Ne nedir :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Yemek Yeme Adabı / Genel Bilgi

20 Mayıs 2014 Bu içerik 1.175 kez okundu.


Yediğimiz bir yemeğin, boğazımızdan geçen bir lokmanın, helal bir kazancın ürünü olması, elbette ki, ilk şarttır. Ancak, buna günümüzde uyulmadığını, helâl mi - haram mı araştırılmadan tıka-basa yenildiğini görüyoruz. Müslüman bunlardan olmamalıdır, olamazda.
Fakat, yine de dinimizin emrettiği şekilde, Peygamberimizin buyurduğu biçimdeyemek yediğimiz, O'nun yaptıklarını yaptığımızı söyleyemeyiz.. Bunu bazılarımız ihmal ediyor, bazılarımız ise bilmiyor.
Biz bugün, ihmal edenleri uyarmak, bilmeyenlere ise yardımcı olmak bakımından, Peygamberimizin yemek yeme şekli konusundaki buyruklarını aktarmaya, müslümanın yemek sırasında uyması gereken kaideleri yazmaya çalışacağız.

ELLERİ YIKAMAK
Ellerimiz daima bir şeylere meşgul olduğu için, devamlı kirlidir. Dokunduğumuz, yıkadığımız, ördüğümüz, yazdığımız, okuduğumuz şey ne kadar temiz olursa olsun, onda yine de tozlar ve göremediğimiz kirler, mikroplar vardır. Onun içinyemek öncesi ellerin yıkanması gereklidir... Bu hem Peygamberimizin buyruğudur, hem de tıbbi bir mecburiyettir. Peygamberimiz, (S.A.V.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Yemekten evvel elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir."
Diğer bir hadis-i şerifte ise, "Yemekten evvel ve sonra elleri yıkamak fakirliği yok eder" buyrulmuştur.
İslâm bilginlerine göre, aynı zamanda dini vazifeleri yerine getirmek maksadıylayemek yendiği için, yemek öncesinde ellerin yıkanması, namaz öncesi abdest almak gibidir.

SOFRADA OTURMAK
Sofraya edebli bir şekilde oturulmak ve bu yemek sonrasına göre muhafaza edilmelidir. Peygamberimiz (S.A.V.) bazen dizleri üzerine çökerek, bazan iki ayakları üzerine ve bazan da sağ ayağını bükerek sol ayağı üzerine otururdu... Ve şöyle buyurdu:
"Yaslanarak yemek yemem! Ben ancak, Allah'ın bir kuluyum; köleler nasıl yerse öyle yer, kullar nasıl oturursa öyle otururum."
Yaslanarak su içmek, yalnız dini bakımdan değil, mideye zaran bakımından da mekrûhtur. Uyurken veya yaslanarak yemek de mekruhtur.
Yemeği zevk için değil, Allah'a ibadet güç yetiştirmek ve kulluk yapabilmek için yemelidir.
Peygamberimiz (S.A.V.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Âdemoğlunun doldurduğu kapların en kötüsü, tıkabasa dolur-duğu midesidir. Ademoğluna, belini doğrultacak birkaç lokmacık kâfidir. Eğer bu kadarla yetinemezse, midesini üçe bölmeli, bir kısmını yemek, bir kısmını su ile doldurmalı, üçte birini de nefes alması için bırakmalıdır."
İbadet niyetiyle yemenin icaplarından biri de, iyice acıkmadan lokmaya el sürmemektir. Mutlaka acıkmalı ve sonra yemelidir. Sonra, doymadan eliniyemekten çekmelidir. Böyle hareket eden kimse, doktora muhtaç olmaz.

BİR ARADA YEMEK
Bereketli olan yemek, bir arada ve bir kaptan yenilen yemektir. Ancak günümüzşartları, ancak akşamları bir arada bulunmayı gerektirmektedir. Zira, gündüz erkek çalışmaya gitmekte, akşam eve dönmektedir... Fakat, evde bulunan hanım, öğle yemeklerinde çocukları bir araya toplamalı ve birlikte yemeğe oturmalıdır. Akşamları ise ailenin bütün fertleri bir araya toplanmalı, yemeğe öyle başlanmalıdır.
Bu konudaki Peygamberimizin emri şöyledir: "Bir arada yiyiniz, sizin için bereketli ve mübarek olur."

YEMEKĞİN BEREKETİ İÇİN
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
Yemek için toplanınız, Besmele çekiniz, yemeğiniz bereketli olur" buyurmuşlardır.
Yemeğin bereketi "Besmele" ve toplulukla yemektedir. Toplu yemek ve yemekte konuşmak sıhhat bakımından, yemeğin iştihası bakımından, dostların sevgisinin artması bakımından büyük bir fazilet taşır. Bütün faziletli kimseler yemeklerini dostlan ile yemekte bir zevk duymuşlardır.
Resûlullah (S.A.V.) da, yemeklerini Ashabıyla yedikleri ve sofrada bazı vak'aları da anlattıkları Hadislerle sabittir. Dostların sevgi ve muhabbeti yüreklerde neş'e arttırdığı gibi, yemeğe karşı da arzuyu arttırır. Bereket hasıl olur ve yemek yiyenlerin daha az yemekle de doydukları görülür. Bir Sahabe Resûlullah'a (S.A.V.):
"Çok yiyiyoruz, ama karnımız doymuyor" dedi. Efendimiz de: İhtimal ayrı ayrı yiyiyorsunuz" buyurdu. Ashab-ı Kiram da: Evet" dediler. Bunu üzerine Resûlullah (S.A.V.) yukarıdaki Hadis-i beyan buyurdular.

