Haberler :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Aşırı tuz tüketimi iyi değil!

20 Mayıs 2014 Bu içerik 1.270 kez okundu.

Sağlıklı bir kişinin gün içerisinde en fazla 5-6 gram tuz tüketmesi gerektiği, aşırı tuz alınmasının hipertansiyon, inme, kalp krizi, kalp yetmezliği, mide kanseri, şişmanlık ve kemik erimesi riskini arttırdığı belirtildi.

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Ülver Derici, “2-8 Şubat Dünya Tuza Dikkat Haftası” dolayısıyla yaptığı açıklamada, gereğinden fazla tuz tüketiminin ciddi hastalıklara yol açabileceğini söyledi.

Tuz tüketiminin, toplumsal özelliklere ve yaşanan coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterdiğini ifade eden Derici, “sağlıklı bireylerde günlük olarak yemeklerle alınması gereken ortalama tuz miktarı 5-6 gramı geçmemeli” dedi.
Derici, tuzun önerilen miktarın üzerinde tüketilmesinin “hipertansiyon, inme, kalp krizi, kalp yetmezliği gibi ciddi hastalıkları tetiklediğini ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümlerde artışa neden olabildiğini, mide kanseri, şişmanlık ve kemik erimesi riskini arttırdığını” kaydetti. Aşırı tuz tüketimi halinde astım hastalığında da şikayetlerin arttığını ifade eden Derici, bu tür sorunların yaşanmaması için günlük alınan tuz miktarının azaltılmasının temel kural olduğunu vurguladı.

“TÜRKİYE'DE TUZ TÜKETİMİ NORMALİN 3 KATI”

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğince 2008'de tuz tüketimiyle ilgili yapılan çalışmada, ülkemizde genel olarak tuz tüketiminin ortalamanın üstünde olduğunun tespit edildiğini anlatan Derici, “Türkiye'de bir kişinin günlük aldığı tuz, ortalama 18 gramla normalden 3 kat daha fazla” dedi.

Derici, Türk Hipertansiyon İnsidans Çalışması'na göre, erkeklerin kadınlardan daha fazla tuz tükettiğinin belirlendiğini ifade ederek, “Türkiye'deki hipertansiflerin miktarı 4 yılda 3 milyon artmış olup, toplumumuzun aşırı tuz tüketimi bu artışın önemli bir sebebi olarak görülmektedir. Erkeklerde hipertansiyon gelişme oranı kadınlara göre daha yüksek saptanmıştır” diye konuştu.

“SOFRANIZDAN TUZLUKLARI KALDIRIN”

Aşırı tuz tüketiminden kaçınmak için sofradan tuzlukların kaldırılması gerektiğini kaydeden Derici, şu önerilerde bulundu:

“Market alışverişlerimizde alacağımız ürünün içeriğine bakmak alışkanlık haline getirilmeli. Eğer ürünün 100 gramında 1.5 gram tuz ya da 0.6 gram sodyum varsa yüksek tuzlu ürün, 0.6 gram tuz ya da 0.1 gram sodyum varsa düşük tuzlu ürün grubuna girer. Sağlıklı bir beslenme için tuz oranı yüksek gıdaları tüketmemeye özen göstermeliyiz.
Ürün üzerinde sodyum miktarı verildiyse bu rakamı 2.5 ile çarparak tuz miktarı hesaplanmalı.”

Lokantada yenilen ürünlerdeki tuz miktarı, menülerde bulundurulmadığı için farkında olmadan aşırı tüketilebildiğine dikkati çeken Derici, bütün müşteriler için ortak hazırlanan gıdaları sunan yerlerden ziyade kırmızı eti, tavuğu, balığı ve sebze yemeğini istenilen gibi az tuzlu hazırlayıp getirebilecek yerlerin tercih edilmesi gerektiğini bildirdi. Derici, müşterilerin menülerde böyle bir istekte ısrarcı olmaları halinde bu şekilde hizmet veren lokanta sayısının artacağını belirterek, dışarda tüketilen gıdalarda bulunan tuz miktarı için şu örnekleri verdi:

“Bir porsiyon döner-kebap yediğimizde 8.6 gram, bir porsiyon pizza yediğimizde 4 gram (sosis ve salamlı ise bu miktar daha da artar), bir porsiyon hamburger ve patates kızartması yediğimizde 2.9 gram, bir porsiyon kızarmış balık ve patates kızartması yediğimizde 1.2 gram ve 100 gram ekmek yediğimizde de 1.4 gram tuz tüketilmektedir.
Unutmayalım ki size sormadan çayınıza ya da kahvenize şeker ekleyebiliyorlar mı? Öyleyse neden size sormadan yemeklerinize tuz ekleyebiliyorlar? Buna izin vermeyelim, sağlığımızı koruyalım.”

