Haberler :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Arılar ve Gizemli Dünyaları

19 Mayıs 2014 Bu içerik 2.279 kez okundu.

En çalışkan hayvanlardan biri olarak bilinen arılar, gece gündüz en mucizevi besinlerden birini, yani bal üretiyorlar. Ortalama 42 gün yaşayan arılar, hem iletişim becerileriyle, hem savunma mekanizmalarıyla, hem de yardımlaşma kabiliyetleriyle doğanın en ilgi çekici hayvanlarından.

Geceleri bol bol arıcılıkla ilgili kitapları okur, gündüzleri de öğrendiklerimi arılar üzerinde uygulardım. Bal arısının ömrünün sadece kırkbeş gün olduğunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. Sadece kırk beş gün. Arı,bu kısacık yaşamında binlerce kilometre yol yapıyor, milyonlarca çiçeği ziyaret ediyor. Bal arısının ömrünün sadece kırkbeş gün olduğunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. Sadece kırkbeş gün. Arı,bu kısacık yaşamında binlerce kilometre yol yapıyor, milyonlarca çiçeği ziyaret ediyor.Bir taraftan bitkilerdeki tozlaşmayı yani üremeyi sağlıyor, diğer taraftan da inanılmaz ürünler üretiyor. Bir bal arısının yaptığı bal sadece birkaç gram. Bize göre az gibi görünse de arının cüssesine ve ürünün kalitesine baktığınızda yapılan işin önemi ve büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

Bir işçi arının ömrünün kırkbeş gün olmasına karşılık ana arının ömrünün 4-5 yıl olduğunu öğrendiğimde çok daha fazla şaşırmış, hayretler içerisinde kalkmıştım. Kovanda üç çeşit arı vardır. Ana arı, erkek arı ve işçi arı. Her kovanda sadece bir tane “ana arı” bulunur. Erkek arının sayısı, kovana göre değişmekle birlikte çok sınırlıdır. Diğer arı cinsi ise kovana nüfus bakımından hakim olan ortalıkta sık sık gördüğümüz ve bildiğimiz “işçi arı”dır. İşçi arılar dişidir. İşin ilginç yanı larva döneminde işçi arı ile ana arı tamamen aynıdır. Peki ana arı nasıl ortaya çıkıyor? Dişi bir larvayı özel bakıma ve özel beslemeye tabi tutarsanız yani sadece arı sütü ile beslerseniz bu larva onaltı gün sonra ana arı olacaktır. Aynı larvayı arı sütü yerine ağırlıklı olarak bal ve polenle beslerseniz bu larva yirmibir günde işçi arı olarak göreve başlayacaktır. Yani burada mucize arı sütünde gizli. Dünyada arı sütünden daha etkili, daha faydalı mucizevî bir sıvı olduğunu sanmıyorum. Gizemlerle dolu arı sütü ile beslenen ana arı; günde kendi ağırlığının iki katı yumurta üretmekte, diğer işçi arıların kısa ömrüne mukabil ana arı dört-beş yıl yaşamakta, kuluçkadan sadece onaltı günde çıkmakta ve fiziksel olarak işçi arıdan çok daha büyük bir yapıya sahip olmaktadır.


Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim bir sureye “Nahl” yani arı ismini koymuş ve “Senin Rabbin arıya vahyetti” buyurmuş. Aynı surenin 69. ayetinde ise “Arının batınından farklı renklerde sıvılar çıkar… İşte onda insanlar için şifa vardır” buyrulmuştur. Arı birçok şey üretiyor aslında. Biz sadece balı biliyoruz. Halbuki balın yanında arı sütü, polen, propolis, arı zehri ve bal mumu da üretir. Arının ürettiği bu sıvıların hepsi farklı renklerde. Balların renkleri de çok farklı ve hepsi de çok şifalı. Arının ürettiği en ucuz şey baldır, onun da yüzlerce derde deva olduğunu tıp bilimi kanıtlamış. Propolis’ in çok etkili bir antioksidan olduğu, arı sütünün mucizevi bir iksir olduğu, polende adını hiç duymadığımız vitaminlerin bulunduğu, arı zehrinin sayısız faydalarının olduğu bilimsel bir gerçek .



Doğadaki her şey gibi arının da her tarafı mucizelerle dolu. Erkek arının babasının olmadığını biliyor muydunuz? Ana arı bir kez çiftleşir, ömrü boyunca ve günde yaklaşık iki bin yumurta üretir. Bu yumurtalardan bazıları döllenmemiştir. İşte döllenmemiş bu yumurtalar erkek arı olur. Yani erkek arının babası yok! Arı dünyasına girdiğinizde başınız dönüyor. Ünlem işaretini kaybetmeyenler için arının her şeyi bir bilmecedir. Balmumunun kendisi harika bir madde olmakla birlikte, bal peteklerinin altıgen olarak inşaası da ayrı bir mimari sanat şaheseridir.


Arıların oğul vermeleri de esrarengiz bir muamma. Arılar neden oğul verir, nasıl ve kim karar verir. İnanılmaz ince hesaplarla dolu. Arıların yön bulma yöntemleri yüzyıllardır aydınlatılamamış bir sır. İnce matematiksel hesaplar, dâhiyane fizik kuralları ile dolu.Arılar, dünyadaki yaşamın da olmazsa olmazıdır. Bir an için arıların tamamının yok olduğunu varsayalım. O zaman bitkiler büyük ölçüde tozlaşmadan mahrum kalacağından dünyadaki bitkilerin yaşamı tehlikeye girecek ve hızla tükenmeye doğru gidecektir. Bitkisiz, çiçeksiz, sebze ve meyvesiz bir dünyada açlık baş gösterecek ve kirlenen havayı filtre edecek yeterli bitki de olmayacağı için yaşam imkânsız hale gelecektir. Yani doğadaki yaşamın gizi de arıların yaşamasına bağlı. Amaç; şu gök kubbe altında hoş bir sada bırakmaksa, arılar gibi çalışıp kısa zaman süreçlerinde bile ölümsüz eserler yapmak mümkündür. Kısa ömürlerine büyük eseleri sığdıra bilmiş insanlığın ortak değeri yüce şahsiyetleri minnetle anıyorum.
ABD başta olmak üzere dünya genelinde onlarca ülkede, bal arıları gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Arıların ekolojik denge ve insan yaşamı için hayati öneme sahip olduğunu açıklayan uzmanlar ise “Arıların neden öldüğünü tespit edemezsek sonumuz gelebilir” uyarısını yapıyor. ABD’de bahar mevsiminin gelişiyle birlikte 2.5 milyon kovanın 600 bini aniden boşaldı. Türkiye’de ise arı nüfusunun yüzde 30 oranında azaldığı belirtilirken, Hırvatistan’da 5 mi [Arılar yok olunca kıyamet kopar mı] lyon arı 48 saat içinde öldü. İspanya’da arı kolonileri ortadan kayboldu. Polonya’da arı nüfusu yüzde 60 azalırken son 1 hafta içinde Alaska, Kanada, Avustralya, Yunanistan, İsviçre, İtalya, Almanya ve Portekiz’de de bal arılarının gizemli bir şekilde kaybolduğu bildirildi.

