Ne nedir :

arkadasfan

arkadasfan Yazdı...



Deprem Nedir ? Deprem Hakkında

11 Haziran 2014 Bu içerik 1.971 kez okundu.

GİRİS:

Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.

Deprem Bölgeleri Haritası'na göre, yurdumuzun %92'sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95'inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlarımızın %93'ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir.

Son 58 yıl içerisinde depremlerden, 58.202 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denilebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.

DEPREM NEDİR ?

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına "DEPREM" denir.

Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına "SİSMOLOJİ" denir.



DEPREMİN OLUŞ NEDENLERİ VE TÜRLERİ:

Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto'nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

Taşküre'nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok "Levha"lara bölünmektedir. Üst Manto'da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto'ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir.

İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.

Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan "Levha"ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve "Elastik Geri Sekme Kuramı" adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.

Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara "Doğrultu Atımlı Fay"denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.

Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da "Egim Atımlı Fay"denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.
DEPREM TÜRLERİ :

Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

Bir başka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da Tsunami'den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüstür.

DEPREM PARAMETRELERİ :

Herhangibir deprem oluştuğunda, bu depremim tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için "DEPREM PARAMETRELERİ" olarak tanımlanan bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması yapılacaktır.

ODAK NOKTASI (HİPOSANTR)

Odak noktası yerin içinde depremin enerjisinin ortaya çıktığı noktadır.Bu noktaya odak noktası veya iç merkez de denir.Gerçekte , enerjinin ortaya çıktığı bir nokta olmayıp bir alandır , fakat pratik uygulamalarda nokta olarak kabul edilmektedir.


Odak noktası, dış merkez ve sismik deprem dalgalarının yayılışı

DIŞ MERKEZ (EPİSANTR)

Odak noktasına en yakın olan yer üzerindeki noktadır.Burası aynı zamanda depremin en çok hasar yaptığı veya en kuvvetli larak hissedildiği noktadır.Aslında bu , bir noktadan çok bir alandır.Depremin dış merkez alanı depremin şiddetine bağlı olarak çeşitli büyüklüklerde olabilir. Bazen büyük bir depremin odak noktasının boyutları yüzlerce kilometreyle de belirlenebilir.Bu nedenle "Episantr Bölgesi" ya da "Episantr Alanı" olarak tanımlama yapılması gerçeğe daha yakın bir tanımlama olacaktır.

ODAK DERİNLİĞİ :

Depremde enerjinin açığa çıktığı noktanınyeryüzünden en kısa uzaklığı, depremin odak derinliği olarak adlandırılır. Depremler odak derinliklerine göre sınıflandırılabilir.Bu sınıflandırma tektonik depremler için geçerlidir.Yerin 0-60 km.derinliğinde olan depremler sığ deprem olarak nitelenir.Yerin 70-300 km.derinliklerinde olan depremler orta derinlikte olan depremlerdir.Derin depremler ise yerin 300 km.den fazla derinliğinde olan depremlerdir.Türkiye'de olan depremler genellikle sığ depremlerdir ve derinlikleri 0-60 km.arasındadır.Orta ve derin depremler daha çok bir levhanın bir diğer levhanın altına girdiği bölgelerde olur.Derin depremler çok genis alanlarda hissedilir , buna karşılık yaptıkları hasar azdır.Sığ depremler ise dar bir alanda hissedilirken bu alan içinde çok büyük hasar yapabilirler.

EŞŞİDDET (İZOSEİT) EĞRİLERİ :

Aynı şiddetle sarsılan noktaları birbirine bağlayan noktalara denir. Bunun tamamlanmasıyla eşşıddet haritası ortaya çıkar. Genelde kabul edilmiş duruma göre, eğrilerin oluşturduğu yani iki eğri arasında kalan alan, depremlerden etkilenme yönüyle, şiddet bakımından sınırlandırılmış olur. Bu nedenle depremin şiddeti eşşiddet eğrileri üzerine değil, alan içerisine yazılır.

ŞİDDET :

Herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır.

Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan "Şiddet Cetvelleri"ne göre değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle "Deprem Şiddet Cetvelleri" depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir.

Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangibir noktadaki şiddetini belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler Şiddet Cetveli'nde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet derecesi olarak değerlendirilir. Örneğin; depremin neden olduğu etkiler, şiddet cetvelinde VIII şiddet olarak tanımlanan bulguları içeriyorsa, o deprem VIII şiddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem Şiddet Cetvellerinde, şiddetler romen rakamıyla gösterilmektedir. Bugün kullanılan batlıca şiddet cetvelleri değiştirilmiş "Mercalli Cetveli (MM)" ve "Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)" şiddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII şiddet derecesini kapsamaktadır. Bu cetvellere göre,şiddeti V ve daha küçük olan depremler genellikle yapılarda hasar meydana getirmezler ve insanların depremi hissetme şekillerine göre değerlendirilirler.

VI-XII arasındaki şiddetler ise, depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir.

MAGNİTÜD :

Deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Enerjinin doğrudan doğruya ölçülmesi olanağı olmadığından, Amerika Birleşik Devletleri'nden Prof.C.Richter tarafından 1930 yıllarında bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel bir ölçüsü olan "Magnitüd" tanımlanmıştır. Prof .Richter, episantrdan 100 km. uzaklıkta ve sert zemine yerlestirilmis özel bir sismografla (2800 büyütmeli, özel periyodu 0.8 saniye ve %80 sönümü olan bir Wood-Anderson torsiyon Sismografı ile) kaydedilmiş zemin hareketinin mikron cinsinden (1 mikron 1/1000 mm) ölçülen maksimum genliğinin 10 tabanına göre logaritmasını bir depremin "magnitüdü" olarak tanımlamıştır. Bugüne dek olan depremler istatistik olarak incelendiğinde kaydedilen en büyük magnitüd değerinin 8.9 olduğu görülmektedir(31 Ocak 1906 Colombiya-Ekvator ve 2Mart 1933 Sanriku-Japonya depremleri).

Magnitüd, aletsel ve gözlemsel magnitüd değerleri olmak üzere iki gruba ayrılabilmektedir.

Aletsel magnitüd, yukarıda da belitildiği üzere, standart bir sismografla kaydedilen deprem hareketinin maksimum genlik ve periyod değeri ve alet kalibrasyon fonksiyonlarının kullanılması ile yapılan hesaplamalar sonucunda elde edilmektedir. Aletsel magnitüd değeri, gerek hacim dalgaları ve gerekse yüzey dalgalarından hesaplanılmaktadır.

Genel olarak, hacim dalgalarından hesaplanan magnitüdler (m), ile yüzey dalgalarından hesaplanan mağnitüdler de (M) ile gösterilmektedir. Her iki magnitüd değerini birbirine dönüştürecek bazı bağıntılar mevcuttur.

Gözlemsel magnitüd değeri ise, gözlemsel inceleme sonucu elde edilen episantr şiddetinden hesaplanmaktadır. Ancak, bu tür hesaplamalarda, magnitüd-şiddet bağıntısının incelenilen bölgeden bölgeye değiştiği de gözönünde tutulmalıdır.

Gözlemevleri tarafından bildirilen bu depremin magnitüdü depremin enerjisi hakkında fikir vermez. Çünkü deprem sığ veya derin odaklı olabilir. Magnitüdü aynı olan iki depremden sığ olanı daha çok hasar yaparken, derin olanı daha az hasar yapacağından arada bir fark olacaktır. Yine de Richter ölçeği (magnitüd) depremlerin özelliklerini saptamada çok önemli bir unsur olmaktadır.

Depremlerin şiddet ve magnitüdleri arasında birtakım ampirik bağıntılar çıkarılmıştır. Bu bağıntılardan şiddet ve magnitüd değerleri arasındaki dönüşümleri aşağıdaki gibi verilebilir.

Siddet

IV

V

VI

VII

VIII

IX

X

XI

XII

Richter Magnitüdü

4

4.5

5.1

5.6

6.2

6.6

7.3

7.8

8.4


DEPREMİN DİĞER ÖZELLİKLERİ :

Bazen büyük bir deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara "ÖNCÜ DEPREMLER" denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir. Bu küçük depremler "ARTÇI DEPREMLER" olarak isimlendirilir ve büyük depremin oluş anına göre bunların şiddetinde ve sayısında azalım görülür.

asında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.

Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :

Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.

Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.

Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.

Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.

Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.

Bunlardan;

a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,

b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,

c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.MSK Siddet Cetveli : I- Duyulmayan
(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.

II- Çok Hafif
(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.

III- Hafif
(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.

IV- Orta Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.

V- Şiddetli
(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.
(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.
(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.

VI- Çok Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.
(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.
(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.

VII- Hasar Yapıcı
(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.
(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.
(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.

VIII- Yıkıcı
(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.
(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.
(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.

IX- Çok Yıkıcı
(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.
(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.
(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.

X- Ağır Yıkıcı
(b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.
(c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.

XI - Çok Ağır Yıkıcı
(b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.
(c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.

XII- Yok Edici (Manzara Değişir)
(b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.
(c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.





Deprem, yerküredeki kırık ya da diğer bir değişle fay düzlemlerinin, biçim değiştirme enerjisinin birikmesi ve aniden boşalması ile meydana gelen ve bu hareketten kaynaklanan titreşimdir. Bu dalgalar yayılarak yakınındaki yeryüzü parçalarının sarsılmasına neden olur.

Levhaların hareketiyle oluşan depremler Tektonik depremler olarak adlandırılır. Dünyadaki depremlerin %90’ı bu tür depremlerdir. İkinci tür depremler de Volkanik depremler olarak adlandırılır ve aktif volkanların püskürmesi sırasında meydana gelir. Ülkemizde aktif volkan bulunmaması nedeniyle bu tür depremler yaşanmamaktadır. Bir üçüncü tür ise Çöküntü depremleri olarak adlandırılır ve yer altında bulunan mağara gibi boşlukların tavan bloklarının çökmesi sonucu oluşurlar. Tsunami ise derin deniz depremlerinin neden olduğu, kıyıları vuran büyük dalgalardır. Ülkemizi çevreleyen denizlerin konumu nedeniyle depremlerin ardından çok büyük dalgalar oluşmamaktadır.

Sismik dalgaların ikinci türü olan yüzey dalgaları, en yavaş ilerleyen sismik dalgalardır ve genelde cisim dalgalarından daha fazla hasara neden olurlar. Çünkü bu dalgalar daha fazla yer hareketi yaratır, daha yavaş hareket ettiği için de etkisi daha uzun sürer. Bu yüzey dalgalarının analizleri yapılarak makaslama dalgası adını verdiğimiz dalga hızlarının hesaplanması yapılabilmektedir. Bu parametre dinamik zemin parametreleri adını verdiğimiz diğer parametreler ile birlikte tüm zemin çalışmalarında hesaplanması gereken en önemli parametrelerdir. Bunların doğru ve sağlıklı bir şekilde hesaplanması direkt olarak üzerine inşa edilecek yapılara ait zeminlerin tanımlanması açısından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla tüm bu bilgileri sağlıklı bir şekilde hesaplamak deprem-hasar ilişkisi açısından da oldukça önemlidir ve binaların inşası için de büyük önem taşır.

Olası bir depremle oluşan sarsıntılar yaşam alanları açısından büyük risk taşır. Depremin büyüklüğüne göre verdiği zarar yüksek oranda can kaybına neden olabildiği gibi; binalara, yollara, büyük merkezi kullanım alanlarına, ulaşıma, sosyal hayata, ülkenin ekonomik durumuna da büyük bir darbe olarak karşımıza çıkar. Hayat büyük oranda felce uğrar ve yeniden eski yaşam şartlarına ulaşmak çok uzun zaman gerektirir.

Ülkemiz fay hatlarıyla örülü coğrafyası ile topraklarının %92’si deprem riski taşıyan ve nüfusunun %95’i bu topraklarda yaşayan bir konumdadır. Bu durum kalıcı, sürekliliği sağlanabilen ve etkili bir hazırlık başlatılması için yeterli bir gerekçedir. Deprem büyüklüğüyle orantılı olarak verdiği zarar değişkenlik gösteren bir doğal afettir.