Bu durum günlük hayatımızda herhangi bir soruna yol açmıyor gibi görünse de uzun vadede böbreklerimizin işlevini kaybetmesine neden olabiliyor.

Böbreklerimiz vücudumuzda adeta filtre görevi görüyor. Günde yaklaşık 200 litre kan temizleyen böbrekler, protein gibi yararlı maddelerin vücutta kalmasını, üre ve kreatinin gibi zehirli atıkların ise idrar yolu ile dışarı atılmasını sağlıyor. Böylece vücuttaki mineral dengesi kurulmuş oluyor. Böbrekler sağlıklı bir vücudun olmazsa olmazlarından. Öyle ki az çalışması vücuttaki tüm dengeleri alt üst ederken, çalışmaması hayatın sona ermesine neden oluyor. Böbrek sağlığına dikkat çekmek için 2005 yılından itibaren her yıl Mart ayının ikinci Perşembe gününün “DünyaBöbrek Günü” olduğu söyleyen International Hospital Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, hızla artan son dönem böbrek yetmezliği hastalarında en iyi tedavi yönteminin böbrek nakli olduğunu vurgulamak için bu yıl, “Böbreklerinizi bağışlayın” sloganının seçildiğini belirtti. Böbrek sağlığını korumak içinse pek çok konuya dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ülkem Yakıpoğlu, günlük alışkanlıklarımızın arasında yer alan az su içmenin ve fazla tuz tüketmenin ise böbrekleri tahmin edilenden çok daha fazla yorduğunu vurguladı. Türkiye’de böbrek yetmezliğinin çok sık görülmesinin en önemli nedenlerinin başında suyu sevmeyip, tuza bayılmamız geldiğine dikkat çekti. Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, 8 Mart Dünya Böbrek Günü öncesinde böbreği en çok yoran 2 etken hakkında bilgiverirken özel önerilerde bulundu.

AZ SU İÇENLERİN BÖBREKLERİNDE İŞLEV BOZUKLUĞU OLUŞUYOR

Böbreklerin içinde çok sayıda kılcal damar yumağı var. Kalp kanı pompaladıktan sonra her atımda yüzde 20-25 kan böbreklerimize geliyor ve bu incecik damarlardan süzülüyor, protein gibi yararlı maddeler tutuluyor, üre, kreatinin gibi zehirli atık maddeler ayrıştırılıyor, temizlenen kan sisteme geri dönüyor, atık maddeler ise vücuttaki su fazlası ile idrar haline getirilip vücuttan atılıyor. Eğer her gün vücuda yeterli miktarda su girişi olmazsa böbrekler zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremiyor. Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor.

FAZLA TUZ BÖBREKLERİ YORUYOR

Vücudumuzun günlük tuz ihtiyacı ortalama 5-6 gram. Bunun yaklaşık 2 gramı yemeklere hiç tuz konulmasa bile gün içerisinde yenilen sebze ve meyvelerden alınıyor. Eğer yenilen yemeklerde kısıtlama yapılmazsa yiyeceklerdeki yüksek tuz vücuda alınıyor. Bunların yanı sıra içeriğinde fazla miktarda tuz bulunan peynir, turşu ve salça gibi yiyecekler de fazladan tuz alımına neden oluyor. Bazı durumlarda kişilerin tuz alımı 20-25 gramı bulabiliyor. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin araştırmasına göre Türk halkı günde yaklaşık 18 gram tuz tüketiyor. Tuz tüketiminin böbrek fonksiyonları üzerinde doğrudan etkisi var, fazla tuz tüketildiği zaman böbrek içindeki kılcal damar dolaşım sisteminde kan basıncı yükseliyor. Bu yüksek kan basıncı devamlı hal alırsa küçük kılcal damarların yırtılarak harap olmasına neden oluyor, ayrıca idrardan protein kaçırmaya yol açıyor.

NE KADAR SU NE KADAR TUZ

Böbreklerin ve tüm vücudun sağlığı için günde ne kadar su içilmesi gerektiği üzerinde tartışılan bir konu. Halkımızın su içmeyi sevmediğini, günlük su tüketiminin böbrekleri sıkıntıya sokacak kadar az, tuz tüketiminin de gereğinden çok fazla olduğunu ifade eden Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, şunları söyledi:

-Sağlıklı bir insanda vücut ağırlığının yüzde 60’ ı sudur. Dolayısıyla vücut ağırlığına göre su tüketin.
-Normal kiloda erişkin bir kadın günde 1,5-2 litre, erkekler ise günde 2-2,5 litre su içmeli.
-Çay, meyve suyu ve soda gibi içecekleri günlük tüketimin dışında tutun.
-Çok terliyorsanız içtiğiniz su miktarını artırın.
-Çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 4-5 litre su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor. Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor.
-Yemek masasında kesinlikle tuz bulundurmayın.
-Yemek pişirirken tuz oranını mümkün olduğu kadar az tutun.