Küresel ısınma mı?
Arıların gizemli bir şekilde topluca ölmesi akla ilk olarak küresel ısınmayı getirdi. Pensilvanya Üniversitesi’nden Dr. Max Watkins, “Kurak ve ılık geçen kış ayları, arıların biyolojik dengesini bozdu. Bu durum arıların koloni düzeninin aniden parçalanmasına yol açmış olabilir. Bir koloni dağıldığında arılar kovandan uzaklaşır ve başıboş şekilde uçar. Ardından can verir” dedi. Ancak sadece arıları etkileyen küresel bir veya böcek ilaçlarının da toplu ölümlere yol açmış olabileceği belirtiliyor. Örneğin, “Gaucho” adlı böcek ilacının, arıların yön bulma yeteneklerini etkileyip ölmelerine yol açtığı öne sürülüyor.

ABD Kongresi’nde arıların ölüm nedenini ortaya çıkarmak için özel bir komisyon kuruldu. Doktor Dennis van Engelsdorp “Ölüm nedenlerini bir an önce bulmalıyız. Bir hastalık veya koloni parçalanması sözkonusuyla bir çözüm geliştirebiliriz. Fakat küresel çevre kirliliği veya ısınma yüzünden can veriyorlarsa yapacak şey yok” dedi.


EINSTEIN UYARMIŞTI

“Bal arıları yok olduktan 4 yıl sonra insanlık biter” Dünyanın en ünlü bilimadamlarından Albert Einstein, arıların insan için hayati öneme sahip olduğunu açıklamıştı. Yaşamış en zeki insanlardan biri olarak gösterilen Einstein, “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz” demişti.

130 bin bitkinin üremesini sağlar
Wurzburg Üniversitesi’nin arı uzmanı Profesör Joergen Tautz, Einstein’ın uyarısını şöyle yorumladı: “Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri arıların ayaklarına yapışır. Arılar 130 bin farklı bitki türüne konarak üremesini sağlar. Bunlar arasında kabak, kavun, çilek ve tüm meyveler var. Sadece bir kovandaki arılar 1 gün içinde 1 milyon çiceğin döller. İşte bu sona ererse bitkiler yok olur. Önce bitkiyle beslenen hayvanlar, daha sonra da insanlar ölür.”

2006’dan beri Amerika’daki arı kolonilerinin üçte biri kayboldu. Bize ne demeyin, bu tüm insanlığı çok yakından ilgilendiriyor. İsviçreli yönetmen Marcus Imhoof’un ‘More than Honey’ (‘Baldan fazlası’) adlı belgeselinin de adından anlaşılabileceği üzere arılara sadece eş dostun memleketten getirdiği o muhteşem doğal ballar için ihtiyaç duymuyoruz. Ne yazık ki arılar yediğimiz tüm meyve ve sebzelerin üretimi için şart. Bilindiği üzere bitkilerin üremesi arıların çiçekler arası polen taşımasına bağlı. Dolayısıyla arı yoksa polen, polen yoksa da yemek yok demek oluyor.

Belgeseli bulabilirseniz mutlaka izleyin (buradan konusunu okuyabilir, fragmanını izleyebilirsiniz). Arıların ülkeler arası yolculuklarını, bu yolculuklar sırasında maruz kaldıkları stres unsurlarını (evet, arılar da stres oluyormuş, belgeselde bu da gösteriliyor) ve parazit tehditlerini yakın çekim olarak detayıyla anlatıyor belgesel.

Aşağıdaki görselin de anlattığı gibi sağlıklı kraliçe ve bebek arılar dşındaki arıların giderek artan bir kısmı yok oluyor ve nereye, neden, nasıl, ne zaman gittikleri tam bir muamma. Ölü arı yok. Arıyı bilinmeyen yerlere giderken gören yok. Yok olan arılarla ilgili belgeselde de özetlendiği üzere pek çok teori var. Kimisi ağır endüstri koşullarının arıları strese soktuğunu ve toplu kaçışlar yaşandığını ileri sürüyor, kimisi de buna bir şekilde parazitlerin sebep olduğunu düşünüyor. Ancak hiç bir ihtimali destekleyecek bir kanıt bulunamadı henüz.

Arıların bu esrarengiz kayboluşu tabi ki öncelikle arı üreticilerini, sonra da sebze meyve ve yemiş üreticilerini etkilemeye başladı bile. Biz Türkiye’de çok farkında olmasak da tehlike yavaş yavaş buraya yaklaşıyor. Görselde bu tehdit karşısında yapabileceklerimiz sıralanmış. Bunlar genel olarak arıcılık sektörüne destek vermeyi ve yapabiliyorsak kendi bahçemizde arıların gelebileceği çiçekleri yetiştirmeyi kapsıyor. Bir de kendi arı yetiştiriciliğini yapmaktan bahsediyor ki bu konuyla ilgili TED’de şöyle ilginç bir konuşma vardı.

Belgeselde, Çin’de arı kayıplarından dolayı arıların yaptığı işi yapmaya calışan insanlar da gösteriliyor. Çinliler bile arıların çalışkanlığına yetişemiyor olsa gerek, çünkü arıların bir günde yaptığı işe onların yıllarını vermesi gerekiyor. Arıların sadece bal değil tüm yiyeceklerimizin üçte birinin üretiminde kullanıldığını düşünürsek, durumun vahamiyetine varın siz karar verin.
Arılar da tıpkı karıncalar gibi gece gündüz çalışıyorlar ve bal, arı sütü, arı zehri, polen gibi insan sağlığı için çok önemli olan besinler üretiyorlar.
[Arıların Gizemli Dünyası]
Koloni halinde yaşayan arılar, kendi iş bölümlerini oluşturuyor ve yardımlaşarak çalışıyorlar. Saatteki hızları 50 km'ye ulaşan arılar, sinir uçları sayesinde de rüzgarın hızını ve hava sıcaklığını algılayabilirler.

İşte arıların birbirinden ilginç özellikleri:
Dakikada 11 bin 400 kez kanat çırpabiliyorlar.
Bir kilo bal için 40 bin arının 6 milyon kez çiçeğe konması gerekir.
Dünyanın en hızlı bilgisayarları saniyede 16 milyar aritmetik işlem yapabilir. Bal arısı ise aynı sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapma kapasitesine sahiptir.
10 mikrovattan daha az enerji tüketen bal arısının beyni, günümüzde üretilen en verimli bilgisayardan 100 milyon kat daha üstündür.
Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını toplayabilir ve 100 bin kilometre boyunca kanat çırpabilir.
Bir koloninin bir kilogram bal üretebilmesi için dünyanın etrafını 6 kez dönmeye eşdeğer bir uçuş yapması, bir arının dünyanın çevresini dönmesi için yaklaşık 25 kilogram bal tüketmesi gerekir.
Uçan bir arının her kilometrede, enerji için yarım miligram (gramın 2 binde biri) bala ihtiyacı bulunur. Bir arı bir litre balla 25 kilometre hızla ve saniyede 200-250 kez kanat çırparak 3 milyon kilometre kat edebilir.
Kraliçe arının bir günde yumurtladığı yumurta ağırlığı, kendi ağırlığının 20 katına erişebilir.
Arı, vücut ağırlığının 330 katı yük çekebilir.
Bir petek gözünün derinliği 12 milimetre, duvarlarının kalınlığı ise milimetrenin 20'de biri kadardır. Buna rağmen bal ile doldurulduğunda petek hiçbir zarar görmez.
Bir işçi arı, 42 günlük hayatı boyunca çay kaşığının 12'de biri kadar bal yapabilir.
Bir bal arısı, bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.
Arılar, birbirleriyle dans ederek iletişim kurar. Bal arası dans ederek diğer bal arısına nektar ve polenin nerede olduğunu işaret eder.
Arılar mavi rengi ayırt edebilir, ancak kırmızıyı, koyu gri ve siyah olarak algılar.
Bal arıları dakikada 11 bin 400 kez kanat çırpar, bu da vızıltı sesinin nedenidir.
Doğada çalışkanlıklarıyla ün yapan arılar, 42 günlük ömürlerinde, ''mucizevi besin'' balı üretirken kat ettikleri mesafeler, iletişim becerileri, savunma mekanizmaları ve örnek yardımlaşmalarıyla dikkati çekiyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, bal arılarının, ''bal'', ''bal mumu'', ''arı sütü'', ''arı zehiri'', ''polen'' ve ''propolis'' gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli ürünleri üretmesi ve toplaması yanında doğal ve tarımı yapılan bitkilerde sağladığı tozlaşma hizmetleriyle de doğal denge ve tarımsal üretimde hayati önemi bulunuyor.

