Ne nedir :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Homeros Destanı Hakkında / Genel Bilgi

20 Mayıs 2014 Bu içerik 4.582 kez okundu.

Homeros (MÖ. 9. yüzyıl) Antik Yunanistan’da yaşamış İyonyalı ozan.

Homeros’un yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Onun hakkındaki bazı bilgileri tarihçi Heredotos’tan öğreniyoruz. Homeros’un kör ve İhtiyar bir şair olduğu, oradan oraya dolaşarak şiir okuyup ekmeğini kazandığı, uzun yıllar Ege adalarında yaşadığı söylenir.

Homeros’un en önemli eseri destanlarıdır, İlyada ve Odysseia adlı bu destanlar, bütün Yunan kültürünün temelini oluşturmaktadır.

İlk bakışta çok eskimiş ve çocuksu gelebilir Homeros’un destanları. Mitolojiden, fantastik anlatımdan hoşlanmayanlar ise onları saçma bulacaklardır. Oysa bu metinlerde, insanoğlunun yüzyıllardan beri değişmeyen pek çok temel dürtüsü, duygusu vardır. Onları tüm zamanlarla çağdaşlaştıran yani “klasik” yapan işte bu özellikleridir. Üstelik, “İlyada” ve “Odysseia, bir yandan Yunan tragedyalarının habercisidir, diğer yandan, yalın bir dille kaleme alınan daha doğrusu söze dökülen destanlardaki anlatım tarzı; geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek zaman akışını kırarak aktarılan hikayeler, modern edebiyatın bilinç akışı tekniğinin öncüsüdür.

Üsluptaki sadeliğin asıl nedenini ise, o çağlarda sözlü anlatımın müzik eşliğinde yapılmasında bulabiliriz. Ancak bu sadelik, bir cansızlık anlamına gelmez; tersine, çok canlı ve eğlenceli bir havası vardır Homeros hikayelerinin.

“Homeros, sürülmüş bir tarlayı, buğday yürekli ekmeği, kuşların uçuşunu, yontulmuş bir iskemleyi, limanda bir gece göğüne karşı duran gemileri, derede çamaşır yıkayan kadınları anlatır. Yalındır, canlıdır, klasiktir.

Yazdığı destanlar Klasik Çağ Yunan Edebiyatı’nı ve Mitoloji’sini derinden etkilemiş ve bunların aracılığıyla da bütün batı edebiyatına etki etmiştir. İrlandalı yazar James Joyce’un Ulysses’i, İngiliz yazar Shakespeare’in Troilus ve Cressida’sı, Roma’lı şair Virgil’in Aeneid’i Homeros’un destanlarından derin izler taşıyan eserlerdendir.

Antik dönem Anadolu ve Yunanistan’ında halk İlyada ve Odysseia’yı ezbere bilir, canlı bir ansiklopedi gibi içinde taşırdı. Askerlik, tıp, teknoloji, hukuk, din bilgilerinin tamamının kaynağı bu kitaplardı.
Kaynak:turkceciler

İLYADA VE ODESA DESTANLARI (Farklı Kaynaktan)
Büyük ozan Homeros Avrupa Edebiyatı’nın kurucusudur. Onun iki dev eseri “İlyada” (yaklaşık 16.000 dize) ve “Odysseia” (12.000 dizeden fazla), Yunanlıların yaklaşık 400 yıl yazısız yaşayıp, İ.Ö. 800’lerde Fenike alfabesini alarak kendi ellerindeki mevcut şekillerle oluşturdukları ve günümüzde Latinceleştirilerek en çok kullanılan yazı biçimi ile Yunanca oluşturulmuş ilk edebi eserlerdir. Her iki eser de İ.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu’da (Anadolu kelimesi Yunanca anatolé kelimesinden türemiştir ve “doğuş” (güneşin doğuşu anlamına gelmektedir) oluşturulmuşlardır. Bu eserlerin yaratıcısı Homeros, o dönemlerde genelde halkı Yunan olan Smyrna (bugünkü İzmir) ya da çevresinde yaşamıştır.
Kuzeyde Phokaia (Foça) ile günede Miletos arasında kalan sahil şeridi (antik ismi ile “İonya”) Avrupa Kültürü’nün beşiğini oluşturmaktadır. Hatta Miletos’un o dönemde -Atina’dan yaklaşık 100 yıl önce- Avrupa’nın en önemli kültür şehri olduğunu söylemekte hiçbir sakınca yoktur. Çünkü Anadolu İonyasında Avrupa Edebiyatı’nın ilk eserlerinin yanı sıra Avrupa biliminin ve felsefesinin de ilk temelleri atılmıştır. İonya, Avrupa düşüncesinin doğuşu ile bağlantılı rasyonalizm (akılcılık) prensibinin de oluşum bölgesidir.
Homeros tüm bu gelişmelerin ‘babası’dır. Kolophonlu (Selçuk yakınlarında) filozof Xenophanes Homeros’un ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra cümlesine şöyle başlar:
“Başlangıçtan itibaren herkes Homeros’u öğrendiği için…”.
Gerçekten de Homeros’un eserleri Yunanlılar’ın alfabe kitabını oluşturmaktaydı. Dönemin okullarından çocuklar bu eserlerden okuma yazma ve toplum değerlerini öğreniyorlardı. Kültürlü Yunanlar -daha sonra da Romalılar- “ İlyada” ve “Odysseia”dan uzun pasajları ezbere biliyorlardı. Homeros’tan alıntılar önemli toplantı ve eğlenceleri süslemekteydi. Homeros’tan herhangi bir şekilde etkilenmeyen Yunanlı ya da Romalı şair yok gibidir.
Bu gelişme Roma İmparatorluğu’ndan sonra oluşan yeni Avrupa devletlerinde de devam etmiştir. Gerçi “İlyada” ve “Odysseia”nın Yunanca versiyonları Kral Büyük Karl’dan sonra (İ.S. 800’lerde) Avrupa entelektüellerinin Latince konuşmaya başlaması ile birlikte uzun bir süre güncelliğini yitirmiş, ancak Romalı Homerosçu Vergilius’un Latince oluşturduğu eseri “Aeneis”de “İlyada” ve “Odysseia”yı da entegre etmesiyle unutulması önlenmiştir. 1488’de Homeros Rönesansı başlamıştır. Bu Rönesans, Avrupa ve dünyadaki Avrupa etkili ülkelerde günümüzde halen devam etmektedir. Günümüzde hâlâ yüzlerce lisede Homeros, öğretmenler tarafından orijinal metinlerden Eski Yunanca okutulmaktadır ve ayrıca Batı Dünyası’nda, üniversitelerde Yunan ve Latin Filolojisi bölümlerinde vazgeçilmez bir öğretim ve araştırma parçasıdır. Avrupa’da ve Amerika’daki şiirler, güzel sanatlar, tiyatrolar, müzeler, resim galerileri Homeros ve Antik Dönemdeki etkileri olmadan düşünülemez.