Ülkemizde insanlar yemeğin tadına bakmadan hemen tuza yönelmektedirler. Normalde tüketilmesi gereken tuz miktarının 3,5 katı kadar fazla tuz tüketilmektedir. İnsan vücudunun çok düşük oranda sodyum mineraline ihtiyacı vardır. Yüksek miktarda sodyum tüketiminin ciddi sağlık problemlerine neden olduğu bilinmesine rağmen dünyanın birçok yerinde kişiler alması gereken miktardan çok daha yüksek miktarda sodyum tüketmektedirler.

Günlük normal bireyler için tuz ihtiyacı 3- 7 gr arasınadır. Ortalama 5 gr dır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda erkekler günlük 19.3 gram, kadınlar ise 16.8 gram tuz tüketiyor. Ortalama tüketim miktarı ise 18 gramı buluyor tuz tüketildiği bulunmuş.

Bölgeler arası tüketim sıralamasında ise başı İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi çekiyor. Ege Bölgesi ise sıralamada son sırada yer almaktadır. Avrupa'da kişi başı tuz tüketimi 10 gram civarındadır. Alınan sodyumun bir kısmı besinlerin doğal olarak yapılarından, büyük bir kısmı hazır gıdalardan(% 70), bir kısmı da evde hazırlanan gıdalardan gelmektedir.

Bu kadar yüksek miktarda tuz tüketimin ana nedenleri :

Sık tüketilen besinlerde tuz miktarının fazla oluşludur.( ekmek, zeytin, peynir, Turşu, konserveler, ketçap v.b)

2004 yılında 15 milyon olan yüksek tansiyonlu hasta sayısı 2008 yılında 18 milyona çıktı. 4 yılda hasta sayısındaki 3 milyonluk artışta, tuz tüketimin önemli rol oynadığı belirlendi. Tuz tüketimindeki artış yapılan araştırmalarda saptandı.

Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan sodyumun, vücutta sıvı dengesinin sağlanması ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynayan önemli bir mineraldir. Ancak fazla tuz tüketiminin bazı hastalıklar için risk oluşturur. “Fazla tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını da artırarak kemiklerden kalsiyum kaybına neden olur. Kemiklerden kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır” Yüksek kan basıncının da fazla tuz tüketimiyle ilişkilidir (Yapılan çalışmalarda her 6 gramlık tuz alımında kan basıncının 8.2 milimetre civarında arttığına bulunmuş )

Aşırı tuz tüketimi ve yüksek tansiyon :

Tuz tüketimi yüksek olan toplumlarda hipertansiyonun fazla görülmesi ve tuz kısıtlaması ile kan basınç değerlerinde düşüş görülmesi tuz ile yüksek tansiyon arasında ilişki böylece ortaya çıkmıştır.

Kan basıncımız normalin üzerinde seyretmeye başladığında, yani hipertansiyon rahatsızlığı geliştiğinde en sık dile getirilen yakınmalar özellikle ense bölgesinde yoğunlaşan, rahatsızlık verici bir baş ağrısı, kulaklarda çınlama, başta bir dolgunluk hissi, baş dönmesi, ayaklarda ödem, çarpıntı, kalp atışlarının kuvvetli olarak hissedilmesi, görme problemleri, havale geçirme, karın ağrısı gibi yakınmalardır. Ancak bu şikayetler genellikle göz ardı edilir ve uzun sürmediklerinden önemsenmezler. Ayrıca yakınmalar kan basıncı yüksekliği ile çok da doğru orantılı değildirler.

Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık sonucu dokuların hava alamaması) riskini önemli ölçüde arttırır. Buna ek olarak; hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtıyla tıkanmasına) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına da büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı morbidite (hastalık), mortalite (ölüm) büyük bir bölümünü oluşturur.

Hipertansiyon gelişiminde, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir. Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, hipertansiyon gelişiminde, tuzun rolünün olduğunu ispatlamıştır.Böbreklerin hipertansiyon gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada olasılıkla bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle, tümhipertansif hastalar böbrek hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla, basit bir idrar incelemesi bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise, böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok zordur. Bazı durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir; "hipertansiyon mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur" bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum, aynen "tavuk mu önce olmuştur yumurta mı önce olmuştur" ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği zararlar:

İnsan vücudunda, tüm organ ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir basınç, tüm damarlarda mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir.