YEMEĞE TUZLA BAŞLAMAK VE TUZLA BİTİRMEK SÜNNETTİR VE BİRÇOK HİKMETLERİ VARDIR
Tuz en büyük dünyâ nimetlerindendir.
Yemeğe tuzla başlamak ve bitirmek veya sağ elle yemek ve Peygamberimizin (S.A.V.) bizlere örnek teşkil edecek bütün amelleri elbette bizim için daha hayırlı ve Allah (cc)'a her noktada yaklaşmaya vesiledir. Kaldı ki, insanın bu dünyada kendi sağlığı ve saadeti açısından da mutlaka gerekli ve faydalıdır.
Bütün canlılar tuza muhtaçtır.
Vücut için en az su kadar zaruri olan gıda maddesidir.
Dokular ve hücrelerin hayatiyeti su ve tuzla kaimdir.
Vücut tuzsuz kaldığı vakit takatsiz ve mecalsiz kalır.
Tansiyon düşer.
Böbrekler yeteri kadar idrar yapamaz idrar miktarı azalır.
Tuzsuz yemek yenmez - yemeğin lezzetini tuz verir.
Karın kesafeti tuzla dengelenir.
Vücudun kuvveti tuzla mümkündür.
Tuz mikrop öldürücü bir kuvvettir.
Yemeğe tuzla başlamak Peygamberimizin bir sünneti olduğundan biz bunu sünnet olduğu için yapmakla mükellefiz. Bunun faydasını ve hikmetini de gerçek olarak ancak Allah (cc)' ve Resûlü bilir.
Tuz bulunduğu vasatla su toplar, orayı sulandırır, suyu kendine çeker.
Ağıza parmakla bir miktar tuz alınınca derhal tükrük bezleri salya salgılamaya başlar.
Aynı zamanda ağızdaki mikropların öldürülmesine sebep olur.
Sindirimde fonksiyonu olan tükrük salyası içindeki bir takım enzim, ferment veya çeşitli organik ve inorganik maddelerin bol miktarda salgılanmasına veyemekten önce mideye gitmesine sebep olur. Midede hazmi sağlaYarımaddölerin de uyan ile salgılanmasının başlaması ve artması gerekir.
Netice olarak tuzla başlamak ve bitirmek:
1 — Gastrit, ülser, hazımsızlık gibi mide hastalıklarında,
2 — Diş çürümelerini önlemede,
3 — Gıdanın hazmedilişini kolaylaştırmada,
4 — Ağzı temizlemede, ağız kokusunu gidermede,
5 — Ağızdaki mikropların öldürülmesinde faydalıdır. (Kaynak: Tıp Fak. Fizyolojiliği).

DAVETLİLERİ KARŞILAMA
Ziyafet, zamanında evin yetişmiş kız ve erkek çocukları varsa misafirleri ağırlamakta arınelerine, babalarına yardım etmelidirler.

SOFRA ADABI
Evde âile arasında olsun, herhangi bir ziyafette veya davette olsun, sofra adabına muhakkak riâyet gerekir. Başkaları ile yemek yerken davranışlarınızda incelik göstermelisiniz. Çünkü en ufak münasebetsiz davranış, yanınızdakileri iğrendirir.

SOFRADA GÖZETİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR :
1 — Çatal, bıçağı sağ elden sol ele, sol elden sağa aktarmayın, bunlar elinizde iken sallıyarak konuşmayın.
2 — Çorbayı sesli, gürültülü içmek, kaşığı bütünüyle ağza sokmak kaba bir harekettir.
3 — Tabağınızdaki özellikle et yemeklerini önce parçalara ayırmayın, bıçağı ağzınıza götürmeyin, bıçakla tuz, ekmek almayın.
4 — Tabağınızdaki yemekte yabancı maddeler, saç, kıl, ip gibi şeyler çıkarsa, sessizce, kimseye göstermeden onu alıp, atın.
5 — Ağzınızı yağ bulaşmış bir halde bırakmayın. Yağlı bir şey yediğinizde, silerek daima kontrol altında bulundurun.
6 — Yemeği hızlı hızlı yemeyin. Suyu bir seferde içmeyin.
7 — Tuzu, tuzlukla veya temiz bir kaşıkla alın.
8 — Kollarınızı yemek yeme anında yatar gibi sofraya dayamayın. Yanınızdakileri rahatsız etmeyin.
9 — Çorbayı içtikten sonra, kaşığınızı yere koymayın. Sapı size dönük olarak, tabak kenarına dayayın.
10 — Salata gibi şeyleri hiç bir zaman bıçakla kesmeyin. Çatalla alın.
11 — Ağza büyük lokma almak ayıptır.
12 — Yemekte, çatalı, bıçağı, kaşığı masaya, tabağa vura vura yemek, uygunsuz bir harekettir.