Bal arıları, herhangi bir yuvada koloni oluşturarak yaşamlarını sürdürür. Aile yaşamında iş bölümü, yardımlaşma ve çalışkanlık temel kurallarıdır. Bir bal arısı ailesi, ''ana arı'', ''işçi arı'' ve ''erkek arı'' olmak üzere, birinin görevini diğerinin yapamadığı üç farklı bireyi içerir.

''Bey'' ya da ''kraliçe'' olarak bilinen ana arı, ana arı hücresine bırakılan döllü bir yumurtanın larva döneminde, işçi arı olacak larvaya göre daha sık ve daha zengin gıda (arı sütü) ile özel beslenmesi sonucu yumurtadan yetişkine toplam 16 günde oluşur. Ana arı kolonideki en önemli birey olup, koloni verimliliği ve arıcının gelir düzeyi üzerinde doğrudan etkide bulunur. Tek görevi olan yumurtlaması sayesinde koloninin sürekliliğini devam ettirir.

Yumurtadan yetişkine toplam 21 günde oluşan işçi arılar, koloni için gerekli olan tüm işlerin yerine getirilmesinden sorumludur. İlkbahar ile sonbahar arısındaki aktif dönemde ömürleri 42 gün olan işçi arılar, ilk 21 günde kovan içinde iç hizmet arısı olarak temizlik, yavrunun ve ana arının beslenmesi, arı sütü salgılama, balın olgunlaştırılması, mum salgılayarak petek örme ve kovan girişinde bekçilik gibi görevleri üstlenir. Çıkıştan sonraki ikinci 21 günde ise dış hizmet arısı olarak nektar (bal özü), salgı, polen, su ve propolis toplarlar.

Yeni yetiştirilen ana arılarla çiftleşmeleri dışında herhangi bir görevi olmayan erkek arılar ise hazır tüketici konumundadır. Bu yüzden görevleri gereği ilkbaharda, özellikle oğul döneminde ana arı ve işçi arıların aksine, ana arının dölsüz yumurtlaması sonucu yumurtadan yetişkine 24 günde oluşur. Oğul mevsiminin bitmesine müteakip görevleri de bitmiş olacağından, yazın ve erken sonbaharda işçi arılar tarafından kovan dışına atılarak ölüme terk edilir. Erkek arılar, zehir bezi ve iğne gibi organlara sahip olmadığından kendilerini savunamaz.

-SAATTEKİ HIZLARI 50 KİLOMETREYE YAKLAŞIYOR-

Arıların başlarında gözleri, duyargaları ve beslenme organları bulunur. Baş, vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın, segment denilen halkalardan oluşur.

Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit gözü vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşur. Bileşik göz, ana arıda 3 bin, işçi arıda 4 bin, erkek arıda 8 binden fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelir.

Başta bir çift duyarga bulunur. Bunlar koku, tat ve dokunma hissetme duyularını sağlar. Duyargalar içerisindeki sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilirler. Arıların duyargaları o kadar hassastır ki, iki kilometre mesafeden balın kokusunu alırlar.

Göğüs, arının hareket merkezidir. Orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri, polenin kovana taşınması görevini görür.

Kanatlar çok ince zar şeklinde olup iki çifttir. Uçuşta arka kanatlardaki kanca sayesinde ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 kilometreye yaklaşır.

Arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz. Arıların sokması, savunmalarının en son aşamasıdır. Önce sesle uyarırlar, daha sonra toplu halde gürültü yaparlar, hala tehlike hissederlerse hızla tehlike gelen yere doğru uçup çarparak korkutmaya çalışırlar, bu da olmazsa en son sokarlar. Arının iğnesi böceklere karşı savunma olduğundan sert kabuktan çıkabilir, insan ve hayvan etinden çıkmaz. İğnesi bağırsaklara bağlı olduğundan iç organları parçalanır ve telef olurlar.

-DAKİKADA 11 BİN 400 KEZ KANAT ÇIRPABİLİYORLAR-

Arıları diğer bazı hayvanlardan üstün kılan özelliklerinden bazıları şöyle:

- Bir kilo bal için 40 bin arının 6 milyon kez çiçeğe konması gerekir.

- Dünyanın en hızlı bilgisayarlarından biri saniyede 16 milyar aritmetik işlem yapabilir. Bal arısı ise aynı sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapma kapasitesine sahiptir.

- 10 mikrovattan daha az enerji tüketen bal arısının beyni, günümüzde üretilen en verimli bilgisayardan 100 milyon kat daha üstündür.

- Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını toplayabilir ve 100 bin kilometre boyunca kanat çırpabilir.

- Bir koloninin bir kilogram bal üretebilmesi için dünyanın etrafını 6 kez dönmeye eşdeğer bir uçuş yapması, bir arının dünyanın çevresini dönmesi için yaklaşık 25 kilogram bal tüketmesi gerekir.

- Uçan bir arının her kilometrede, enerji için yarım miligram (gramın 2 binde biri) bala ihtiyacı bulunur. Bir arı bir litre balla 25 kilometre hızla ve saniyede 200-250 kez kanat çırparak 3 milyon kilometre kat edebilir.

- Kraliçe arının bir günde yumurtladığı yumurta ağırlığı, kendi ağırlığının 20 katına erişebilir.

- Arı, vücut ağırlığının 330 katı yük çekebilir.

- Bir petek gözünün derinliği 12 milimetre, duvarlarının kalınlığı ise milimetrenin 20'de biri kadardır. Buna rağmen bal ile doldurulduğunda petek hiçbir zarar görmez.

- Bir işçi arı, 42 günlük hayatı boyunca çay kaşığının 12'de biri kadar bal yapabilir.

- Bir bal arısı, bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.

- Arılar, birbirleriyle dans ederek iletişim kurar. Bal arası dans ederek diğer bal arısına nektar ve polenin nerede olduğunu işaret eder.

- Arılar mavi rengi ayırt edebilir, ancak kırmızıyı, koyu gri ve siyah olarak algılar.

- Bal arıları dakikada 11 bin 400 kez kanat çırpar, bu da vızıltı sesinin nedenidir.



----------------

Arı Nedir?
1 . Temiz, münezzeh.
2 . Yabancı şeylerden arınmış, katışıksız, saf, halis.
3 . Günahsız.
4. Zar kanatlılardan, Bal ve bal mumu yapan, iğnesiyle sokan böcek (Apis mellifica).

Familyası: Arıgiller (Apidae). Yaşadığı yerler: Dünyanın çiçekli alanları. Özellikleri: 15-25 mm boyunda. Vücut genellikle çok tüylü. Çoğu soliter(yalnız), az bir kısmı cemiyet hayatı yaşar. Ömrü: Bal arısının faal işçileri 6 hafta, erkekler 5-6 Ay, bey Arı 4-5 yıl yaşar. Çeşitleri: Bal, çömlekçi, mazı, Kağıt, tarla, kazıcı, testereli, sondajcı arıçeşitleri meşhurdur.