Hipertansiyonun vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:

1. Kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)

2. Beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma

3. Böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma

4. Görme azalması ve körlük

5. Büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma. Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm gelişir. Hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir.

Kan basıncının düzeltilmesi ve yüksek tansiyonunun önlenmesi için lezzetine bakılmadan besinlere tuz eklenmemesi, gıdaların mümkün olduğunca az tuzlu olarak tüketilmesi, tuz içeriği yüksek olan salamura, turşu ve konservelerin seyrek ve az yenilmesi gerekmektedir.

Tuz alımı ile ilgili dikkat edilmesi gerekenler :

Besinlerin içinde bulunan doğal tuz (sodyum) bireylerin günlük ihtiyacını karşılar.
Sofra tuzları iyotla zenginleştirilmiştir. Çok az miktarda (1/4 çay kaşığı) iyotlu tuz, günlük iyot gereksinimini karşılamak için yeterlidir. İyot çabuk kayba uğradığından iyotlu tuzlar ışık geçirmeyen kapalı kaplarda saklanmalıdır.

Sağlıklı yaşam kurallarından biri de günlük sodyum ihtiyacını karşılayacak şekilde tuz tüketmektir. Günlük sodyum ihtiyacı 2400 miligramdır. Bu miktar günlük 5 gram civarında tuzla karşılanabilir.

Ev dışında yemek yeniliyorsa az tuzlu yiyecekler tercih edilmelidir.

İshal durumunda suyun yanı sıra tuz da kaybedildiğinden, su ile birlikte bir miktar tuz da alınmalıdır.

Bedensel çalışma sırasında, aşırı sıcak havalarda ya da fazla egzersiz yapıldığında terleme ile sodyum kaybı olduğundan, su ile birlikte tuz tüketimi de bir miktar artırılmalıdır.

Tuz tüketimini azaltmak için öneriler:

Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış besinler satın alınmalıdır.

Yemekler pişirilirken kullanılan tuz miktarı azaltılmalıdır.

Yemeğin ve salatanın tadına bakmadan tuz ilavesi yapmaktan kaçınılmalıdır. Yemeklerin lezzetini arttırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir.

Turşu, konserveler, ketçap ve hazır sosların tuz içeriği çok fazladır. Bu besinler fazla tüketilmemelidir.

Sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.

Daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmelidir.

Bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmelidir.

Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan ve tuzun ana maddesi olan sodyum, vücutta sıvı dengesinin sağlanması ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynayan önemli bir mineraldir. Ancak fazla tuz tüketimi bazı hastalıklar için büyük risk faktörü oluşturur.

Tuzun Vücuda Verdiği Zararlar



Yüksek tansiyona ve buna bağlı olarak kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Yüksek tansiyon (Hipertansiyon) oluşumunda, tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir.

Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın artması durumudur. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp, beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Kuşkusuz hipertansiyonu tetikleyen tuzun yüksek oranda tüketiminin bu anlamda ölümlere neden olduğu oldukça açıktır. Nitekim yüksek tansiyonun sebep olduğu ölümler, sadece İngiltere’de yılda 170 bin kişi kadardır.
Kemikler üzerindeki olumsuz etkisi: Aşırı tuz tüketimi, idrarda kalsiyum atılımını artırır. Bu ise kemiklerde kalsiyum kaybına neden olur. Kalsiyum kaybının artışı ise kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır.
Diyet yapan kişilerin tuz tüketimine dikkat etmesi gereklidir.Çünkü fazla tuz, vücutta su tutulmasına yol açar ve bu durum kişide şişkinlik hissine neden olabilir. Ayrıca tuzun iştah açıcı bir özelliği olduğundan, özellikle diyet döneminde yüksek miktarda tüketilmemelidir.
Hamilelerde sağlık sorunları yaratabilir.
Fazla tuz tüketiminin bazı hamilelerde vücutta su toplanması yani ödemle birlikte yüksek tansiyona neden olduğu saptanmıştır. Hafif vakalarda bebek ya etkilenmez veya hafif düzeyde gelişme duraklaması gösterir. Fakat gelişmedeki duraklama 8 aydan sonra daha belirgin hale gelir. Hafif vakalarda genelde vaktinde doğum gerçekleşir. Ağır vakalarda ise 6 aydan sonra gelişme yavaşlar ve bebeğin sağlığı bozulduğundan erken doğum olur.

Tuzu Azaltmak İçin Neler Yapılmalıdır?