İLYADA

Homeros’a atfedilen 24 bölümlük manzum Yunan destanıdır. Truva Savaşının bir bölümünü ve kent kuşatmasının sonunda savaşa katılan Akhilleus’un öfkesini konu alır.

1.Bölüm: Akhaların komutanı Agamennon , diğer bir Yunan kralı olan Akhilleus’un kölesi Briseis’i kaçırır. Öfkelenen Akhilleus savaşa katılmamaya karar verir. Annesi Thetis oğluna yapılan haksızlığa karşılık Zeus’tan Yunanlıları bozguna uğratacağı konusunda söz alır.

2-4 Bölümler: Savaşan güçlerin sayımı yapıldıktan sonra her iki taraf , savaşı Paris ile Menelaos arasında yapılacak teke tek bir dövüşle sona erdirmeye karar verirler.Fakat Paris’i koruyan Aphrodite , yenilmek üzere olan Paris’i son anda kaçırır. Yunanlılar ile Truvalılar arasındaki antlaşma bozulunca savaş yeniden başlar.

5.Bölüm: Athena’nın desteğini sağlayan Yunanlılar ve özellikle Diomedes , Truvalılara üstünlük sağlarlar.

6-8.Bölümler:Hektor’un eve dönüşüne ve Andromakhe ile vedalaşmasına ayrılan bir bölümden sonra savaş yeniden başlar ve zafer Truvalılara geçer.

9.Bölüm:Akhilleus’u savaşa sokmak için boşuna çaba harcanır .

10.Bölüm:Odysseus Diomedes ile birlikte Truva ordugâhına bir gece baskını düzenlerler

11.Bölüm:Çarpışmalar yeniden başlar ve İlyada’nın bu üçüncü muharebesinde Agamennon ön planda rol oynar.

12-15.Bölümler:Truvalılar Yunanlıların donanmasına ulaşırlar ve onları büyük bir bozguna uğratırlar.

16-19.Bölümler:Bu dört bölüm genellikle Patrokles’name adıyla anılır.Çünkü Patrokles’in kahramanlıkları ve ölümü burada önemli bir yer tutar.Patrokles Akhilleus’un silahlarını kuşandıktan sonra savaşa atılır ve Hektor tarafından öldürülerek silahları üzerinden alınır.Arkadaşının ölümü üzerine umutsuzluğa kapılan Akhilleus öç almak için savaşa katılmaya karar verir.Thetis onun için Hephaistos’a aralarında çok süslü bir kalkanında bulunduğu silahlar yaptırır.Agamennon ile barışan Akhilleus savaşa hazırlanır.Böylece İlyada’nın son savaşı başlar.

20-22 Bölümler :Akhilleus Truva saflarını kırıp geçirir,Hektor’u Kent surlarının çevresinde kovaladıktan sonra öldürür.

23.Bölüm : Bu bölüm Patrokles’in anısına düzenlenen cenaze töreni oyunlarına ayrılmıştır.

24.Bölüm : Bu bölümde Akhilleus Hektor’un cesedini almaya gelen babası yaşlı kral Priamos’un yalvarmalarına boyun eğer ve İlyada Truvalı kahramanın cenaze töreni ile son bulur.