Yalnız misafir olarak gidilen yerlerde değil, evde de sofraya ya oturmanın,yemek yemenin bazı adablan vardır. Sofraya biçimsiz bir kılıkla, eli yüzü kirli bir vaziyette oturmak doğru değildir. Temizliğe riâyet etmemek, önem vermemek, sağlığa zarar verdiği gibi, başkalarında da tiksinti uyandırır. Sofraya oturmadan pnce, ev kılığı bile olsa, üst başa çeki düzen vermek, el, yüz yıkamak, saçları taramak başlıca dikkat edilecek hususlardır.
Düzenli bir âile sofrasında, herkesin yeri daha önce de bellidir. Küçükler, büyüklerden önce yerlerine oturmamalı, misafir varsa herkesten evvel onun oturmasını beklemelidir.
Sofraya oturmadan önce, evin hanımı her şeyin tam olup olmadığını anlamak için masayı gözden geçirmelidir.
Likör de, bira da alkollüdür. İslâm'ın haram kıldığı likörlü şekerleme ve yiyecekleri, özel günlerinizde veya misafirleriniz geldiği günlerde kullanmayınız, kullananları da ikaz ediniz.

İYİ BİR MİSAFİR NASIL HAREKET ETMELİDİR?
Misafirliğe erken gitmeyiniz, geç kalmayınız, tam vaktinde gidiniz.
Bir yere davet edildiğiniz zaman, davete icabet edip etmiyeceğinizi söyleyiniz, sonra fikrinizden vazgeçmeyiniz.
İcabederse, halinize göre, bir hediye götürmeyi ihmâl etmeyiniz.
Söylenilen sözleri dikkatle dinleyiniz. Yanınızdaki ile ayrı bir konuşmaya dalmayınız. Gizli ve bilhassa kulak kulağa konuşmayınız. Kimsenin sözünü kesmeyiniz.
Çok konuşmayınız. Hiçbir söz etmeden de etrafınızdakileri sıkmayınız. Normal hareket ediniz.
Sohbetlerinizde boş sözler sarfetmeyip, dünyaya ve âhirete yararlı olanları seçiniz.
Son derece temiz bir kıyafet giyiniz.
İkram edileni yiyiniz. Bilhassa limonata çay gibi içeçeklerden bir kaç yudum alarak bırakmayınız.
Başkalarına karşı gerinmeyiniz.
Öksürürken, aksırırken eliniz ile ağzınızı kapatınız.
Yemek yerken ağzınızı sesli hareket ettirmeyiniz.
Ağzınızı elinizle tutmadan ve üst üste esnemeyiniz.
Burnunuzu sesli olarak silmeyiniz.
Dişlerinizi daima temiz tutunuz.

KABUL GÜNÜNDE EV SAHİBİ NASIL HAREKET ETMELİDİR?
Tam vaktinde hazırlanınız, sade ve temiz giyininiz.
Misafirlerinizi güler yüzle karşılayınız.
Hatırlarını sormayı, birbirleriyle tanıştırmayı unutmayınız.
Samimi bir hava ile âlakalarını çekecek mevzular bularak, misafirlerinizi sıkmamaya çalışınız.
ikramınızı ediniz, ikram sırasında her misafiri avnı derecede tutmağa çok dikkat ediniz. Birine fazla ısrar ederek, diğerini ihmal etmeyiniz. Yaşlılardan ikrama başlayınız.
Misafirlerinizin yanında yardımcınızı, çocuklarınızı azarlamayınız.
Hastalığınızdan bahsetmeyiniz, üzücü haberler vererek müteessir etmeyiniz, dedikodudan sakınınız.
Herkes sofraya oturup, peçeteleri açtıktan sonra evin hanımı yemeği dağıtmaya başlar. İlk tabak âile büyüğüne takdim edilir. Misafir varsa, en yaşlı olanıdır. Büyükler yemeğe başlamadan, yemeğe başlanmaz. Peçeteler masaya değil, dizler üstüne konmalıdır. Sofraya abanılmaz. Bileklerden aşağı daYarımak avıp bir davranıştır.

YEMEKLERİN DAĞITIMI :
Et yemeğini sofraya getirmeden önce, mutfakta parçalara taksim ederek, getirmek en uygunudur. Misafirli sofralarda yemek dağıtımı özel olarak yapılmalıdır. Âile büyüklerinin misafirlerin ağırlanması ile ilgilenmeleri lazımdır.
Yemek anında, sofra arkadaşlarımıza hizmet etmeyi zevkli bir vazife saymalıyız. Etraftakilere, tuzluk, biberlik veya ekmek gibi şeyleri vermekten kaçınmamalıyız.
Âile sofrası terbiyenin filizlendiği bir yerdir. Çocukları sofrada iyi. düzgün yemekyemeğe alıştırmalıyız. Küçük yaşlarda sofra adabına uygun davranmayı öğrenen bir çocuk ileride, cemiyet içerisinde, bu hususlarda güçlük çekmez.
Sofrayı ^kurmak, yemek yemek için kullandığımız takımların başında masaya yayılan örtü ile, çatal, kaşık, bıçak, tabak, bardak, sürahi gelir. Sofra örtüsü ya keten, kenevir, pamuk, ya da plâstikten olur.
Çatal, kaşık, bıçak her sofrada bulunur. Yemek tabağının içi düz, çorba tabağının içi çukurdur. Yemekte çorba varsa, birde derin tabak konur. Sofrada tuzluk, biberlik ve sürahi de bulunur.