Ancak günümüzde bu konu üzerine çalışan uzmanlar hızla gelişen teknoloji ile güçlü ve hızlı bilgisayar sistemlerini de kullanarak yerbilimlerinde de oldukça hızlı gelişmelere sebep olmaktadır. Buna paralel olarak jeofizik biliminin çok özel ilgi alanlarından olan yakın yüzey sismolojisi ve yer radarı konularında kullanılan uygulamalarda da oldukça önemli gelişmeler kaydedilmiştir ve yeni önlemlerle deprem gerçeği göz ardı edilmeden dayanıklı binalar inşa etmek için çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.

Deprem hakkında temel bilgiler


DEPREM

Yurdumuzda ilk sismojik laboratuvarı Kandilli Rasathanesi’nde kurulmuş ve uluslararası gelişmelere uyarak; bu gün modern sismoloji biliminin gerektirdiği aşamaya erişmiştir. Kandilli Rasathanesi’nde özellikle uzun peryotlu sismografların dış ısı ve gürültülerden etkilenmemesini sağlamak amacı ile planlanan laboratuvar inşaatı 1928 yılında tamamlanmıştır. 1926 yılında getirilen pandül ağırlığı 250 kg olan Vickert sismografları, 1928 yılında Ankara Belediyesi’nin hediyesi olan iki adet Mainka sismografı 1933 yılında bu mekanik sismograflara eklenen Galitzin sismografları yapılan binada servise sokuldu. 1948 yılında kısa peryotlu Coulonb Grenet düşey bileşen sismografı hizmete girdi.

Yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanardağların püskürmesi sırasında oluşan sarsıntı-yersarsıntısı, zelzele. Deprem olduğu yörelerde yer titreşimi yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşan sarsıntılara “Yerin Salınımı” adı verilmektedir. Deprem titreşimlerini, yer salınımlarından genel olarak; depremlerin doğal nedenlerinden oluşmaktadır.
Tarih boyunda derin izler bırakan depremler, en çok can kaybına yer açanlardır. Nitekim 526’da Akdeniz kıyılarını etkileyen bir depremde 120.000 ile 200.000 kişi, 1692 Sicilya depreminde 60.000, 1755 Lizbon depreminde 40.000 kişi ölmüştür.

Doğal güçlerin neden olduğu yer kabuğu titreşimlerine ve sarsıntılara “Deprem” denir. Bazıları güçlükle fark edilen, bazıları da bir kenti yok edecek güçlükte deprem şiddetlerine denir. Depremlerin bir diğeri volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki kayaçların hareket etmesidir. Ancak bu tür depremler hafif sarsıntılardır. Asıl büyük depremler yerkabuğundaki kırıklıkların oluşturduğu kırık kuşakları boyunca görülür. Büyük kütleler halinde yerkabuğu katmanlarının birbirinden farklı hareketleri kırık kuşağı boyunca büyük bir gerilim oluşturur.

Depremin yeryüzünde oluşturduğu sarsıntı ve yol açtığı yıkım, depremin şiddetine bağlıdır. Dış merkez yakınındaki yerlerde depremin şiddeti çok fazladır. Buralarda yapılar sarsılabilir. Sonu yıkım olan yapılarla birlikte toprakta çatlaklar oluşabilir. Depremin oluşturduğu zarar ve yıkımların büyük bir bölümünü yanan ve yıkılan yapılardan, bozulan su, havagazı ve elektrik hatalarından kaynaklanır. Deniz altındaki depremler genellikle tsunami denen büyük dalgalardan oluşur.

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan en büyük deprem felaketi 1939’da olan Erzincan depremidir.