Zar kanatlılar (Hymenoptera) takımının, çoğunlukla arıgiller (Apidae) familyası türlerine verilen genel ad. Bütün böceklerde olduğu gibi, vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden meydana gelmiştir.

Başın yanlarında bir çift petek göz, tepe kısmında üç adet nokta (osel) göz ve bunların yakınında da koku alma ve dokunma organı olarak kullanılan bir çift Anten yer alır. ağız organları, yalayıp emici, bazılarında kemiricidir. Göğüs kısmından, üç çift eklemli bacak ve iki çift az damarlı, şeffaf kanatlar çıkar. Ön kanatlar, arka kanatlardan daha büyüktür. Arka kanatların ön kenarlarında bir sıra kıl çengel bulunur. Uçuş esnasında çengeller ön kanatlara bağlanarak kanat çiftleri birlikte hareket ederler.

Dişilerde, karın kısmının arka ucunda içeri çekilebilen yumurtlama borusu bulunur. Bununla yumurtalar istenilen yerlere (petek, Bitki veya hayvanların içlerine) bırakılır. Testereli arılarda yumurta koyma boruları isminden de anlaşılacağı gibi testere şeklinde dişlidir. Bazı arılarda bu borunun yumurtlamayla ilgisi yoktur. Zehirli iğne şeklini almıştır. Sokmaya ve bağlı olduğu zehir bezinin salgılarını akıtmaya yarar.

Yaban arılarının çoğu yalnız yaşarlar. Bal arıları, cemiyet hayatı yaşayan, polen ve Balla beslenen çok faydalı böceklerdir.

Bal arısı (Apis mellifica): Cemiyet hayatı en düzenli hayvan bal arısıdır. Dünyanın her tarafına yayılmış olmakla birlikte anavatanı Batı Asya veya Anadolu olarak bilinir. Yabani şekilde yaşayan iki türü daha bulunmakla birlikte, evcilleştirilen sadece “Apis mellifica” olarak bilinen türdür.

Arıların hayatları hakkında en iyi bilgi onları kovanlarında veya kovanlarının yakınlarında gözlemekle elde edilebilir. Kovan içine bakıldığında dikey vaziyette asılmış balmumu tabakaları ve onların üzerlerinde petek yapmaya çalışan arılar görülür. Balmumu tabakasının her iki yüzeyinde de petek hücreleri bulunur. Balmumu, işçi arıların karın halkalarının arasındaki bezlerden salgılanır. İşçi arılar orta ayaklarında bulunan balmumu çubuğu ile balmumunu toplayarak ağıza götürür. Çeneleri arasında çiğneyerek kullanılabilecek kıva getirir. Karın yüzeyleriyle de cilalıyarak altıgen prizma şeklinde binlerce petek yaparlar.

Petekler altıgen prizma şeklinde olup, en az balmumuyla en çok Balı depo edebilecek şekilde imal edilirler. 500 gram balmumundan otuz beş bin petek yapılıp, içine 10 kg bal saklanır.

Yapılan petekler kuvvet ve hafiflik bakımından birer harikadır. Duvarları santimetrenin 1/500’ü inceliğinde olup kendi ağırlığının 30 mislini taşıyabilir. Altıgen prizma aynı zamanda dışarıdan zorlamaya karşı en dayanıklı şekildir. Petek hücreleri o kadar muntazamdır ki, on sekizinci asırda yaşamış Fransız bilim adamı Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir.

Bütün petekler aynı büyüklükte değildir. İhtiyaca göre değişik konum ve şekillerde olurlar. Bir kısmı polen (çiçek tozu) veya balla doldurulmuştur. Boş olanlara ise, bey arı tarafından birer adet yumurta bırakılır.

Arılar, boruya benzer emici dilleriyle nektar da denen bal özünü çiçeklerin taç yapraklarının diplerinden emerler. Midelerinin ilk bölümü olan “bal midesi”ne aktarırlar. Burada midenin özsuları balözünün şekerlerini daha basit şekerlere çevirirken, başka Maddeler de katılır. Toplanan balözünün gerilere gitmesine mani olmak için bal midesinin sonunda bir vana (valv) sistemi bulunur. Bu vanadan sonra sindirim enzimleri ihtiva eden “asıl mide” gelir. Bunun da arka ucu boşaltım organlarına bağlıdır. Ancak hayatı için lüzumlu çok az miktarda balözü, bal midesinden sindirim midesine aktarılır.

Balözü ile kovana dönen arı, bal midesindeki bu tatlı sıvıyı genç işçilerin ağzına kusar. Onlar da bunu ağızlarındaki salgılarıyla karıştırır ve kendi aralarında dilden dile geçirerek içindeki Suyun bir kısmını buharlaştırırlar. Sonra boş peteklere doldururlar. Artık bu Sıvı, zevkle yediğimiz baldır. Yuvada görevli diğer işçi arılar, peteklere dolan balı daha fazla buharlaştırmak için, petek hücrelerinin üzerinde devamlı kanat çırparakHava akımı sağlarlar. Depolama sırasında da Baldaki suyun bir miktarı daha buharlaşarak bal yoğunlaşır. Bu işlemlerden sonra peteklerin ağzı, balmumu kapağı ile iyice kapatılır.

Bir kovanda 50-60 bin kadar arı bulunur. İyi bir mevsimde bir kovandan Günde 1 kg bal üretilir. Yarım kilo bal için 37 bin arı yükü bal gerekir. Bal arılarında düzenli bir cemiyet hayatı mevcuttur. Bir bal arısının yalnız başına 2-3 Günden fazla yaşayamadığı gözlenmiştir. İki tanesi ancak bir hafta kadar yaşayabilmiştir. Bir kovanın kurulabilmesi için de, en az 40 bal arısına ihtiyaç vardır. Bunların arasında da yumurtlayan kraliçe ana arının olması şarttır.

Petekler arasına göz atıldığında bütün hücrelerin bal ile doldurulmadığı, bir kısmında yumurta ve bazılarının içinde “sürfe” adı verilen kısa tombul, beyaz kurtçuk bulunduğu görülür. Sürfelere “larva” veya “tırtıl” da denir. Bunlar arının bebek devresidir. Arı cemiyetinde yaş esasına göre düzenli bir iş bölümü vardır.

Yumurtalar 3 günden sonra çatlayarak açılır, içinden gözsüz (kör) ve bacaksız larva çıkar. Larvaların hepsi ilk 3-4 Gün, hizmetçi arıların yutak altı bezlerinden salgılanan, vitamin ve proteince zengin arı sütüyle (royal jelly = kraliyet peltesi) beslenir ve hızla büyürler. Bu beslenme devresinden sonra larvalar, çiçek tozuyla karıştırılmış bal yerler. Bu bal - polen karışımına “arı maması” denir. Çiçek tozu, arılar için gerekli bütün proteinleri ihtiva eder. Bal ise, çeşitli vitamin, şekerler, Protein ve sindirime yardımcı enzimlerce zengindir. Arı maması, dadı arıların midelerinde kısmen sindirildikten sonra yemeleri için larvaların yanına bırakılır.