ÇAY İÇERKEN
Çayın şekerini karıştırırken, kaşık ses çıkaracak bir şekilde hareket edilmez. Gayet itinalı, bardağa çarptırmayarak karıştırılır. Çay içerken de ağzı şapırdatmak veya ses çıkarmak başkalarını ziyadesiyle rahatsız edeceğinden, görgü kaidelerine aykırıdır.

MİSAFİRLERE KARŞI VAZİFELERİMİZ
Misafirlere ikramda bulunmak İslâm dininin emirlerindendir. Allah'ın (C.C.) emri, Peygamber'in (A.S.) sürınetidir. Misafirleri ağırlamak, onları güler yüzle, tatlı sözle karşılamak, her birini ayrıayrı ağırlamak, ikramda bulunmak gerekir. Misafiri üstün tutmak, yemeğe teşvik etmek lazımdır. Misafirin yanında gizli görüşmek, konuşmak istememek, yüz asmak, hizmetkârlara sert konuşmak, çocuğu dövmek ayıptır, edebe uygun değildir.
Misafire bir şey emretmek ayıptır. Misafir gideceği zaman, kapıya kadar refakat ederek, saygı ile ağırlamalı, kusurlarının affını dilemeli ve herhangi bir menfaat ve karşılık beklememelidir.
Misafir, ev sahibinin gösterdiği yere oturur. Gittiği yeri ve ikram edilen şeyleri ayıplamaz. Misafir, ev sahibinden izinsiz sofradan bir şey kaldırmamalıdır. Kimseye birşey vermemelidir.
İster sarayda, ister köşkte, isterse gecekonduda oturun, sizin misafirinizi karşılayış, ağırlavış tarzınız önemlidir. Misafir karşılarken, kapıyı ardına kadar açıp, gülümseyerek içten gelen bir sevinçle "buyrun" demelisiniz.
İyi bir ev sahibi olmanız için, yıllanmış bir tecrübeye, sahip olmanıza lüzum yok! Kibâr ve nazik olmanız kâfidir. Evinizdeki kalabalık ne derece büyük olursa, ancak şahıslarla birer birer meşgul olarak basarı elde edeceğinizi unutmayınız.
Evinize gelen kimselerin isimlerini hatırlama inceliğini gösterin. Bir insana ismi ile hitap etmek, onun üzerinde hoş bir tesir bırakır.

YOLCULUK ANINDA YEMEK
Yolculuk anında yemeğinizi, eğer oturduğunuz yerde yemek zorunda iseniz yağlı kâğıtları, su şişelerini ve daha bir takım şeyleri ortaya çıkararak, orasını bir kır yeri haline getirmeyiniz. Bu gibi yolculuklarda kimseyi rahatsız etmeden yenilebilecek kuru yiyecekler, susuz mevvalar vardır. Etrafınıza ekmek kırıntıları, yemek artıkları düşürmeyin. Bunları oturduğunuz yerin altınada atmayın. Pencereden dışan hiç bir zaman şişe fırlatmayın.

YEMEK YEMENİN VE İÇMENİN EDEB VE ADABLARI
Yemek yiyenin, yemeğe başlarken "Besleme-i Şerifi" söylemesi yemeği bitirince Hamd etmesi Sürınettir. İçmede böyledir.
Besmele ve hamd, o kimsenin yemeğinin gayet bereketli olmasına ve Şeytanı kendinden uzaklaştırmasına sebep olur. Sonra "Besmele" ile yenen yemek, vücuda sıhhat ve afiyet bahşeder. Ashâb-ı Kiram, Peygamber Efendimize (A.S.):
"- Ya Resûlallah, bizler yemek yiyiyoruz, ama doymuyoruz." dediklerinde:
"Her halde yemeği, ayrı ayrı yiyiyorsunuz" buyurunca,
"Evet yâ Resûlallah, ayrı ayrı yiyiyoruz" dediler. Efendimiz Hazretleri:
"Yemeğiniz üzerine toplanıp, beraberce yiyiniz. Besmele okuyarak Allahû Teâlâ'nın ismini anınız. Böyle olunca, yemekte bereket bulursunuz." buyururlar.
Câbir bin Abdullah'dan (R.A.) anlatır: Hz. Peygamberden işittim:
"Bir kimse, evine girerken, yemeğini yerken "Besmele" söyleyip, Allah'ın ismini anarsa, Şeytan, evlâd ve yardımcılarına, sizin için bu evde kalmak ve yemekyemek yoktur, der. O kimse evine girerken Allahû Teâlâ'nın ismini anmazsa "Besmele Söylemezse-Şeytan evlâd ve takımına sizin için bu evde gecelemek vardır, der. O kimse yemek yerken de Besmele söylemezse, sizin için bu evde hem kalmak, hem de yemek yemek vardır, der" buyurdu.
Huzeyfe'den (R.A.) bildirildi ki: Hz. Resûlallah (A.S.) ile yemek yediğimiz zaman, o başlamayınca bizden hiç birimiz yemeğe el uzatamazdık. Bir defasında Peygamberimizle (A.S.) yemeğe oturmuştuk. Âniden bir köylü, yemek için sofraya geldi. Hz. Peygamber onun elini tuttu. Sonra bir kadın daha geldi. Onu da yemekten men'etti ve buyurdu ki:
"- Şeytan, üzerinde Besmele çekilmeyen yemeğin üzerine gelip o yemekten yer. Şeytan, bu köylü ile bu yemekten yemeğe geldi. Ben köylünün elini tuttum, sonra şeytan bu köylü kadınla geldi, onu da yedirmedim. Nefsim yedi kudretinde olan Allahû Teâlâ'ya yemin ederim ki, o köylü erkek ve kadının elleri ile beraber, şeytanında eli, benim elimde idi."