İlyada’nın akışındaki bazı tutarsızlıklar, destanın tek kişi tarafından yazıldığı konusunda kuşku uyandırmıştır.Özellikle 2-9. Bölümler arasında ardı ardına gelen olayların birbirine iyi bağlanmamış olması bu kuşkuyu daha da güçlendirmektedir.Bununla birlikte destanın çeşitli olayları arasında derinliğine bir birlik oluşturan Akhilleus’un öfkesi teması , dramatik gerilimi ayakta tutmayı başarmakta ve Hektor’un ölümüyle mantıksal bir sona ulaşmaktadır. Savaşçı bir dinleyici topluluğu önünde okunmak üzere yazılmış olan İlyada , savaş sahnelerinin , bireysel ve kolektif kahramanlık övgülerinin ön planda yer aldığı bir savaş destanıdır.Ama yinede bazı sahneler (Helena’nın Truva surları üzerinde görülmesi, Hektor’un Andromakhe ile vedalaşması,Priamos’un göz yaşları) olayların savaşçı akışını duygulu bir eda katar ve pitoresk ya da lirik karşılaştırmalar anlatımın tonunda sürekli bir değişiklik sağlar.Gerçek üstü olaylara başvurma , şairin belli bir duruma çözüm bulmasını sağlayan basit bir hile değildir. Çünkü savaşçılar arasına karışan ve insanlarla aynı tutkuları paylaşan Tanrıların olaylara müdahalesi onların insan kaderinde oynadıkları rolü daha iyi bir biçimde ortaya koymaktadır.(ALINTI)
Kaynak:okurgah.com

ODYSSEUS (Odiseus)’LA PENELOPEIA (Fenelopya)’NIN GÖRÜŞMESİ (Farklı Kaynaktan)
(Ayak Yıkama Sahnesi)

Troya Savaşı biteli on yıl kadar geçmiştir. Sağ kalan Yunanlıların hepsi çoktan evlerine döndükleri hâlde bir tanrının düşmanlğına uğrayan Odysseus hâlâ yurduna varamamıştır. Sonunda Tanrıça Athenae (Athena)’nın yardımıyla, bin bir maceradan sonra yurduna ayak basar. Evine bir dilenci kılığında gelir. Karısına ve servetine göz koyan kişilerin evinde yaptıkları zararları görür. Kendini Odyesseus’un eski bir dostu olarak tanıtır ve karısı Peneloçeia ile görüşür. Kocasının anısına son derece bağlı olan ve edebiyatta sadık eş örneği olarak gösterilen Penelopeia yabancıya yakınlık gösterir, ihtiyar sütnineye onu ağırlamasını ve ayaklarını yıkamasını emreder. İşe başlayan ihtiyar kadın aşağıdaki konuşmayı yapar.

Ama ben yerine getiririm şimdi seve seve
İkarios (İkaros)’un kızı uslu, akıllı Penelopeia’nın buyruğunu.
Hem Penelopeia’nın hatırı için yıkarım ayaklarını
hem de senin hatırın için yıkarım,
çünkü kuşkuyla allak bullak oldu yüreğim,
dinle de diyeyim nedenini sana:
Bir sürü garip geldi bu kapıya şimdiye dek,
ama gelmemişti Odysseus’a benzeyen bu kadar.
bedenin yapısı, sesin, bacaklarınla tıpkı osun.
Karşılık verdi ona çok akıllı Odysseus, dedi ki:
“Herkes öyle der, kocakarı bütün görenler,
ikiniz tıpatıp, derler benzersiniz birbirinize,
doğruyu söyledin sen de bastın üstüne tam.”
Böyle dedi, kocakarı Eurykleia (Orkleya) da gitti çabucak
içinde ayak yıkanan pırıl pırıl bir leğen getirdi,
leğene bolca soğuk su döktü, sonra kattı sıcak su,
Odysseus o ara gitmiş ocaktan uzak bir yere oturmuştu,
ve birden çevirmiştir sırını ışığa,
çünkü bir korku düşmüştü yüreğine apansız,
ya ayağını ellerken yarasını görüp anlarsa her şeyi
Nitekim yaklaştıkça kadın yıkamak için ayağını,
o saat tanıdı yarasını efendisinin,
vaktiyle bir yaban domuzu ak dişleriyle açmıştı o yarayı
Autolykos (Otolkos) ve oğullarıyla birlikte Pamesos’a gittiğinde.
Anasının soylu babasıydı Autolykos,
hırsızlıkta ve yalan yere yeminde üstüne yoktu,
Hermeias (Hermes) tanrının kendisi vermişti bu yetiyi ona,
yaktığı kuzu ve oğlak butlarından hoşlanmıştı çok.
hep yoldaş olurdu, ona bu yüzden, isterdi iyiliğini.
Autoloykos gelmişti bir gün semiz topraklarına ithake’nin,
torununu görmeye, kızının yeni doğurduğunu,
Eurykleia da yemekten sonra uzatıp çocuğu
onun kucağına vermiş ve diller döküp demişti ki:
“Sen bir ad bul koy sevgili kızının çocuğuna
bu yavruyu sen dört gözle bekledindi.”
Autolykos şöyle karşılık vermiş, demişti ki:
“Diyeyim o adı size, damadım ve kızım benim,
erkeklerden ve kadınlardan çok kötülük gördüm gelirken buraya,
çektim bereketli toprak üstünde çok çileler,
bu yüzden Odysseus adını taktım bu çocuğa, yani çileli.
Ana evine gelsin delikanlı olunca bu çocuk,
Parmesos’a, benim mallarımın olduğu konağa,
armağanlar vereyim ve sevinip geri göndereyim onu.”
İşte bu parlak armağanlar için gittiydi Odysseus.
Autolykos ve Autolykos’un oğulları onu orda
kollarını açıp karşıladılardı bal gibi sözlerle,
anasın anası Amphithee (Ampite) kucakladıydı Odysseus’u
ve öptüydü başından ve iki güzel gözünden.
Bacağı ellerini içine alınca ihtiyar kadın,
şöyle bir dokundu ve hemen tanıdı yarayı,
koyuverdi ayağı, düştü ayak leğenin içine,
tunç çınladı, leğen yana devrildi, sular saçıldı.
Bir anda sevinç ve acı kapladı kocakarının gönlünü,
gözleri doldu ve tam bağıracakken boğuldu sesi,
yakaladı Odysseus’sun sen, Odysseus, sevgili yavrum benim.
nasıl da tanıyamamışım dedim ben seni,
önündeymiş benim efendim tekmil elimdeymiş meğer.”