Hekimlerin büyük çoğunluğu, yemeğin tuzsuz yapılıp, sofrada tuz eklemenin daha az tuz almaya yardım edeceği kanısındadır. Özellikle sıcak yenen tahıllarda (pilav, makarna...) bu çok işe yarayabilir.
Yemeklerin daha az tuzla yapılması ve sofrada yemeklere tuz eklemekten kaçınılması da ikinci bir yöntem olarak tavsiye edilmektedir.
Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, sodyumu (tuzu) azaltılmış veya tuzsuz ürünler tercih edilmelidir.
Tuzluğun deliğinin küçük olması da yardımcı olabilir.
Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle, baharatlar, limon, sirke, yoğurt kullanılabilir.
Tuzlanarak hazırlanan salam, jambon gibi besinler, konserveler, hazır çorbalar, hazır karışımlar, salamuralar (turşu, zeytin vb), hardal, ketçap, konserveler ve hazır sosların tuz içeriği çok fazladır. Bu besinlerden olabildiğince uzak durulmalıdır.
Bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmelidir.
Sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.
Et olarak konserve ve tütsülenmiş (füme) ürün tüketiminden kaçınılmalıdır.
Daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmelidir.

Ne Kadar Tuz Almalıyız?



Sağlıklı yaşam kurallarından biri de günlük sodyum ihtiyacını karşılayacak şekilde tuz tüketmektir. Günlük sodyum ihtiyacı 2400 miligramdır. Bu miktar günlük 5 gram civarında tuzla karşılanabilir. Besinlerin içinde bulunan doğal tuz (sodyum) bireylerin günlük ihtiyacını karşılar.
Sofra tuzları iyotla zenginleştirilmiştir. Çok az miktarda (1/4 çay kaşığı) iyotlu tuz, günlük iyot gereksinimini karşılamak için yeterlidir. İyot çabuk kayba uğradığından iyotlu tuzlar ışık geçirmeyen kapalı kaplarda saklanmalıdır


Yapılan bilimsel çalışmalara göre, doğumdan itibaren iyot yetersizliği zeka düzeyinde 13.5 puanlık düşmeye sebebiyet verebiliyor. Çocukluk ve gençlikte ise guatr, kısa boyluluk, zihnin yetersiz çalışması, öğrenme yetersizliği, algılama ve öğrenmede yetersizlik gibi sonuçlar doğuruyor. Yetişkinlerde ise guatr, verim düşüklüğü, tiroid, kanser riskinin artması gibi sonuçlar kaçınılmaz hale geliyor.

İyot, beyin ve sinir sisteminin normal büyüme ve gelişmesi, vücut ısısı ve enerjisinin devamı için gerekli olan tiroid hormonlarının önemli bir bileşeni. sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapora göre iyot eksikliği anne karnında ve bebeklikte; düşük, ölü doğum, bebek ölümü, sağırlık, dilsizlik, cücelik, zeka geriliği ve doğum anomalilerine yol açabiliyor. Bu sebeple yaşamın sağlıklı ritmi için dengeli tuz tüketimi, özellikle iyotlu tuz tüketimi hayati önem taşıyor.

İyotlu tuz kullanımı konusunda bilinçlenme gerekiyor.
Dünyada 1,6 milyon insan iyot yetersizliği hastalıkları açısından risk altında. 750 milyon kişide guatr var, 43 milyon kişi önlenebilir beyin özrü ile yaşıyor. Bunun engellenmesine yönelik olarak bireylerin günlük iyot ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunların çözümü için tuzun iyotla zenginleştirilmesi yoluna gidiliyor. Kullanılan sofra tuzuna bir miktar iyot katılması ve bu yolla vücudun ihtiyacı olan iyotun alınmasıyla ülkemiz çocuklarını tehdit eden iyot yetersizliğine bağlı hastalıklar, yetersiz gelişme gibi sorunların önlenmesi amaçlanıyor.
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü 1994 yılında ülke düzeyinde İyot Yetersizliği Hastalıkları Ve Tuzun İyotlanması Programı başlattı. Tuzun iyotlanması Türkiye’de 1998 yılından bu yana yasal zorunluluk haline geldi. Açık olan bir gerçek var ki; sağlıklı bir neslin gelişmesi açısından iyotlu tuz kullanımının önemi ve dengeli tüketim konusunda bilinçlenme gerekiyor.