Larvaların çoğu polen-bal karışımı ile beslenmeye başlarken birkaç tanesi ise arı sütüyle beslenmeye devam eder. Bu beslenme farkı, larvanın gelişiminde harikulade bir değişiklik yapar. Bal ve çiçek tozu ile beslenen larvalardan daima işçi veya erkek arılar gelişir. İşçi arılar dişi oldukları halde kısırlaşmışlardır, yumurtlayamazlar. Yumurtlama organları, arı iğnesine dönüşmüştür. Arı sütüyle beslenmeye devam eden dişi larvalardan ise kraliçe arılar meydana gelir. Kraliçe (Bey) arılar hem yumurtlama organlarına, hem de eğri zayıf bir iğneye sahiptir. Erkek larvalar, biraz daha büyükçe petekler içinde bulunur.

Üç günlük yumurtalardan çıkan kurtçukların her biri günde 1000-1300 defa beslenir. 24 Saat içinde ilk ağırlığının 5 katı büyür. Altı günde 1570 kere büyür. Beşinci günün sonunda pupa (koza) devresine girer. Bakıcı arılar kozaya giren hücreleri balmumu kapağı ile kapatırlar. Pupa devrine giren larvanın kısa bir süre sonra ipek salgı bezleri çalışmaya başlar. Ağzından çıkan ince ipliklerle etrafına ipekten bir koza örer. Koza içinde vücudu yavaş yavaş kanatlı arıya dönüşür. 12 günlük koza devresinin sonunda kapağı yırtarak genç bir arı olarak dışarı çıkar. Eğer hücreleri yırtıp çıkan erginler gözlenebilirse bunların arasında işçi, erkek ve kraliçe arı görülebilir. Erkek arılar, işçilerden; kraliçe ana arı ise hepsinden daha iridir.

İşçi arılar: 14-15 mm boyundadırlar. Küçük gözleri, polarize ışığa karşı hassastır. Petek gözler ise, bizim göremediğimiz morötesi ışınlara karşı hassastır. Su, nektar ve bal emmek için boru şeklinde dilleri, koklama ve dokunmak için antenleri, saldırı ve korunmak için iğneleri, uçmak için iki çift kanatları, tutunmak ve yürümek için üç çift bacakları mevcuttur. Her Ayak ucunda iki sivri çengel ve bunların arasında yapışıcı birer yastık vardır. Ön bacaklarında petek gözlerini temizlemek ve vücudunun ön kısmına yapışan çiçek tozlarını toplamaya yarayan kıllardan meydana gelmiş fırçalar ile bunların arasında birer anten temizleme cihazı yer alır. Orta bacaklarında ise, balmumunu toplamaya yarayan birer çubuk ile ön ayak ve göğüse yapışan çiçek tozlarını toplamaya yarayan polen fırçası görevi yapan kıllar mevcuttur. Arka bacaklarda ise çiçek tozlarını doldurmak için birer kıl sepetçik bulunur. Ayrıca vücutlarında yer çekimini, rüzgar hızını, kovan sıcaklığını, uçuş sıcaklığını ölçmeye yarayan hassas duyu organları mevcuttur. Esas itibariyle kısır dişilerdir. Altı hafta (40 gün) kadar yaşarlar (kışın 5-6 ay dayanırlar). Kancalı iğneleri vardır. Beyinleri, erkek arılardan daha büyükçedir. Arı kovanının bütün işlerini yaş esasına göre işçi arılar yaparlar. Çiçek tozu, balözü toplar, petek yapar, larvalara bakar, kovanı temizler ve havalandırırlar. Dışarıdan saldıran düşmanlara iğneleriyle karşı koyarlar. Her arı cemiyetinin kendilerine has kokuları vardır. Kovan nöbetçileri bu kokuyu taşımayan fertleri içeri sokmazlar.

Erkek arılar : İlkbaharda ortaya çıkarlar. İşçilerden iri kafalı olmalarıyla ayrılırlar. Sayıları bir kaç yüz (200-300) kadardır. 3-6 ay kadar yaşarlar. Tek işleri kraliçeyle (ana arıyla) çiftleşmektir. İşçi arılar tarafından beslenirler. İşçi arıların çok iyi gördüğü sarı renge karşı kördürler. Morötesi ışığa karşı ise son derece hassastırlar. Bu özelliklerini zifaf uçuşu esnasında yön bulmada kullanırlar. Sonbahar başlangıcında kraliçeyle yaptıkları “zifaf uçuşu”ndan sonra artık kovan için yük olmaya başlarlar. Sonbahar sonlarında işçi arılar tarafından kovandan atılır veya öldürülürler.

Arı beyi (Kraliçe-Ana arı): Kovanda tektir. Boyu 18-20 mm kadardır. 4-5 yıl kadar yaşar. Kovanda yumurtlayabilen tek dişidir. Tek işi yumurtlamaktır. Ortalama olarak Dakikada 2, günde 2500 ve ömrü boyunca iki milyon yumurta yapabilecek durumdadır. Kendisinin, yumurta ve yavrularının bakımı, dadı işçi arılar tarafındn sağlanır. Arı sütüyle beslenir, bakım ve temizliği yapılır. Arı sütü, işçi arıların yutak altı bezlerinin ürettiği vitamin ve proteince zengin bir madde olup, çiçek tozu ve balla karıştırılarak kraliçeye yedirilir.

Kovandaki en mühim arı olduğu halde, kovan idaresiyle alakası yoktur. Yalnız bir çeşit Hormon salgılayarak kovandaki arıların davranışlarını kontrol altında tutar. Bu hormonları işçi arılar, kraliçenin vücudunu tımar ederek temizlerken ağzından alır ve ağızdan ağıza yiyecek değiştirme esnasında koloniye yayarlar. Hormonun kolonide yayılışı, kraliçenin hayatta olduğunu haber verdiğinden, kovandaki faaliyetler normal devam eder. Kovanın gerçek idarecileri işçi arılardır. Nerede ne zaman balözü toplanacağına, kraliçe arının nereye yerleştirileceğine, yeni bir koloni kuracak arıların ne zaman kovandan çıkarılacağına karar veren hep onlardır. Balmumu hazırlamak, yumurta ve yavruların bakımı, kovanın temizlik ve savunması hep onlara aittir. Kraliçe arının kararlarda hiç rolü yoktur.

Hücresini yırtıp çıkan genç kraliçe, rakip kraliçe larvalarını iğneleyerek tahrip eder. Kozadan çıktıktan 7 gün sonra kovanın bütün erkeklerini peşine takarak “zifaf uçuşu” için Havanın çok yükseklerine çıkar. Zayıf, yaşlı iyi beslenememiş erkekler çok geçmeden kraliçeyi takipten vazgeçip boşlukta kaybolur. Geride sadece yorulmak bilmez bir grup kalır. Kraliçe, zifaf uçuşunda altı veya daha fazla erkekle eşleşir ve eski kraliçenin yerini almak üzere kovana döner.

Eski kraliçe, yeni kraliçenin hücresini yırtıp çıkmasından bir hafta önce işçilerin yarısına yakınını alarak yeni bir kovan kurmak için kovandan ayrılır. Bu toplu halde kovandan ayrılmaya “oğul verme” denir.

Zifaf uçuşunda kraliçe ile eşleşen erkekler, kraliçenin ömrü boyunca vücudunda depolayacağı milyonlarca sperm aktarır. Kraliçe bu spermleri vücudundaki özel bir bölmede (sperm kesesinde) ömrü boyunca Canlıolarak muhafaza eder. Spermler, kraliçenin yaşadığı müddetçe yumurtlayacağı yumurtaları aşılamaya (döllemeye) yarar. Kraliçe, istediği zaman döllenmiş, istediğinde döllenmemiş yumurta yumurtlayabilme özelliğine sahiptir. Sperma kesesini büzdüğü taktirde, yumurta kanalından geçen yumurta döllenir. Döllenmemiş yumurtalardan hep erkek arılar çıkar. Bu çeşit döllemesiz çoğalmaya partenogenez denir. Döllenmiş yumurtalardan ise dişi arılar çıkar. Ancak larva dönemindeki beslenme durumu bunun işçi veya bey arı olmasına te’sir eder. Döllenmiş yumurtadan çıkan larva, şayet arı sütü ile beslenirse, iri bey arı; aksi halde küçük kısır işçi arı halinde gelişir.