(Yukarıdaki “Odysseus” destanında, Odysseus, Telemakos (Telemak) ‘la buluşup olan biteni öğrenir. Karısını âşıklarının arasına girip onların yerinden bile oynatamadıkları meşhur yayını gerer ve oğlunun yardımı ile küstah âşıkları öldürür. Athena, Odysseus’u gençleştirir. Baba, ana ve oğul sonsuz mutluluğa ererler.)

YORUM:homeros uzerine yapilmis bircok arastirma ve tartismanin sonucunca bu unlu tarihcinin tek kisimi yoksa bircok kisiden mi olustuguna karar verilememistir. cunku eserlerin bircok yerinde farkli anlatim turleri ve lehceler bulunmaktadir. herseye ragmen bircok tarihci ve edebiyatci tarafindan homeros, egeli bir tarihci olarak kabul edilmektedir. yunan dini ve mitolojisinin temellerini bu arkadas atmistir. yuzyillar boyunca homeros' un eserleri yunan okullarinda temel kitap olarak okutulmus ve cocuklar bu kitapla egitilmistir. kor olmasi ile ilgili muhabbet ise isminin bilmemne lehcesinde "kor hede hodo" anlamina gelmesidir. tabi kor olmasina ragmen bircok olayi cok guzel betimlemesi ve troya' nin yerini ayrintili bir sekilde anlatmasi ciddi bir sekilde kafa karistirmaktadir. hatta o kadar ki homeros' un bu tarifi uzerine unlu bir alman zengin olan heinrich schliemann kalkip bu anlatimlara dayanarak canakkale' ye gelmis ve `troya' yi bulmustur.

----------------

Homeros'un yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Onun hakkındaki bazı bilgileri tarihçi Heredotos'tan öğreniyoruz. Homeros'un kör ve İhtiyar bir şair olduğu, oradan oraya dolaşarakşiir okuyup ekmeğini kazandığı, uzun yıllar Ege adalarında yaşadığı söylenir.

Homeros'un en önemli eseri destanlarıdır, İlyada ve Odysseia adlı bu destanlar, bütün Yunan kültürünün temelini oluşturmaktadır. İlk bakışta çok eskimiş ve çocuksu gelebilir Homeros'un destanları. Mitolojiden, fantastik anlatımdan hoşlanmayanlar ise onları saçma bulacaklardır. Oysa bu metinlerde, insanoğlunun yüzyıllardan beri değişmeyen pek çok temel dürtüsü, duygusu vardır. Onları tüm zamanlarla çağdaşlaştıran yani "klasik" yapan işte bu özellikleridir. Üstelik, "İlyada" ve "Odysseia, bir yandan Yunan tragedyalarının habercisidir, diğer yandan, yalın bir dille kaleme alınan daha doğrusu söze dökülen destanlardaki anlatım tarzı; geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek zaman akışını kırarak aktarılan hikayeler, modern edebiyatın bilinç akışı tekniğinin öncüsüdür.

Üsluptaki sadeliğin asıl nedenini ise, o çağlarda sözlü anlatımın müzik eşliğinde yapılmasında bulabiliriz. Ancak bu sadelik, bir cansızlık anlamına gelmez; tersine, çok canlı ve eğlenceli bir havası vardır Homeros hikayelerinin.

"Homeros, sürülmüş bir tarlayı, buğday yürekli ekmeği, kuşların uçuşunu, yontulmuş bir iskemleyi, limanda bir gece göğüne karşı duran gemileri, derede çamaşır yıkayan kadınları anlatır. Yalındır, canlıdır, klasiktir.