Bebeklere tuzlu ürünler yedirilmemeli
Yapılan araştırmalar, Türkiye’de bebeklerin yüzde 60’ının 1 yaşından önce evde yetişkinler için yapılan salçalı, tuzlu ve baharatlı yemekleri yediğini gösteriyor. Oysa bebeklere 1 yaşına gelinceye dek tuzlu hiçbir besini tattırmamak gerekiyor. Çünkü bebeklik dönemi aşırı sodyum, dolayısıyla tuz tüketimine bağlı ileri yaşlarda oluşacak tansiyon hastalığı yönünden hassas ve belirleyici bir dönem.
Bu sebeple tuzun dengeli kullanımı konusunda tüketicilerini bilinçlendirmeyi kendilerine görev bilen ESTUZ, 1 yaşına gelene kadar bebeklere tuzlu yiyecekler verilmemesi konusunda uyarıyor.


Sağlıklı bir gelecek için dengeli iyot tüketimi şart

Toplum olarak gerektiğinden çok fazla tuz tüketmekteyiz. 2008 yılında yapılan Türk Toplumunda Tuz Tüketimi ve Kan Basıncı Çalışmasına (SALTurk)göre ülkemizde tuz tüketimi çok fazladır (ortalama 18 gram/gün) 2012’ de tekrarlanan “Türk Toplumunda Tuz Tüketimi Çalışması”na göre tuz tüketimimizin biraz azalmakla beraber halen sağlığımızı olumsuz etkileyebilecek düzeyde olduğu saptanmıştır (15 gr/gün).

Peki, bu kadar tuzu biz nasıl tüketiyoruz? Sadece yemek yerken tabağımıza eklediğimiz tuz, tükettiğimiz tuz değildir. Günlük olarak alınan tuzun ;%15’i Sofrada ya da Pişirme sırasında eklenen tuzdur. %5’i Besinlerde doğal olarak bulunan tuz iken %80’i hazır işlenmiş besinlerden gelen tuzdur. Örneğin kabartma tozu ve yemek sodası sodyumun en iyi kaynaklarıdır. Salamura besinler de (zeytin, turşu, peynir gibi) sodyum alımına önemli oranda katkıda bulunur. İşlem görmüş besinler sadece tat verici olarak NaCl tuzunu kullanmaz bunun yanında başka tuzlar da kullanırlar. Bu tuzların yan etkileri daha da fazladır örneğin tat verici olarak kişide bağımlılık yapan monosodyum glutamat (MSG) kullanılır. Halk dilinde bu maddeye çin tuzu da denilmektedir. Bu madde özellikle hazır çorbalarda, et suyu tabletlerde, tüm fast food ürünlerinde ve özellikle patates cipslerinin hepsinde bulunmaktadır. Artık zararı çok konuşulduğu için MSG içermez sloganları duyuyoruz ama içeriğine dikkat edildiğinde ürünlerin etiketlerin GLUTAMIC ASIT KISACA GLUTAMIN VEYA GLUTAMAT olarak da yazılmaktadır. Hazır besinlerin, tuz ve/veya sodyumlu bileşikleri içerip içermediğini (soda, mono sodyum glutamat, kabartma tozu, sodyum nitrat gibi) etiket üzerinde bulunan içindekiler listesinden belirleyebilirsiniz. Bu maddenörotoksindir. Sinir hücrelerine zarar verirler. Merkezi sinir sistemi tahribatıyla birçok hastalığa zemin oluştururlar. Bunlardan bazıları Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları ve Sara (epilepsi). Doyma mekanizmasında bozukluk oluşturarak, obeziteye de yol açmaktadır.

Türkiye’de ekmek tüketimi de tuz tüketimini artırmaktadır. Türkiye’de kişi başına 400 gram ekmek tüketilmektedir, 100 gram ekmekte tuz yoğunlaşması 1.82 gramdır. Tahmini bir kişinin ekmekten aldığı tuz miktarı günlük 7.28 gramdır.

Ülkemizde İlk 10 Ölüm Nedeni İçinde; Kalp Hastalıkları birinci sıradadır. Yüksek tansiyon Kalp Hastalıkları 6. sırada iken, temel hastalık gruplarına göre ölüm nedeni içinde; İlk iki sırada kronik hastalıklar bulunmaktadır. %48’lik oran ile kardiyovasküler hastalıklar ilk sırada yer almaktadır. Bu hastalıklardan korunmak o kadar da zor değildir aslında tuz tüketimimizi azaltarak bakın nasıl etkiler oluşturabiliriz. Örneğin günde 1 gram daha az tuz tüketirsek kalp krizi riskini yüzde 3, felç riskini yüzde 5 oranında azaltırız. Eğer 6 gram daha az tuz tüketilirsek felç riski yüzde 24, kalp krizi riskiniz yüzde 18 ve 9 gram tuz azalttığımızda felç riskimizi yüzde 34 ve kalp krizi riskimizi yüzde 25 azaltıyoruz. Toplumumuzda tuz tüketimi arttıkça hipertansiyon, böbrek hastalıkları, inme, kemik erimesi, kalp hastalıkları, bazı kanser türlerinin görülme sıklığı artmaktadır.