----------------------


494. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz yemek yerken "Bismillah" desin. Başta söylemeyi unutursa, hatırlayınca, "Başında da sonunda da Bismillah!" desin."
Aişe radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

495. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Yemeğin bereketi, hem yemekten önce, hem de yemekten sonra el ve ağzı yıkamaktadır."
Selman radıyallahu anh. Tirmizî.

496. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin koruması altında bir çocuktum. Elim yemek kabının her tarafında dolaşır dururdu. Bunun üzerine:
"Evladım! Besmele çek, sağ elinle ye ve sana yakın olan taraftan ye!" buyurdu.
İbn Ebû Seleme radıyallahu anh. Buhârî.

497. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yaslanarak yemek yemezdi. iki adamın onun ardından gittiği de olmamıştır. Üç kişi olduklarında aralarında yürürdü. Toplu oldukları zaman, birini öne geçirirdi.
İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

498. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, içki içilen sofrada oturmayı yasak etti. Kişinin, karnına dayanarak yemesini ve içmesini de yasakladı. Dane ve benzerini oturarak, ya da yaslanarak yemeğe izin verdi.
İbn Ömer radıyallahu. Rezîn.

499. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sofra üzerinde yemek yerdi.
Enes radıyallahu anh. Buhârî.

500. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, bir tabakta yemek yeyip de, sonra o tabağı sıyırırsa, o tabak onun için Allahtan af diler."
Nubeyşe radıyallahu anh. Tirmizî.

501. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"iki kişilik yemek üç kişiye yeter. Üç kişilik yemek ise, dört kişiye yeter."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

502. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insan, karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir, mutlaka bundan fazla yemesi gerekirse, midesini üçe bölsün: Üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefesi için."
Mikdam radıyallahu anh. Tirmizî.

503. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yemeğe kusur bulmazdı, canı çekerse yerdi, çekmezse bırakırdı.
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

504. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sofra kurulduğu zaman, kaldırılıncaya kadar kimse kalkmasın. Kişi doysa bile, elini, herkes bitirinceye kadar sofradan çekmesin. Çünkü, aralarında utanan kimse bulunur da, doymadankalkar."
İbn Ömer radıyallahu anh. İbn Mâce.

505. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ayakta yemek yemeyi ve su içmeyi yasakladı.
Enes radıyallahu anh. Bezzâr.

506. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girip:
"Yanınızda yiyecek bir şey var mı?" diye sordu.
"Biraz ekmek, biraz da sirke var," dedim.
"Onu getirin, içinde sirke bulunan ev fakir sayılmaz!" buyurdu.
Ümmü Hani radıyallahu anha. Tirmizî.

507. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, Tebükte, hıristiyanlarca üretilen peynir getirildi, onu bıçakla kesti ve besmele çekerek yedi.
İbn Ömer radıyallahu anh. Rezîn.

508. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Rahmana ibadet edin! Yemek yedirin! Bol selâm verin ki, esenlikle cennete giresiniz!"
İbn Amr radıyallahu anh. Tirmizî.

509. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz, müslüman kardeşinin yanına girip de, o kendisine yemek ikram ettiği zaman, yesin. Onun hakkında bir şey sormasın. ikram ettiği suyu da içsin, hakkında bir şey sormasın."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ahmed.

510. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Deve içişi gibi tek bir içişle su içmeyin, ikişer üçer için. içmeye bismillah diyerek başlayın, bitirince elhamdülillah deyin."
İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

511. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz su içtiği zaman bardağın içinde nefes almasın."
Ebû Katâde radıyallahu anh. Buhârî.

512. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sarhoşluk veren her içecek haramdır."
Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

513. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."
Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.

514. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, her sarhoş eden ve dalgınlık veren şeyi yasak etmiştir.
Ümmü Seleme radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

515. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şarapla ilgili on kişiye lânet etti: Üzümünü sıkana, sıktırana, içene, içirene, taşıyana, taşıttırana, satana, satın alana, bağışlayana ve parasını yiyene.
Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

516. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ümmetimden bir takım insanlar, şarap içecekler ve ona başka başka isimler verecekler."
Sahabeden biri radıyallahu anh. Nesêî.