DEPREMİN ŞİDDETİ

Depremin şiddetinin derecesi değişkendir. Kimisi yalnız çok duyarlı sismograflarla algılanabilirken, kimisi toprağın yayılmasına ve yerleşim bölgelerinde yıkıma yol açan kataklizmler doğurabilir. Bu konuda yanılmaları önlemek için değerlendirme tabanı seçilebilecek çeşitli öğeleri tanımak gerekir. Önce tabanın derinliklerini kabaca “merkez” adı verilen ve bir noktayla özleştirecek belirli bir bölgedeki başlangıç tedirliği gözönüne alınabilir. Bu tedirliğin şiddetinin, kendisinin doğuran bilincil olayın şiddetine eşit olduğu kabul edilebilir. Ne var ki bunun değerini saptamak güçtür. Daha sonra bu coğrafi bölge göz önünde bulundurulur. Çeşitli toprak sarsıntıları yapıların yıkılmasına ve daha kötüsü baraj çökmesi sonucu taşkınlar, yangınlar, can kaybı, mal kaybı vb.. olaylara neden olan deprem şiddetidir.

Toprakaltının yapısı ve dayanımı, yapıların tümü ortalama nüfus yoğunluğu, depremin ortaya çıktığı yerel saat ve halkın alışkanlıkları. Bütün bu nedenlerle, şiddetleri birbirine yakın depremler, çok farklı kayıplara yol açabilir.

DEPREMİ ÖLÇMEDE KULLANILAN ÖLÇEKLER

Şiddet ölçekleri: (Hasarın yapısına ve önemi için)
Genlik ölçekleri: (aygıtlarla yapılan, ölçme noktasında yapılan bağımsız ölçümler).

Bir depremin şiddetini belirlemek için sismik dalgalar aracılığıyla ortaya çıkan enerjinin ölçülmesidir. Henüz bilgisayarın olmadığı yıllarda bu enerjinin ölçülebilmesi uzun ve çoğu zaman olumsuz çabalardan oluşuyordu. 1935’te Amerika Birleşik Devlet’li deprem bilimci Charles F. Richter, deprem şiddetlerinin belirlenmesinde kendi adı ile anılan ölçeğin kullanılmasını önerdi. Bu öl çeğe merkez üssü sismograftan 100 km uzakta bulunan bir depremin şiddeti, yeryüzünün hareket genliğinin (Mikron birimi) logaritmasına eşittir.


Büyük depremlerin topraküstü ve toprakaltı etkileri çok büyük boyutlara ulaşır. Çoğu kez yüzeysel toprak kabartmaları ve çökmelere, kırılmalara yol açar. Bu kırıkların en ilgi çekicisi 1906 San Fransisco depreminde oluşan ve toprak yüzeyinde kolayca izlenebilen kırıktır. Bu kırık 470 m’lik büyük bir arazi üzerinden geçmiş. Bu tür olaylarda yüzey ve yer altı sularının akışı rejimleri büyük değimlere uğrar. Ayrıca kırıklar boyunca yarılan arazi parçaları çoğu kez yatay veya düzey kaymalarla karşılaşır. Eski Kırık çizgisi yer yer metrelerce saptalar gösterir.

SİSMİK DALGALAR

Bu dalgalar belli özel koşullarda, özellikle merkez yakınında yapı dönüşümlerine uğrasa bile ilke olarak mekanik dalgalardır.
Yüzey dalgalar yerkabuğunun oluşumu üzerinde çeşitli bilgiler verir. Ancak yerin derin katmanlarının oluşumu üzerindeki bilgilerden, derinlere yayılan ve rastlandıkça iç süreksizliklerde yansıyan yada kırılan hacim dalgalarından elde edilir. Aynı ortamda bu dalgaların izlediği yolun yüzeyden yukarı doğru iç bükeyliği derine indikçe hızlarının arttığı gösterilir. Dış çekirdekteki yol, iç çekirdekteki yolu gösterir. Belirli istasyonda belirli bir deprem için ancak bu yolları izleyen dalgaların kaydedileceği ve gölge bölgelerinin bulunabileceği varsayılır.

DEPREM BİLİM

Deprem bilim duyarlı biçimde inceleme yoluyla doğal depremlerin ve depremlerin başlama koşullarını daha iyi tanımaya çalışır. Böylece bir gün depremleri yer ve zaman olarak kestirmenin başarılacağı ümit edilir. Öte yandan deprembilim bu depremlerin incelemenin dışında, patlamalarla yerin yapısına ilişkin henüz sınırlı olan bilgilerin kapsamını genişletmeyi amaçlar.