Sağlığımız için günde en fazla 5 gr (yaklaşık 1 çay kaşığı) tuz tüketimimiz olmalıdır. Kalp hastalıkları için bu oran 2 gramı geçmemelidir. Ve unutmayın tuzlu besinleri tercih etmek sonradan kazanılan bir özelliktir.

Kardiyoloji / Yemeğin Tadına Bakmadan Tuz Atmak Kalp Hastalıklarına Vize Veriyor

Az tuzlu yemekler size tatsız geliyorsa, hazır soslar tam size göre ise, akşamları tv karşısında cips, çekirdek ne bulduysanız tüketiyorsanız, herhangi bir rahatsızlığınız olmasa bile, bu durum çok kısa bir zaman içinde kalp hastalıklarının kapınızı çalabileceği anlamına gelir. Aşırı tuz tüketimi başta kalp rahatsızlıkları olmak üzere pek çok ciddi hastalığa zemin hazırlıyor.Memorial Hizmet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzmanları, kalp sağlığı için tuz tüketiminin sınırlandırması gerektiğini belirtti ve konu ile ilgili önerilerde bulundu.



Tuz kan basıncını yükselterek birçok hastalığı tetikliyor

Tuz, vücut fonksiyonları için mutlak gerekli olmasına rağmen fazlasının zararlı olduğu bilinmektedir. Yüksek kan basıncının ise ilerleyen zaman içerisinde kalbi büyüterek, kalp krizi, kalp yetmezliği ve felç riskini artırdığı, böbrek fonksiyonlarını bozduğu ve görme kayıplarına neden olduğu bildirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; felçlerin % 62`sinden ve koroner kalp hastalıklarının % 49`undan yüksek kan basıncı sorumludur. Yüksek kan basıncı, insanlardaki en fazla ölüm nedenlerinden birisi olup, yüzyılın salgını olarak kabul edilmektedir.




Aşırı tuz tüketen sağlıklı kişiler bile hasta olabilir


Fazla tuz, kan basıncı normal olanlarda da kalp damar sağlığına zararlı olabilir. Felç riskinde ve kalp büyümesinde artışa, böbrek hastalığında kötüleşmeye, ölüm riskinde artışa neden olmaktadır. Ayrıca böbrek taşı ve osteoporoz riskini artırdığına, obeziteye yol açtığına, mide kanserine neden olduğuna ve astım atağının şiddetini artırdığına dair de giderek artan kanıtlar mevcuttur.



Dünyanın en çok tuz tüketen ülkesi Türkiye


Pek çok ülkede günlük tuz tüketimi günde 9-12 gram iken, ülkemizde tuz tüketimi günde ortalama 18 gramdır. Erişkin nüfusun yaklaşık her üçte birinde hipertansiyon mevcut olduğunu düşünürsek bu tüketim miktarı çok yüksektir. Kan basıncı düzeyi ortalamamız da Japonya, Çin, İngiltere ve ABD den daha yüksek olarak saptanmıştır. Bu da acilen toplum genelinde tuz kısıtlamamız gereğini ortaya koymaktadır. Ülkemizden örnek vermek gerekirse; francala bir ekmeğimizde bulunan ortalama tuz miktarı yaklaşık 14-16 gramı bulmaktadır. Bu bize günde bir ekmek tüketimi ile ihtiyacımızın neredeyse iki katı tuz tükettiğimizi açıkça ifade etmektedir.



Tuzu az tüketmek hipertansiyon, mide kanseri ve böbrek hastalığı riskini düşürüyor


Diyette tuzun azaltılması sadece kan basıncını düşürmez, aynı zamanda yeni oluşabilecek koroner kalp hastalığı, miyokard enfarktüsü ve felç riskini sırası ile % 16 ve % 25 oranlarında azaltmaktadır. Ayrıca tuzun az tüketilmesi ile hipertansiyon, mide kanseri, böbrek hastalığı riski azalır, kemikler korunur. Çünkü vücudumuzun işleyişi bakımından önem arz eden tuz yani sodyum azaltılırken; buna karşılık vücudun metabolik dengeyi sağlamak adına kaybettiği yani vücuttan uzaklaştırdığı potasyum ve kalsiyum dengeli bir şekilde vücudumuzda kalır. Bu da bize kemiklerimizin korunmasında, böbreklerimizin korunmasında ve kalp ritmimizin düzgün bir şekilde korunmasında çok büyük faydalar sağlar.