------------------------




İnsanların haklarını belirleyen hukuk kuralları olduğu gibi içtimai hayat kuralları da mevcuttur. Bu kurallar insanların
arasında bulunan ilişkileri du¨zenleyen, yakınlık sağlayan kurallardır. İnsanlar arasındaki ilişkileri olumlu yönde eliştiren önemli görgu¨ kurallarına “adab-ı muaşeret” denilmektedir. Yu¨ce dinimiz İslam namaz, oruç, zekat gibi farz olan ibadetler gibi adab-ı muaşerete de önem vermiş, hatta bunların pek çoğunu ibadetten saymıştır. Peygamber Efendimiz de (s.a.v) hayatı boyunca adab-ı muaşeret kurallarını fiili olarak ailesine ve ashabına öğretmiştir. Bu yazımızda bizim gu¨nde birkaç kere tekrarladığımız yeme içme faaliyetleri çerçevesinde Rasul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) tavsiyelerini hatırlamaya çalışacağız.

ÖNCE ELLERİ YIKAMAK VE BESMELE İLE BAŞLAMAK

Rasul-i Ekrem (s.a.v) bir hadislerinde “Yemeğin bereketi yemekten önce elleri, yemekten sonra da elleri ve ağzı yıkamaktır” (Ebu Davud) buyurmuştur. Bu hususun sağlık açısından da ne kadar önemli olduğunu izah etmeye gerek yoktur. Hz. Ayşe (r.a) anlatıyor: “Nebi (s.a.v) bir gu¨n, ashabından altı kişi ile bir yiyecek yiyordu. Derken bir bedevi geldi ve yemeği iki lokmada yiyip bitirdi. Bunun u¨zerine Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘Bakınız şayet o, Allah’ın adını ansaydı (besmele çekseydi, yemek) size yetecekti! Biriniz bir şey yediğinde Allah’ın ismini ansın, (besmele çeksin). Şayet Allah’ın ismini anmayı (başında) unutursa, Bismallah fî evvelihi ve ahirihi (Başında ve sonunda bismillah)’ desin.” (Darimi)

YEMEĞE TUZLA BAŞLAYIP TUZLA BİTİRMEK

Rivayet edildiğine göre; Rasulullah Efendimiz (s.a.v), Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Ya Ali! Yemeğine tuzla başla ve tuzla bitir. Çu¨nku¨ tuz, cinnet, cu¨zzam, ala tenlilik, karın ve diş ağrıları dahil, yetmiş derde devadır.” (İbn Hacer, el-Metalib) Hz. Ayşe de (r.a) şöyle rivayet etmiştir: “Rasulullah’ın (s.a.v) sol ayağının başparmağını bir akrep sokmuştu. Nebi (s.a.v), ‘Bana, şu hamurun içine koyduğunuz beyaz maddeden (tuzdan) biraz getirin’ buyurdu. Biz de
kendisine tuz getirdik; onu avucuna koydu, ağzına götu¨ru¨p, diliyle u¨ç defa yaladıktan sonra kalan kısmını ısırılan yere koydu, acısı derhal kesildi.” (İbn Ebi Şeybe, el-Musannef)

YEMEĞİ TOPLUCA YEMEK

Yemeği bir arada yemek mu¨stehaptır. Nitekim Cabir (r.a), Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Teala’ya en sevimli olan yemek, u¨zerinde çokça ellerin uzandığı yemektir.” (Ebu Yala, Mu¨sned)
Bir grup insan, Rasulullah’a (s.a.v) gelerek, “Ya Rasulullah! Biz çok yiyoruz ama doymuyoruz!” dediler. Nebi (a.s), “Herhalde siz yemeğinizi ayrı ayrı yiyorsunuz. Yemeği topluca yiyiniz ve evvelinde besmele çekiniz ki; yemeğiniz bereketlensin.” buyurdu. (Ebu Davud)

YEMEĞİ SAĞ ELLE YEMEK

Ebu Hu¨reyre’nin (r.a) rivayetine göre; Rasulullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: Sağ elinizle yiyin, sağ elinizle için, sağ elinizle alın, sağ elinizle verin. Çu¨nku¨ şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle alır, sol eliyle verir.” (Ebu Davud)

YEMEĞİ TAM ORTASINDAN DEĞİL, ÖNÜNDEN YEMEK

Efendimiz (s.a.v) yemeğin topluca yenildiği ve yemeğin bu¨yu¨k bir kap içinde getirildiği durumlarda, yemeğin nasıl yenileceğini de haber vermiştir: “Önu¨nu¨ze konulan yemeğin kenarından yiyin, ortasına uzanmayın. Çu¨nku¨ bereket, yemeğin ortasına iner.” (Ebu Davud) Kenardan yenildiği zaman herkes yemeğin ortasındaki bereketten istifade etmiş olur.

YEMEKTE KUSUR ARAMAMAK

Ebu Hureyre (r.a) diyor ki: Rasulullah (s.a.v) hiçbir yemeğe kusur bulup ayıplamazdı. Eğer iştahı varsa yer, yoksa yemez; öylece bırakırdı. (İbn Mace)

YEMEK KABINI İYİCE SIYIRIP TEMİZLEMEK, YEMEĞE ÜFLEMEMEK

Yemek kabının (tabak veya sahanın) gu¨zelce sıyrılıp temizlenmesi de su¨nnettir. Enes (r.a) Hz. Peygamber’in (s.a.v) yemek kabını sıyırmayı kendisine emrettiğini haber vermiştir.