Yazdığı destanlar Klasik Çağ Yunan Edebiyatı'nı ve Mitoloji'sini derinden etkilemiş ve bunların aracılığıyla da bütün batı edebiyatına etki etmiştir. İrlandalı yazar James Joyce'un Ulysses'i, İngiliz yazar Shakespeare'in Troilus ve Cressida'sı, Roma'lı şair Virgil'in Aeneid'i Homeros'un destanlarından derin izler taşıyan eserlerdendir.

Antik dönem Anadolu ve Yunanistan'ında halk İlyada ve Odysseia'yı ezbere bilir, canlı bir ansiklopedi gibi içinde taşırdı. Askerlik, tıp, teknoloji, hukuk, din bilgilerinin tamamının kaynağı bu kitaplardı.

İLYADA DESTANI

İlyada Destanı, Homeros’un yazdığı büyük bir destandır. Bir başka Homeros destanı olan Odeysseia ile birlikte, edebiyatın en eski örneği ve tüm zamanların en güzel şiirlerinden sayılır.

Hem İlyada hem de Odsseia, Truva Savaşı ve bu savaşta yer alan insanlarla ilgili söylenceleri dile getiren, koşukla yazılmış destanlardır. Tarihçiler Yunanistan’daki Akhalar ile Batı Anadolu’da yaşamış olan Truvalılar arasındaki bu savaşın yaklaşık İ.Ö. 1199′da geçtiği görüşündedir. Akhalar’ın Truva’yı kuşatmalarının ise 10 yıl sürdüğü sanılmaktadır. Bu konuda o kadar çok öykü ve söylence vardır ki, hangisinin gerçek hangisinin uydurma olduğunu bilme olanağı yoktur. Yunanca’da Truva’nın bir adının da İlios olmasından dolayı Homeros’un destanı İlyada adını aldı. Homeros, yaşadığı dönemde herkesin bu öyküyü bildiğini düşünerek, Truva kuşatmasını baştan sona anlatmaz; savaşın 10.yılında sadece dört gün içinde geçen olayları anlatır. Savaş neredeyse bitmek üzeredir. Truva efsanesinin bu bölümü ” Aşil’in Öfkesi ” olarak bilinir.

Destanın Yazılışı:

Günümüze ulaşan en eski yapıt olsa da, Homeros’un büyük Truva efsanesinin yalnızca bir bölümünü anlatmış olması ve sonrasını okuyucuların bildiğini varsayması, İlyada’nın Yunanca yazılmış ilk edebiyat ürünü olmadığını gösterir. Homeros’un bu destanında yıllar önce, Truva savaşına ilişkin pek çok öykünün anlatıldığı sanılmaktadır. Bu konuyla ilgilenen bazı uzmanlar İlyada’nın yetenekli bir yazarın derlediği bir balatlar ya da destanlar bütünü olduğunu ileri sürer. Homeros diye birinin hiçbir zaman yaşamadığı, Homeros adının, destanda yer alan balatları söyleyen, adı belli olmayan kişiler için kullanıldığı kanısında olanlar da vardır. Ne var ki, yapıtın tamamını okuyanlar bunu yazanın yalnızca bir kişi olabileceğini kavramakta güçlük çekmezler.

Yaklaşık olarak İ.Ö. 8. yüzyılda yazılan 24 bölümlük İlyada Destanı altılı ölçüyle yazılmış toplam 15 bin dizeden oluşur.

HOMEROS NERELİDİR, NEREDE DOĞMUŞTUR?

Dünya da İncil’den sonra en çok okunan ve bilinen Homeros’un İlyada ve Odesia destanıdır. Homeros gelmiş geçmiş tüm ozanların ustası ve babasıdır. Onun eserleri tüm dünya insanlarının kitaplığını süsleyen başyapıttır.Bu nedenle onun doğduğu şehir elbette onurlanacak, dolayısıyla Homeros’un şehri olarak anılacaktır. Bu araştırmalar içinde onun İzmirli olduğuyla ilgili bilgiler birçok araştırmada öne çıkmaktadır.

Odysseia ve İlyada isimli efsanevi eserleri günümüze kadar ulaşmış olan tarihin ilk batı edebiyatında yazılı dönemi başlatmış, en büyük şairi Homeros’tur. İzmir’de doğmuş olması vereceğimiz örneklerde en kuvvetli olasılıktır. Halikarnaslı(Bodrum) Tarihçi Heredot'a göre M.Ö.850 yıllarında yaşadığı ileri sürülen Homeros, gelmiş geçmiş tüm dünya halklarını etkilemiş, Yunan mitolojisi karakterlerini çizen kişilerden biridir. Tarih boyunca, Anadolulu vurgusunu yapmış olması da onun Batı Anadolu topraklarında ve İzmir’de yaşamış olma olasılığını pekiştirir.*** Homeros'un başyapıtı "İlyada" Destanı, Greklerle, Anadolulu Troia halkı arasında on yıl süren savaşların son kırk günlük bölümünü içerir. Yaklaşık 16.000 mısradan oluşmuştur. Yurt sevgisi ile tutuşan Homeros, bu destanında açık ve net olarak Troia’lıları tutar çünkü onlar ve Homeros Anadoluludur. Yunanlı önder ve savaşçıları gaddar ve saldırgan olarak göstermiştir.