Arılar yapacakları bütün şeyleri nasıl öğrenirler? İşçiler çiçeklerin yerini keşfetmeyi, nektar emmeyi, polen toplamayı, bal petekleri yapmayı, larvalara bakmayı ve düşmanları iğnelemeyi nasıl öğrenirler? BalarısıMühendis gibi petek yapar. Silindir yapsaydı aralarında boşluk kalırdı. Altıgen prizmalar arasında yer ziyan olmuyor. Dörtgen olsaydı Hacimleri daha az olurdu. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlıyor. Öğrenmeyen anlayamıyor. Arıya bunu bildiren kimdir?

Bütün bunları, onu yaratan kendisine “ilham” etmektedir. İlhama “içgüdü” de denir.

Arılar yapacakları şeyleri diğer arılardan öğrenmezler, bir arı bu kabiliyetleri ile doğar.

Gözleri açık olarak uyur. Başındaki iki anteni ile koku alır ve bunları dokunma organı olarak da kullanır. Bacakları aynı zamanda tat alma organıdır. Arı, diliyle olduğu kadar bacaklarıyla da tat alır. Bal arıları, kelebekler ve daha başka böcekler morötesi (ultraviole) ışınlara karşı duyarlıdırlar. Kuşlar ve yarasalar, insanlar gibi morötesi ışınları göremezler. Gözleri sadece kendileri için faydalı olanı görebilecek biçimde tanzim edilmiştir. Küçük osel gözleri polarize ışığı görmekte kullanılır. Başın yanlarındaki petek gözler ise morötesi ışığa karşı hassastır.

Parlak çiçekler, bal arısına daha güzel bir manzara içerisinde görünür ve onu cezbederler. Son araştırmalar, çıplak göze pek renkli görünmiyen çiçeklerin bile arılara morötesi ışınlarla rengarenk göründüğünü açıklamıştır. Arılar bu kabiliyetleri sayesinde bulut arkasındaki güneşi bile görürler ve kovanların ve çiçeklerin yerini hesap ederler. Yalnız bu üstünlükleri için arılar bir bedel ödemek zorundadır. Ultraviole alanında kazandıklarını bir yerde kaybederler. Bu yüzden onlar yeşil ve kırmızıyı göremezler. Yeşil otlardan meydana gelen bir çayır onlara gri görünür. Çiçekler bu renksizliğin içinde parlak renkleriyle ortaya çıkarlar. Zaten onlara insanlar gibi renkli görmenin ne faydası olabilir ki? Onlar için esas mesele balözüyle dolu çiçekleri görebilmektir. Kırmızı ve yeşili görememeleri onlar için zarar değil faydadır. Kırmızı renkli çiçekler daha çok kelebeklere hitap eder. Bal arıları çoğunlukla mavi renge düşkündür. Kırmızı haricindeki renkler de kendilerini cezbederler. Bizim sarı olarak gördüğümüz bir çiçeğin dış kenarları morötesi ışığı aksettirdiğinden arıların gözünde değişik renkte gözükür. Sadece ortası sarı olarak netleşir ve arıyı doğrudan nektar kaynağına çeker. Bizim için beyaz olan bir çiçek, ultraviole sayesinde arılar için renklidir. Hatta morötesi ışığın diğer renklerle karışımından ortaya çıkan ve bizim tamamen yabancısı olduğumuz çeşitli renk harmonileri de arılar için manalar ifade eder.

Yaban tarla çiçek arısı (Bombus terestris): Uzunluğu 15-24 mm kadardır. Koyu kahverenkli tıknaz vücudları tüylü olup, özellikle tarlalarda çiçekli alanlarda uçuşurlar.

Yuvalarını Toprak altında kurarlar. Petekleri balmumundan yapılmış yuvarlak kürelerden meydana gelir. Uzun borulu çiçeklerin tozlaşmasında önemli rol oynarlar. Kraliçe ve işçi arıların arka bacaklarında çiçek tozu toplama sepetçiği vardır. Midelerinin bir bölümünü bal midesi olarak kullanırlar. Halk arasında; “toprak çiçek arısı”, “kadife tüylü arı” veya “yaban arısı” olarak bilinmektedir. Bombus cinsinin bir kaç türü vardır. Cemiyetleri 50 ile 200 kadar bireyden meydana gelir.

Sarıcalı kağıt yaban arısı (Polistes gallicus) : 15-20 mm uzunlukta, vücutları sarı-siyah bantlarla süslü yaban arılarına yaz ve sonbaharda evlerin çevrelerinde rastlanır. Eşek arıları olarak da bilinirler. Dinlenme halinde kanatlarını üst üste getirerek sırtlarına yapıştırır. Antenleri oldukça kalın, ağız parçaları çiğneyicidir. Bal yapmazlar. Avını yakalamada ve savunmada kullandığı zehirli iğnesinin ucu çengelsiz ve sivridir. Avladıkları tırtıl ve böcekleri çiğneyerek larvalarını beslerler. Kağıttan yapılı petekleri bir binanın köşesine veya saçak altına bir sapla bağlıdır.

Kazıcı yaban arısı (Sphecidae): Vücutları ince uzun yapılıdır. 15 mm uzunluktadır. Arka kısımları kırmızı koyu renklidir. Yalnız başına(soliter) yaşar. Balözü ve polenle beslenirler. Larvaları ise tırtıl ile beslendiği için etçildir. İlkbahardan sonbahara kadar görülürler. Bilhassa açık kumlu arazileri severler. Kum eşek arısı olarak da tanınırlar.

Yaban arısı toprağa bir delik açar ve hemen tırtıl avına çıkar. Yakaladığı böcek veya tırtılın karnına yumurta borusunu batırır. Büyük bir ustalıkla avının sinir boğumlarını delerek onu felçleştirir. Hareketsiz fakat canlı tırtılı kazdığı deliğe getirir ve oraya bir yumurta bırakır. Daha sonra deliği kapatır. Yumurtadan çıkacak larva, bu tırtıldan beslenerek gelişir. Gelişimini tamamlayan yabani arı gelecek yıl delikten çıkar. Anne arı ise kışı geçiremeyip öldüğünden yavrularının çıkışını hiç bir zaman göremez.

Sondajcı yaban arısı (Ichneumonidae): Çok çeşitli türleri vardır. Uzun antenli, ince narin vücutludurlar. Bazı dişilerin çok uzun, delici yumurtlama boruları (Ovipositor) karekteristiktir. Erginler balözü ve çiçek tozu (polen) ile beslenmelerine rağmen, larvaları, başka böceklerin tırtıllarında parazit yaşarlar.

Sondajcı yaban arısının dişisi, yumurtlama döneminde Ağaç kabukları altında gizlenmiş tırtıl avına çıkar. Kabuğun 2-4 cm altındaki tırtılı duyargaları ile keşfeder. Milim şaşmadan delici yumurta borusu ile kabuğu delerek yumurtasını tırtılın vücuduna bırakır. Bu yaban arısının duyarlılığı şaşılacak derecededir. Kabuk altındaki kurtçuğun vücudunda başka bir böceğin yumurtasını taşıyıp taşımadığını da keşfeder. Böyle taşıyıcı tırtıla yumurtasını bırakmak için boş yere kabuğu delme zahmetine katlanmaz.