Yemeğe u¨flemek konusunda ise Hz. Ayşe (r.a) Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Yemeğin içine u¨flemek, bereketini giderir.” (Ebu Davud) Abdullah b. Abbas (r.a), Rasulullah’ın (s.a.v) yiyecek ve içeceğe u¨flemediğini, su kabına da nefes vermediğini rivayet etmiştir. (Buhari)

YEMEKTE SUSKUN DURMAMAK

Sofrada hiç konuşmadan durmak uygun değildir. Çu¨nku¨ bu, İslam milletinin dışındaki kimselerin adetidir. Onlar, hırsla yemeğe yönelip, başka şeyle ilgilenmezler. Halbuki bu, sofrada oturanlar arasında soğukluğa sebep olur. Fakihler, yemek yenirken sofradakilerin gu¨zel şeylerden bahsederek yemek yemelerinin su¨nnet olduğunu haber vermişlerdir.


1. Herşeyden önce yapmacık hareketleri ve zorlamaları terketmeli, ne varsa onu ikrâm etmelidir. Eğer yanında hiçbir şey yoksa ve açıklamaya imkânı da bulunmazsa, dostlarına yedirmek için borç etmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde nefsini vesveseye sevketmiş olur. Eğer kendi nafakasına yetecek kadar bir şeyleri varsa ve nefsi de ondan vazgeçip dostlarına yedirmesine taraftar değilse, o nafakasını buna rağmen dostlarına vermesi uygun değildir.

Seleften biri bir zâhidin evine gitti. Zahid yemek yiyordu. Gelen misafire zâhid şöyle dedi: 'Eğer bu yemeği borç ile almasaydım, ondan sana da yedirirdim.

Seleften bâzıları zorlamakla ilgili olarak şöyle demişlerdir: 'Senin, arkadaşına yedirdiğin yemekten daha enfesini ve daha kıymetlisini arkadaşına yedirmek kaygusuna düşmen demektir'.

Fudayl b. İyaz şöyle demiştir: 'Halk, ancak tekellüf ve zorlukları yüklenmekten ötürü bozuşurlar. Şöyle ki, birisi arkadaşını dâvet eder. Onun için bir sürü zorluklara girişir ve dolayısıyla ikinci bir defa arkadaşının gelmesini böylece önlemiş olur'.

Bazıları şöyle demiştir: 'Bana gelen arkadaşımın kimliği beni ilgilendirmez. Zira ben onun için herhangi bir külfete girişmem. Ancak yanımda ne varsa onu takdim ederim. Eğer onun için külfete girmiş olsaydım, onun gelişi bana zor gelecek ve usandıracaktı'.

Zâtın biri şöyle demiştir: "Ben geçmişte bir dostumun yanına gidiyordum. O da benim için külfetlere giriyordu. Kendisine dedim ki: 'Tek başına kaldığımız zaman, ne sen bunu yiyorsun ve ne de ben. Bu bakımdan bir araya geldiğimiz zaman neden bunu yiyoruz? O halde ya sen bu külfete girmeye son vereceksin veya ben ziyaretlerimi keseceğim'. Bunun üzerine dostum tekellüfe son verdi ve tekellüfe son verişinin yüzü suyu hürmetine bizim de ziyaretlerimiz devam etti".

Yanında ne varsa hepsini misafirlere takdim etmek ve böylece çoluk çocuğuna zarar verip onların kalplerini ezâ ve cefâ ile doldurmak da külfete girmek demektir.

Bir zat, Hz. Ali'yi (r.a) dâvet eder. Hz. Ali kendisine şöyle der: 'Üç şartla senin dâvetine icabet ediyorum: a) Çarşıdan bir şey getirmeyeceksin, b) Evinde olanı da esirgemeyeceksin, c) Çoluk çocuğuna da zarar vermeyeceksin'.

Seleften bazıları, evinde ne varsa hepsini misafire takdim eder-lerdi. Her çeşit şeyden sofraya getirlerdi.

Seleften biri şöyle demiştir: Biz, Câbir b. Abdullah'ın (r.a) evine gittik. Bize ekmek ile sirke takdim etti ve şöyle dedi: 'Eğer külfete girmekten menolunmasaydık, sizin için külfete girecektim'.41
Seleften biri şöyle demiştir: 'Ziyaretçin geldiği zaman, neyin varsa onu misafire takdim et'. Selmân-ı Fârisi şöyle demiştir:

Allah'ın Rasûlü, bizde bulunmayan bir şeyi misafir için hazırlamaya çalışıp zorluk çekmekten menetti ve ancak elimizde bulunanı ikram etmemizi emretti.

Hz. Peygamber şöyle anlatır: 'Yûnus (a.s), arkadaşları kendisini ziyarete geldiklerinde onlara ekmek ve elinin mahsûlü olan sebzeleri takdim ederek 'Buyurun yeyin. Eğer Allah tekellüf yapanlara (misafirlere ikram hususunda zorlananlara) lânet etmeseydi, elbette size daha iyisini hazırlamak için zorluklara katlanırdım' demiştir.