Onun Anadolulu olduğunu gösteren en büyük delil*de budur. Homeros'un ikinci yapıtı "Odysseia" Destanında ise, Troia savaşlarından on yıl sonraki*dönem anlatılır. Bu destanda, "Odysseus" isimli bir savaşçının yurduna dönmek için gösterdiği çaba*işlenir.

Yaklaşık on iki bin mısradan oluşur.** Anadolu Uygarlıklarının en eski tarih ve kültür kaynakları olan "İlyada" ve "Odysseia" Destanları, Dünya Edebiyatının en çarpıcı metinleri ve ilk yazılı metinler olarak derlenmiş destanlar olup, günümüz yaşamında etkisini tüm şiirselliği ile sürdürmektedir.Anadolu’da yaşayan toplulukların yaratığı sanat eserlerinin Yunan sanatı, Yunan ekolü olarak adlandırılmasından çok rahatsız olan Sabahattin Eyüpoğlu,(1908-1973) Homeros için bakın “…bu Yunan eğilimine karşı bir fikir öne sürmüştür: eski Yunan okullarına gitmeye gerek yoktur, çünkü Homeros Anadoluludur, yani başlangıçtan itibaren -bizden birisidir- kapımızın önüne koyduğumuz ve ismini kitaplarımızdan sildiğimiz Anadolu çocuğu” bu yüzden okunmalıdır, demiştir. O yılların sanat ve edebiyatında Anadolu ve Anadoluluk egemendir. Homeros ile ilgili tüm yayın ve araştırmalarda ki bilgiler kesin değildir. Homeros’a birçok kent sahip çıkar. Tabii ki onun İzmirli, Kyme’li(Aliağa) veya Samos’lu olması o şehir için onur kaynağıdır. * Homeros'a yedi kent sahip çıkarak, kendi hemşehrileri olduğu onurunu yaşamak için iddia da bulunmuşlardır. Bu kentler içindeki Salamis, Argos, Atina ve Rodos'ta, Homeros'un yaşadığını ileri sürmek, bilim dışıdır. O çağlarda bu adı geçen şehirlerde ve dolaylarında bu kültür henüz gelişmemişti. Çünkü Homeros*destanlarını bir Anadolu lehçesi olan İonia’ca ile (Aoilia) sınır kenti İzmir'de yazmış olmalıdır.

O çağlarda değindiğimiz gibi bu bölgelerde yazı henüz yoktur. Ayrıca o çağlarda bu eserleri Yunanistan'da değil yazılacak, okuyacak ve anlayacak bir kültür düzeyinin bulunduğu düşünülemez. Homeros'tan ancak 200 yıl* sonra örneğin Sokrates okuma yazmayı Smyrna’da öğrenmiştir.*** Homeros'un Sakızlı olduğunu iddia edenler, doğruluğunu ifade edecek bir kanıt ve belge de gösteremezler.

Geçmişten bu yana Homeros destanlarını ezbere okuyan Samos’lu bir aile fertleri, köklerinin Homeros’tan geldiğini iddia ederler. Bunun yanında başka bir anlatımda, Homeros'un Sakız'a sürgün gittiğine dair söylentiler vardır, bu bağlamda adada Homeros Kayalıkları diye isimlendirilen bir yer bulunmaktadır. Geriye Kolophon (Değirmendere) ve Smyrna kalmaktadır.Homeros’un Anadolulu ve İzmirli olduğuna dair en güzel kanıt Strabon’un”Geographika” adlı eserinde “Homeros’un ksoanon’u(tahtadan yapılmış heykel) bulunan Homereion adı verilen dörtkenarlı bir portik bulunur.

Bu nedenle Smyrna’lılar Homeros üzerinde özellikle hak iddia ederler ve gerçekten de kentin bir tip tunç sikkesi Homereion adını taşır.” diyerek Homeros’un İzmirli olduğunu kaydeder. Miletos’lu Hekataios’un söylediğine göre (M.Ö.VI:yüzyılda yaşamış),”İzmir körfezine Meles Çayı nedeniyle Meles Körfezi adı verilirdi”. Aristoteles(M.Ö.384-322)ve çağdaşı Kyme’li Ephoros, “Hemoros’un Meles kıyılarında doğmuş bulunduğu yolundaki atalardan kalma söylenceyi tekrarlayıp yaydılar; bu söylence, o doğum yerinin İzmir’den kısa bir yüryüş uzaklığında bulunduğu anlamına gelir” diye anlatır Cecil john Cadoux, İzmir anlatılarında, Meles Çayı, İzmir’in hemen dışında Kervan Köprüsü altından geçen çaydır. Güney yanda 10 mil ilerdeki tepelerde (İzmir-Gaziemir arasında) doğar, içinden geçerek aktığı verimli ve güzel, ama dar bir vadiyi doğudan (Buca’nın bulunduğu yandan) ve batıdan Paradiso/Kızılçulu/Şirinyer’in bulunduğu yandan sınırlayan ormanlık yamaçlardan gelen birkaç kolu alır.