Yumurtadan çıkan kurtçuklar evvela tırtılın vücudundaki yağlı besinleri yerler. Gelişimlerinin sonlarında ise organlarını da yiyerek tırtılın ölümüne sebep olurlar. Gelişen yavru arı, dış dünyaya çıkmak için içten dışa doğru kabuğu delme ameliyesine girişir. Yavru arı dalın dış dünyaya bakan kısmını tayin etmekte yanılmaz. Bu yaban arılarının bazı türleri tırtıl kontrolünde ve haşerat mücadelesinde kullanılmak için üretilmektedir.

------------------------

Doğada canlı yada cansız olan herşeyin bir varoluş, bir yaratılış sebebi vardır. İnsanlar dışındaki diğer her canlı doğanın gereğince yaşamını sürdürüp bu döngüyü sağlar. Fakat insanoğlu bu döngüyü olumsuz etkileyip; para, rant, hırs, bilinçsiz tüketim gibi sebeplerden dolayı zarar görmesine hatta yok olmasına sebep olmaktadır. Bu yazımızda doğal dengenin en kilit canlılarından bir tanesi olan arılardan bahsedilmektedir.

Arı, her yönü ile insanlığa ve doğaya faydalı bir böcektir. Arının poleni, zehri ve balı pek çok hastalığın tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Arı balı, bakteri oluşumunu engellerler. Arı zehri günümüzde kanser hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaç yapımlarında sık kullanılmaktadır. Arıların en büyük faydalarından birisi, bahar mevsiminde ağaç ve çiçekleri döllemesidir.

Arılar, 130 bin farklı bitki türünün çoğalmasını sağlamakla birlikte insanoğlunun da çok önemli gereksinimlerini karşılamaktadır. Einstein’ın söylemek istediği, yeryüzünde oldukça yaygın olan ve bitkilerin tozlaşması üzerinde en etkili göreve sahip bu böceklerin ortadan yok olmasıyla, insanoğlunun da çok fazla yaşam koşullarının kalmayacağıdır. Ve bu koşullara küresel ısınma, dengesiz yerleşme, gıdaların üretiminde kullanılan kimyasallar, çevre kirliği gibi etkenler eklenince insanların bir nevi kendi sonunu hazırlıyor olması sonucunu doğurmaktadır.

Yaşanan bu arı azalmalarının sonucunda, insanların daha çok bilinçlendirmesi ve arıları sadece ufak bir böcek olarak değerlendirmeyip, aksine yaşamın devamı için çok önemli kutsal göreve sahip olan canlılar olarak görülmesi ve koruma altına alınması gerekmektedir.
Yapılan araştırmalar, bitkilerin döllenmesinde büyük rol oynayan arıların yok oluşu ile birlikte büyük bir gıda krizinin ortaya çıkacağı sonucunu vermiştir. Kanada, Brezilya, Hindistan, Çin ve Avrupa ülkelerinde bu sebepten dolayı panik havasının estiği görülmektedir. İngiltere Arıcılar Birliği, “2018 yılında İngiltere sınırlarında tek bir arı bile kalmayabilir. 330 milyon dolarlık tarım endüstrisi çökebilir” açıklamasıyla tehlikenin boyutlarını gözler önüne açıkça sermektedir.

Aslında herkesin farkında olduğu bu tehlikenin önlenmesinde daha duyarlı ve bilinçli davranıp, çevremizde bulunan insanları bilgilendirerek insan etkisini minimuma düşürmemiz gerekmektedir. Aksi taktirde sonumuz o kehanetlerde geçen, büyük tsunamiler, uzaylı saldırıları yada dünyamızı vuracak olan meteordan değilde, yanı başımızda duran o küçücük böcek diye tabir ettiğimiz bu kutsal canlıların yok olmasından olacaktır!
-------------------
Arıların, bal haricinde arı sütü, polen ve propolis gibi sağlık için faydalı başka ürünleri de vardır. Bal başta olmak üzere arı ürünleri yüzyıllardır birçok hastalığın önlenmesi ve tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaktadır.

Arı ürünleri ile yapılan tedavi yöntemine Apiterapi adı verilir. Tüm dünyada hastalıkları arı ürünleriyle tedavi eden klinikler ve Apiterapi merkezleri giderek yaygınlaşmaktadır. Son dönemlerde arı ürünleri ile yapılan tedavi amaçlı uygulamalar, bilimsel araştırmaların sonuçlarına dayanarak, tıp dünyasında da genel kabul görmektedir. Arı ürünleri herhangi bir sağlık probleminin çözülmesinde tıbbi tedavi yöntemlerine destek olarak kullanılmaktadır. Arı ürünleri; literatürde tıbbın alternatifi olarak değil, destekçisi olarak görülmektedir.

Arı ürünlerinin faydalarından tam olarak yararlanmak için üretimden tüketime kadarki tüm yolculuğunda ürünlerin soğuk ortamda saklanmasına dikkat edilmelidir.Arı sütüArı sütü, işçi arıların ana arıyı ve yavruları beslemek için ürettikleri özel bir besindir. İşçi arının üretim zamanında en fazla 4-5 hafta yaşadığı, yaşam süresi boyuncaarı sütü ile beslenen kraliçe arının ise uygun koşullarda 5-7 yıl arasında yaşayabildiği bildirilmektedir.

Arı sütü üretimi için kovandan ana arı alınır. Arılar ana arı yapmak için bir kaç yumurtayı ana adayları olarak beslemeye başlar ve gözeneklerden arı sütü elde edilir.Arı PoleniArı Poleni, bitkilerin üreme organlarının başlıklarında bulunan üreme hücreleridir. Arılar tarafından bitkilerden toplanan polenler arılar tarafından yavru arıların beslenmesinde ve arı sütü salgılayan genç işçi arıların beslenmesinde yüksek miktarda kullanılır. Arıların beslenmesinde protein kaynağı olarak önem taşıyan polen, bileşimindeki yağlar, şekerler, lifler, mineraller, aminoasitler, fenolik bileşikler ve vitaminler nedeniyle değerli bir besindir.

Polen, polen tuzakları kullanılarak toplanır. Arının taşıdığı polen çeşitli tuzaklardan geçerken tuzak haznesinde birikir. Biriken polenler toplanır. 42 dereceyi geçmeyen sıcaklıkta kurutulur çünkü kurutulmamış polen oda sıcaklığında birkaç gün içinde tüm besleyici değerlerini kaybeder. Daha sonra eleklerden geçirilip temizlenen polen, hava almayacak şekilde soğuk ortamda saklanır.PropolisPropolis, reçineli ve mum kıvamında olan, arılar tarafından belli bitkilerin ve ağaçların tomurcuklarından, yapraklarından, dallarından toplanan bir maddedir. Propolisarılar tarafından kovandaki çatlakların kapatılması, uçuş deliğinin daraltılması ve kovanın bakteri, virüslerden korunması amacıyla kullanılmaktadır. Flavonoidler ve fenolik maddeler bakımından zengindir. Bileşiminde polifenoller, aromatik asitler, aminoasitler, şeker, vitamin ve mineral maddeler bulunur.Arı Ürünleri Karışımlarının Genel FaydalarıArı Sütü-Bal Karışımı

Güçlü anti-aging etkili arı sütü, vücudun daha sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Hücre onarıcı ve gençleştirici etkilere sahiptir. Arı sütü zihinsel ve bedensel yorgunlukların giderilmesinde etkilidir, fiziksel aktiviteyi artırır, canlılık verir, hafızayı güçlendirir.