Aşırı tuzlu olan hazır gıdalardan kaçının


Diyette tuzu kısıtlarken, tüm kaynaklardan gelen tuzun azaltılması gerekir. Özellikle gıdaların işlenmesi sırasında kullanılan tuzun azaltılması esastır. Çünkü endüstrileşmiş ülkelerde tüketilen tuzun % 75-80`i işlem görmüş, ambalajlı, hazır olarak satılan gıdalardan alınıyor. Pişirirken veya yerken ilave edilen tuz sadece % 10`luk bir arana denk geliyor. Kalan tuz gıdalarda doğal olarak bulunur. Asya ve Afrika ülkesinde ise tuzun asıl kaynağı, pişirme sırasında ilave edilen veya soslar ve baharatlarda bulunan tuzdur.



Günde bir çimdik tuz yeterli


Dünya Sağlık Örgütü, kronik hastalıkları önlemek için erişkinlerin günde 5 gramdan az tuz (2 gram sodyum /gün) kullanmalarını önermektedir. Ülkemizde gıda ile başlıca tuz alım kaynakları beyaz peynir, turşu, zeytin, erişte, ayçiçeği çekirdeği, salça ve yemeğin tadına bakmadan tuz atmaktır. Kabaca bir çimdik tuz (Yaklaşık olarak 2.5-3 gr`a denk gelmektedir) bizim günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.



Tuzlukları sofradan kaldırın


Tuzu birdenbire kesmenin çok zor olduğu malumdur. Yavaş yavaş azaltılırsa birkaç hafta içinde tat alma duyumuz bu duruma alışır. Bu nedenle de önemli olan ve hekim tarafından tavsiye edilen de sofra tuzu kullanımının azaltılmasıdır. Çünkü yukarıda sayılan durumlar nedeni ile ek olarak tuz kullanmak sağlık açısından tehdit oluşturmaktadır. Bırakalım yemek ve yemek içeriği kendi tuzu ile pişsin, biz ise bu duruma ek tuz kullanmayarak sağlığımızı koruyalım. Çünkü tuzun tamamen kesilmesi de sağlık açısından zararlıdır. Bu durumda vücudumuzda kandaki tuz oranımız (Sodyum) azalacak ve bu durumda da şuur değişikliklerinden ölümcül ritim bozuklukları ve klinik durumlar gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenle yemeğinizi pişirirken fazla tuz eklemeyin. Sofradaki tuzlukları ortadan kaldıralım. Eğer illaki tuz tadı alınmak isteniyorsa, o zaman potasyumdan zenginleştirilmiş ve sodyumu azaltılmış tuz, bu işi görebilir.




Tuzun zararlı etkilerinden korunmak için altın öneriler:
Restoranda yemeğinizin tuzsuz hazırlanmasını isteyin. Kahvenizi sade isteyebildiğiniz gibi yemeğinizi de tuzsuz isteyin.
Masadan tuzluğu kaldırın. Farklı tatlandırıcılar (nane, maydanoz, dereotu, çeşitli baharatlar, kırmızı toz biber, limon, sirke) kullanın.
Hazır gıdaların (Sucuk, pastırma, salam vb) tuz içeriğinin normal ete göre yüksek olduğunu unutmayın.
Ketçap, mayonez, hardal, soya sosu gibi hazır sos ve bazı baharatların tuzlu olduğu bilin. Hazır sos almak yerine kendi sosunu kendiniz yapın.
Market alışverişlerinizde alacağınız ürünün içeriğine bakmayı alışkanlık haline getirin. Çünkü tuz tadı almadığınız pek çok gıda aslında tuz deposu olabilir. Markette, rafta bulunan yiyeceğin üzerinde bulunan sodyum miktarına göre; tuzsuz (Sodyum içeriği < 5 gr), orta oranda tuz (Sodyum içeriği 145-150 gr) ve yüksek oranda tuzlu (Sodyum içeriği < 150 gr) ibarelerine dikkat edelim.
Etiketteki değerin tuz veya sodyum olup olmadığına dikkat edin. Verilen sodyum değeri ise; bunu 2.5 ile çarparak tuz değerini bulabilirsiniz.
Aynı üründe farklı markaların tuz içerikleri birbirinden çok farklı olabiliyor. Hepsini kontrol edip, aynı gıdanın az tuzlu olanını tercih edin.
Sebze ve meyvelerin tuz içeriği düşük olduğundan özellikle tercih edelim. Bilimsel olarak da ispatlandığı gibi; işlenmemiş sebze ve meyvenin tuz içeriği işlenmiş olanlara göre daha düşüktür.
Atıştırma için cips ve kuruyemiş yerine meyve yiyin.

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b