Yağmurlu mevsimde kabaran bir sel yatağına döndüğü halde yaz mevsiminde genellikle kuru yahut kuruya yakındır. Sanıldığına göre ilkçağ’da şimdikine göre suyu daha boldu, çünkü o zaman yörede ağaçlar çok daha fazlaydı, dolayısıyla yağmur daha sık yağardı. Bunun ağzının 3/4 mil kadar ilersinde, bu çay ile Artemis/Diana Hamamı(Halkapınar gölcüğü) arasında bugün Tepecik denen bir höyük yükseltisi vardır. Meles Çayının çıktığı ve denize kavuştuğu bölgeyi anlatır. Bu anlatımların en eskisi, (sözde Homeros’un yazmış olduğu), belki de M.Ö VI. yüzyılın- yani İzmir’in, olasılıkla körfezin kuzeydoğu köşesinde(yıkılmış ve sönükleşmiş durumda) bulunduğu dönemin- yapıtı olan “Artemis’e İlahi”de bulunur.

(Bu eserde)tanrıça, İzmir’den geçerek, “derinlere kadar kamışların kök saldığı Meles’te atlarını suladıktan sonra” arabasını Kolophon yanındaki Klaraos’a sürdü diye anlatır.Plinius,(M.S.23-79) İzmir’i “pek uzak olmayan bir yerde doğan Meles’in nimetlerinden yararlanan kent” diye betimlemiştir. Ozan Statius (M.S.61-96) İzmir’de doğmuş olan birinin suyunu içtiği akarsu diye, pek ünlü kaynağı olan Meles’ten söz eder. Araştırmacı Cecil John Cadoux,“Yaşamı M.S IV.yüzyılda geçen bir sofist, Himerios, ( ekte görüleceği gibi, Nikoy Kapapa’nın Seydiköy kitabında ki 1920 yılına ait bir yerleşim planı ile 1900 yıllarında çizilmiş bir Seydiköy vaziyet planında da Meles Çayı kaynağına verilen bir isim olarak görülecektir) Meles’in İzmir’in dış mahallerinde, birbirine çok yakın birçok kaynaktan çıktığını ve hemen orada kayıkların girebileceği, kürek çekmeye olanak verecek kadar yeterli derinlikte geniş bir göl oluşturduğunu, sonra kamışların, servilerin kapladığı kıyılar arasından aktığını yavaşça ve sessizce “en çok sevdiği oğlanın yanında olma fırsatını bir şey çalarcasına elde etmek isteyen bir sevdalı imiş gibi” denize karıştığını anlatıyor. Aristotales, Homeros'un doğumunu şöyle anlatır: "Anadolu'ya İyon göçleri sırasında İos Adası'nın bir kızı olan Kriteis, bir ilah tarafından hamile bırakılır. Bu kadın Egina'ya kaçarsa da, korsanlar, kadını İzmir'de Lidya Kralı Maion'a sunarlar. Kral, kadına aşık olur ve onunla evlenir. Bir süre sonra Kriteis, Meles Çayı kenarında Homeros'u doğurur ve akabinde ölür.

Maion bu kendinden olmayan çocuğu büyütür ve ona doğduğu yeri vurgulayan "Melesigenes" (Meles'in çocuğu) ismini verir.*********** Antik çağın çeşitli yazarları Homeros'un yaşantısı hakkında farklı şeyler söylemelerine karşın birleştikleri iki önemli konu vardır: Kör olan Homeros, İzmir doğumludur ve bu şair Meles Çayı'nın kıyısında şiirlerini söylemiş, çayın denize kavuşmak için kıvrıla fışkıra ilerlediği yörelerde*lir çalarak*destanlar şakımıştır...*** Eski yazarlar, Meles Çayı'nın günümüzdeki Halkapınar Çayı olduğu konusunda birleşmişlerdir.*Ancak, modern çağın yazarları, tarihçileri ve arkeologları, Meles Çayı'nın Kemer Çayı olduğuna dair eğilime sahiptirler...*** Deniz perilerine ismini veren ve kaynağından denize kadar yatağını kazan Meles, kentin kapıları*önünde kolunu uzatır.

Kaynadığı yer, denize doğru suları akan bir hamamdır. (Diana Hamamları) Meles, mağaraların, evlerin ve ağaçlık korulukların arasından geçip gider. Meles çağıldamaz, bunun dalgaları sessiz ve usulca denize kavuşur. Bazen, denizin dalgaları köpürünce Meles'in dalgaları geri bile çekilir. Meles'in her tarafı balıkla doludur. Yaz, kış aynı seviyededir. Ne kurur ve ne de kükrer. Meles, serseri değildir, yatağını terk etmez, çünkü İzmir'in aşığıdır. Onun amacı, şehri öpe koklaya, yavaş-yavaş sevişerek, denize ulaşmaktır..." Araştırmacı işte böyle bahseder Homeros ve doğduğu yerden.*Meles Çayı ile özdeşleşmiş olan Homeros’un ikinci adı da “Meles kıyıları yöresinde doğmuş” anlamında Melesigenes’tir. Bu nedenle meles isminin etimolojisini bilmekte yarar vardır. Meles adı Luvi dilinde Mela anlamına gelmektedir. Anlamını Bilge Umar, M(a)-Ela, “Ana Tanrıça-Geçidi” yani “Ana Tanrıça tapkısı yerine giden geçit, boğaz” anlamına geldiğini ifade eder.Pausanias’ın yapıtının bir yerinde Meles ile ilgili şöyle diyor: “Smyrna’lıların ülkesinde Melés, çok güzel bir akarsudur.