Arı sütü ve bal bağışıklık sistemini (bakteriyel ve viral hastalıklara karşı) uyarır. Arı sütü proteinler, serbest aminoasitler, vitaminler, mineraller ve 10-HDA gibi biyolojik olarak aktif maddeler içermektedir. Arı sütünün kanser önleyici etkileri olduğu yapılan çok sayıda klinik çalışmada gösterilmiştir.

Arı sütü içerisindeki 10-HDA, protein ve peptidler; bakteri ve mantarlara karşı geniş spektrumlu etki gösterir. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı yaşanan sorunlara ve kemik erimesine karşı etkilidir.

Arı sütünün farklı kan hücreleri üzerine etkisi vardır. Arı sütü damar tıkanıklığı olasılığını düşürür, kalp ve damar sağlığını korur. Arı sütü; erkeklerde sperm, kadınlarda yumurta kalitesini artırır ve gebelik şansını yükseltir. Arı sütünün cilt üzerinde hücre onarıcı ve gençleştirici özelliği yapılan bilimsel araştırmalarda gösterilmiştir. Arı sütü; ciltteki kırışıklıklara karşı da etkili bir şekilde kullanılmaktadır.Arı Sütü-Bal-Propolis KarışımıArı sütü, bal, propolis çocukların sağlığını olumlu yönde etkilemektedir. Arı sütü, çocukların diş ve kemiklerinin gelişmesinde ve zekâ gelişiminde etkilidir.

Propolis vücut savunma sisteminde rol oynayan makrofajların bakteri öldürücü etkisini ve antikor üretimini artırır. Üst solunum yolları ve orta kulak enfeksiyonlarında tedaviye destek olarak kullanılır. Arı sütü, bal, propolis; hastalık sonrası halsizliğin ve yorgunluğun giderilmesinde etkilidir. Propolis çeşitli hastalıklara karşı koruyucu en iyi doğal savunma yöntemidir.

Bal antibakteriyel etkiler de gösterir. Bal bileşiminde bulunan çeşitli vitaminler, mineraller, organik asitler ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu özelliktedir. Bal, çocuklarda sık rastlanan öksürük, bronşit, yaz ishalleri ve bağırsak tembelliğine karşı da yararlı etkiler gösterir.

Propolis; ağız ve diş eti hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Ağız yaralarında (aft) tedavi edici özelliğe sahiptir. Boğaz rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.Propolis ağızda değişik patojen mikropların, bakteri, mantar ve virüslerin üremelerini engeller.

Yapılan çalışmalarda, balın özellikle diş eti hastalıklarına, ağız ülserlerine ve diğer ağız problemlerine iyi geldiği tespit edilmiştir. Balın antibakteriyel etkinliği, çürüklere neden olan bakterilerin üremesini önler.Arı Sütü-Bal-Polen KarışımıPolen; yapısal olarak çok zengin bir besin olup; bileşiminde protein, karbonhidrat, lif ve yağların yanı sıra vitaminler, mineral maddeler, fenolik maddeler, aminoasitler, yağ asitleri ve organik asitler gibi birçok antioksidan madde mevcuttur.

Polen; büyümeyi hızlandırır, yorgunluğu giderir, kansızlığı önler. Polenin metabolizmayı düzenleyici etkileri bulunmaktadır. Arı poleni genel sağlığın korunması ve vücut direncinin artırılması, dengeli beslenme, zihinsel ve bedensel yorgunlukların giderilmesinde etkilidir. Polen, sporcuların performanslarını ve oksijen kapasitesini artırır.

Arı sütünün antibakteriyel etki gösterdiği tespit edilmiştir. Arı sütünün cinsel fonksiyonları düzenleyici etkileri vardır; üreme sistemi ve kısırlığa karşı olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Arı sütü sporcuların enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında, dokulara fazla oksijen girmesinin sağlanmasında, metabolizmanın düzene sokulmasında, bedensel ve zihinsel yorgunluğa karşı direncin artırılmasında etkilidir. Bal ise geçmişten günümüze, yaşamın her döneminde ve bilimin çeşitli dallarında hastalıkların önlemesinde ve beslenme amaçlı kullanılmaktadır.Arı Sütü-Bal-Polen-Propolis KarışımıArı sütü, bal, polen ve propolis yüksek antioksidan potansiyeline sahiptir ve vücut sağlığı üzerinde çok sayıda yararlı etki gösterir.

Polen, genel sağlığın korunması, vücut direncinin artırılması, dengeli beslenme, zihinsel ve bedensel yorgunluklarının giderilmesinde etkilidir.

Arı sütü kemoterapi ve radyoterapiye bağlı yan etkilerin azaltılmasında etkilidir. Propolis, çok güçlü bir antioksidandır ve anti-tümör özellik taşımaktadır. Propolisintedaviye destek olarak, antibiyotikler ile beraber kullanımı vücudun toparlanmasına fayda sağlar. Propolis, antikanser, antioksidan, antimikrobiyal, anti-inflamatuar ve bağışıklık sistemini geliştirici etkilere sahiptir.

Bal, oksidatif olaylar sonucunda oluşabilecek bir takım rahatsızlıklara özellikle mide bağırsak sistemi hastalıklarına karşı korur.

Arı sütü-bal-polen-propolis karışımı her yaşta genel sağlığın korunmasında etkin rol alır, sağlıklı ve zinde bir yaşam için ideal bir destek ürünüdür.

Bal ve propolis içerisinde bulunan flavonoidler mide mukozasında koruyucu etki göstererek ülserasyonu önlemeye yardımcı olur. Mide asit salınımını baskılar ve mide ülseri oluşumunu engeller.DOĞAL VE GERÇEK BALPetekli Balın Riskleri

Toplumun bir kesimindeki petekli ballarda hile yapılamayacağı konusundaki inanç gerçek dışıdır. Kovan yakınına konan şeker şurubu gibi karışımlar arılar tarafındanbala dönüştürülebilir. Petekli olarak satılan ve doğal bal olarak sunulan bu sahte ballar balın şifasını içermez.

Arıcılıkta kullanılan ilaç uygulamalarının çoğu doğrudan petekler üzerine yapıldığı için petekli ballarda kalıntı riski yüksektir. Bal peteklerinin sağlığa herhangi bir faydası bulunmamakla birlikte, bağırsaklara yapışarak sindirimi güçleştirdiği de çeşitli araştırmalarda belirtilmektedir. Ayrıca her bir petek balın tek tek analizi maliyeti açısından olanaksızdır.

Süzme Bal Tercih Edilmelidir

Petekli ballar kokusu ve rengi gibi duyusal özelliklerinden sahte bal ile doğal bal ayırt edilemez. Doğal ve saf balın anlaşılabileceği tek yöntem laboratuvaranalizidir.

Laboratuvar analizinin ileri teknoloji, deneyim ve uzmanlık gerektiren pahalı bir işlem olduğu göz önüne alındığında, her bir petek balın, tek tek analizi mümkün değildir. Analiz edilmemiş balların ise sağlık açısından güvenilir olup olmadığından, sofraya nereden, nasıl ve hangi koşullarda ulaştığından emin olunamaz. Bu nedenle tüketicilerin modern laboratuvarlara sahip ve analize önem veren güvenilir markaların süzme ballarını tercih etmesi gerekir.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b