Enes b. Mâlik ve diğer ashab misafirlerine kuru ekmek ve hurmalardan mevcut olanı takdim ederek şöyle derlerdi: 'Biz, kendisine yapılan ikramı hakir görenin mi, yahut yanında bulunan nimeti hakir görüp misafirine takdim etmekten çekinen kimsenin mi günahı daha büyüktür bilmiyoruz'
2. Bu edep ziyaretçiye aittir. Şöyle ki; belli bir şeyi ısrarla iste-memelidir. Çünkü o şeyi bulup getirmek, ev sâhibine çok kere zor gelir. Eğer ev sahibi misafirini iki yemek arasında muhayyer bırakırsa (yani iki yemek adı zikredip, bunlardan birini hazırlamayı teklif ederse) misafir, ev sahibine hangi yemeği hazırlamak kolay ise, onu istemelidir. Çünkü sünnet-i seniyye böyledir.

Hz. Peygamber (s.a) iki şey arasında muhayyer bırakıldığı zaman muhakkak ki, en kolayını tercih ederdi.42

A'meş, Ebu Vâil'den şöyle rivayet etti: 'Bir arkadaşımla Selmân-ı Fârisî'yi ziyarete gittik: Bize arpa ekmeği ile katık olarak tuz takdim etti. Bu meyanda arkadaşım 'Eğer bu tuzda bir de su'teri otu bulunsaydı daha iyi olurdu' dedi. Bunu duyan Selman, çarşıya gidip abdest aldığı ibriğini rehin bırakarak, karşılığında su'teri otu alıp getirdi. Biz yedikten sonra arkadaş şu duâyı okudu: 'Bize rızık olarak verdiği ile bizi kanâat sâhibi kılan Allah'a hamdolsun'. Buna karşılık Selman şöyle dedi: 'Eğer sen rızkınla kanâat etseydin, şu anda benim abdest ibriğim rehinde bulunmazdı'.

Eğer isteğinin arkadaşına zor geleceğini bilirse veya isteğini iyi karşılamayacağı kanaatini taşıyorsa, durum böyledir. Eğer arkadaşının böyle bir istekle sevineceğini biliyorsa, isteğinde hiçbir mahzur yoktur. Nitekim İmam Şafiî Bağdad'da Za'ferânî'nin misafiri iken böyle yapmıştır. Şöyle ki; Za'ferânî her gün pişirilen yemeklerin bir listesini yazar ve getirilmesi için cariyesine teslim ederdi. Bir ara İmam Şafiî listeyi cariyenin elinden alıp kendi el yazısıyla bir çeşit yemek daha ilâve etti. Za'ferânî sofrada onun ısmarladığı çeşidi görünce bozuldu ve 'Ben bu yemeği ısmarlamadım' diye çıkıştı. Bunun üzerine kendisine listeyi getirdiler, orada Şafiî'nin yazısı gözüne ilişince bundan çok memnun olan Za'ferânî cariyesini âzâd etti...

Ebubekir el-Kattanî şöyle demiştir: Sırrî es-Sakâtî'nin huzu-runa girdim 'fetit' (ekmek kırıntıları ile karışık bir meşrubat) getirip yarısını bardağa döktü. Kendisine 'Sen ne yapıyorsun? Ben onun hepsini bir nefeste içerim' dedim. Bunun üzerine gülerek şöyle dedi: 'Senin böyle demen, senin için bir hac sevabından daha faziletlidir'. Ulemâdan biri şöyle demiştir: 'Yemek üç çeşittir: a) Fakirlerle yerken, onları nefsine tercih ettiğin yemek, b) Arkadaşlarla bera-ber yenilen yemek, c) Dünya ehliyle yenilen yemek'.
3. Ev sahibi, misafirini iştihalandırıp, hangi yemeği canının istediğini söylemesini ısrarla kendisinden sormalıdır. Nefsi, arkadaşının isteğine razı olduğu takdirde, böyle bir teklifte bulunması hem güzeldir, hem de böyle bir teklifte büyük bir fazilet ve ecir vardır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Kim kardeşinin bir isteğine tesadüf edip (onu giderirse) günâhı bağışlanır. Kim mü'min kardeşini sevindirirse muhakkak o kimse Allah'ı sevindirmiş olur.

Mü'min kardeşinin iştahının çektiği yemeği yedirip onu doyuran bir kimseye Allah Teâlâ bir milyon hasene (ecir) yazar. Bir milyon günâhını siler. Bir milyon derecesini yükseltir. Huld, Adn ve Firdevs adlı üç cennetten ona yedirir.
4. Misafire 'Sana yemek getireyim mi?' dememelidir. Aksine, yemeği varsa sormaksızın takdim etmelidir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: "Kardeşin ziyaretine geldiğinde, sakın ona 'yer misin veya sana yemek getireyim mi?' deme. Hazır olanı derhal getir. Eğer yerse ne âlâ, yemediği takdirde kaldır". Eğer ev sâhibi, misafirlere herhangi bir yemeği yedirmek istemiyorsa, onları o yemekten haberdar etmesi ve onu onlara anlatması uygun bir hareket değildir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: 'Yediğin yemekten çocuklarına yedirmek istemediğin zaman, onlara o yemekten bahsetmediğin gibi, onu beraberinde de göstermemelisin.
Sûfîlerden biri şöyle demiştir: 'Fakirler size geldikleri zaman, onlara yemek ikrâm ediniz. Fakîhler size geldikleri zaman onlara ilmî bir mesele sorunuz. Kurralar (Kur'an okuyucuları) size geldikleri zaman ise onlara mihrabı gösteriniz'.

41) İmam Ahmed
42) Harâitî ve İmam Ahmed

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b