Kaynak yerinde bir mağara vardır. Oméros, şiirli öykülerini orada yaratmış imiş.”Homeros’u İzmirli olarak kabul edenler için kentin neresinden olduğu önemli değildir. İster Gaziemirli, ister Bornovalı isterse Halkapınar’dan olsun. Hiç önemli değildir. Yeter ki İzmirli olsun. Bu nedenle bu konunun araştırılmasının bazıları için önemli olmayacağını düşünürüm. Homeros’un yeter ki İzmirli olduğu herkes tarafından kabul görsün.Tarih boyu İzmir’i ziyaret eden seyyah ve gezginler, İzmir’de onu ararlar. “Meraklılar, ‘Homeros’un Mağaraları’ denilen yeri ziyaret ederler. Gezgin Anacharsis yalnızca bir mağaradan söz eder.

Onun tanıklığına göre o mağara, Homeros’un yapıtlarını orada yazdığını ileri süren eski İzmir’liler için kutsaldır.”d’Estourmel’den de ilginç bir sav işitiriz. “Bir saatlik uzaklıkta ve yabanıl bir yörede, su perilerinin mağarasını, daha doğrusu mağaralarını buldum.”diye bahseder. Burası acaba Seydiköy olamaz mı, merak etmediniz mi? Neden İzmir’i ziyaret eden tüm gezginler Seydiköy’e(Sevdiköy) uğruyorlardı? Hangisi uğramadı ki, 1698 yılında İzmir’i ziyaret eden C.de. Bruyn Seydiköy’de Hollanda Konsolosunun yaşadığından bahseder.

Hollandalı ailelerden ‘Madama Han Hoschpied, Van Lennep ve Wilkamann’ ailelerinin İzmir’de tercihi Seydiköy olmuştur. XVIII. Yüzyıl seyyahlarından Angelicus Maria Myler, Limaens Charles, Choiseul Gouffier aklımıza gelenlerdir. Richard Chandler İngiliz ailelerden By. Death, Crowly’li yanında Fransız gezginlerin bu uğrak yerinden bahsederler. Karl Von Scherzer’de 1873 yıllarında İzmir’e ziyarete gelenlerin yanında İzmirli Rumların ‘Homeros Bilim Derneğini” konu eder. İzmir’in kurulduğu günden bu yana hemşehrisi olan Homeros’u ziyaret için gelenlerin uğrak yeri olan Seydiköy’ünde, Fransa’nın meşhur botanikçisi Sherard yaşamına buralarda devam etme kararını verir.

Yine Lamartine Seydiköy’ün neyine vurulmuştu ki İzmir’e her gelişinde Meles Çayının kaynağının bulunduğu bu toprakları ziyaret ediyordu. Çünkü ziyaret edenler, Homeros’un yaşadığı havayı teneffüs etmek, onun yaşadığı topraklarda yürümek istiyorlardı.

*** Meles Çayını iyi tanıyan biri olarak burada bazı ekler yapmak yerinde olacaktır. Meles Çayı Gaziemir (Seydiköy) den çıkar. Çıktığı yer Çatalkaya’dır. Bu kısımlardan itibaren çağlayarak Seydi Babanın (Seyd-i Mükremüddün) altından kıvrıla-kıvrıla akarak şimdiki Serbest Bölge içinden geçerek, Hava Eğitim Okulunun altından kaynayarak gelen Yobaz Deresi ile birleşir Şirinyer, Gürçeşme’den geçerek İzmir Körfezine dökülür.

Şimdi burada bir saptama yapalım. Yunanlı yazar Nikos Kapapa, TO EEBNTİKİOİ” adlı kitabının 186. sayfasında 1920 yılında hazırlanmış Seydiköy yerleşim planının Çatalkaya’dan kaynayan Kuzey-batı kısmından geçen bu dereye Himeros adını vermesi bir tesadüf olabilir mi? Yazarın bu kitabında Seydiköy’ü anlatırken XIX. yüzyıl sonlarında Seydiköy’de yaz-kış devamlı akan altı tane dereden bahseder. Yine Homeros ile ilgili bilgilerde Meles Çayının doğduğu yerlerde bir mağarada dünyaya geldiği ifadesi geçmektedir. Düşündüğümüz zaman Meles Çayının geçtiği alanlarda mağara yoktur. Çatalkaya’da mağara çoktur. Yine Homeros Vadisi olarak anlatılan yerleri gezerseniz, anlatılan Homeros Vadisine en uygun yerin Gaziemir’den inen Himeros Çayının Çatalkaya kısımları buna uygun yer olmalıdır.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b