşin etkinlik kısmı aslında bir bağımlılık. Buna, “Fear of Missing Out”, yani bir şeyleri kaçırma korkusu (FOMO) deniliyor.

Modern zaman bağımlılıklarından biri FOMO. İnternet bağımlılığı ya da cep telefonu bağımlılığı gibi. Hatta onları da kapsayan daha geniş bir rahatsızlık… Artık insanlar, bir şeyleri kaçırmaktan korkuyor. Sürekli sosyal ağları takip ediyor, etkinlikleri takip ediyor, telefonlarını yanlarında gezdiriyorlar zira ani bir gelişme olursa kaçırmak istemiyorlar. En ufak bir şey kaçırıldığında gündemden geri kaldıklarını düşünüyorlar. Örneğin bir etkinlik ya da bir gelişmeyi kaçırdıklarında bu bağımlılığı yaşayan insanlar kendilerini çok kötü hissetmeye başlıyor. Başkalarının yaşayıp onların yaşamadığı bir deneyim olması ihtimali bile onları rahatsız ediyor. Bu yüzden her yere koşturuyorlar, her etkinliğin peşinden gidiyorlar, sosyal ağlarda paylaşılan bilgileri mutlaka takip etmeye çalışıyorlar, videoları izliyorlar, metinleri okuyorlar, görselleri takip ediyorlar, mail gruplarına üye oluyorlar ve bu bağımlılık yüzünden fiziksel ve zihinsel olarak tehlikeli boyutta yorgun düşecek kadar çabalıyorlar… Sonuç ise büyük bir bilgi kirliliğinin yarattığı zihinsel verimsizlik ve bayılmalara varan fiziksel bitkinlikler oluyor…

FOMO çok ciddi bir bağımlılık ve bu virüsü kişi kendi beyninde üretiyor. Modern dünyamızın yarattığı bir rahatsızlık bu. Bilgi kirliliği algısını kaybetme durumu belki de… Zira gündemlerin çok sayıda olduğu ve sürekli değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Her sabah, 1-2 gün öncenin içeriklerini unutturacak yeni verilerle beynimiz uyarılıyor. Durduramadığımız bu bilgi kirliliği içinde kendimizi FOMO gibi rahatsızlıkların pençesinde bulmamız an meselesi. Sırf bu yüzden bile bundan yaklaşık 30 yıl önceyi gülümseyerek anabiliriz. Yani beyinlerin şimdiki kadar çok işgal altında olmadığı dönemleri…

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b