DEPREM ARAŞTIRMA ENDÜSTRİSİ

Türkiye’nin depremlerle ilgili sorunlarını karşılamak için ve çözüm getirmek amacıyla Bayındırlık İskan Bakanlığına bağlı olarak Ankara’da kurulmuş araştırma kurumu (1979). Endüstünün görevleri; deprem tehlikesi ve şiddeti derecesine göre bölgeleri jeolojik ve zemin mekaniğin araştırmalarını yapmak, yerleşmeye uygun alanları saplamak ve depreme dayanıklı yapı tiplerini belirlemek. Yapılan çalışmalar endüstrinin “Deprem Araştırma Bülteni” dergisinde yayınlanmaktadır. Ayrıca “Türkiye Deprem Bölümleri ve Bölgeleri Haritası” hazırlanmıştır.

NOT: Sonuç olarak yurdumuzun % 92’si deprem bölgesidir. Nüfusumuzda 95’i tehlike altında yaşar. Türkiye’de yapılmış ve yapılacak 87 büyük barajın % 15’i 1. derece, % 26’sı 2. derece tehlikesizdir.

1- DEPREM NEDİR?
Deprem, yer kabuğunda fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken elastik deformasyon enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yerdeğiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Deprem sonrasında statik ve dinamik olmak üzere iki tür deformasyon meydana gelir. Statik deformasyon, deprem sonrasında fayda meydana gelen kalıcı deformasyondur ve fayın atım miktarı kadardır. Dinamik deformasyon ise, fayın kırılması sırasında ses dalgaları olarak ortamda yayılan elastik dalga hareketidir. (Örnek olarak depremin sesini duymak istiyorsanız, 1992 Landers depreminin Mammoth Lakes istasyonundaki kaydından elde edilen 'wav' dosyasınıhttp://www.seismo.unr.edu/ftp/pub/louie/class/100/seismic-waves.html adresini tıklayarak dinleyebilirsiniz). Statik deformasyona neden olan kuvvetin en fazla yüzde 10' u ortamda sismik dalgalara dönüşebilir. Deprem olayı, günümüzde 3 aşama ile gösterilen 'elastik serbestlenme kuramı' ile açıklanmaktadır (Şekil.1)
.
Buna göre,
A- gerilme birikiminin olmadığı sakin bir dönem,
B- levha tektoniğine bağlı olarak bölgede gerilimin yavaş yavaş birikmesi ve,
C- fayın kırılması ile gerilme boşalması aşamalarını temsil eder. Üçüncü aşamadan sonra tekrar başa dönülür ve bu çevrim devam eder. Elastik serbestlenme kuramını hareketli olarak görmek istiyorsanızhttp://www.crustal.ucsb.edu/ics/understanding/elastic/rebound.html adresini tıklayınız.
2- SİSMİK DALGALAR
Deprem sırasında açığa çıkan enerji, ses veya su dalgalarına benzeyen ve sismik dalgalar adı verilen dalgalar ile yayılır. Bu dalgalardan Cisim Dalgaları, P dalgaları (Primary) ve S dalgaları (Secondary) olarak ikiye ayrılır (Şekil.2).
P dalgaları, en hızlı yayılan bu yüzden deprem kayıt aletlerine (sismograf) ilk gelen dalgalardır. P dalgalarında, titreşim hareketi yayılma doğrultusu ile aynıdır. Daha yavaş yayılan S dalgaları, kayıt aletlerine ikinci olarak gelen ve titreşim hareketi yayılma doğrultusuna dik olan dalgalardır . S dalgaları sıvı içinde yayılamazlar. P dalgalarının hızı, içinden geçtiği ortamın özelliklerine bağlı olarak 1.5 ile 8 km/s arasında değişmektedir. S dalgalarının hızı ise daha düşükdür ve P dalga hızının yüzde 60 ile yüzde 70' i düzeyindedir. Yüzey Dalgaları ise Cisim Dalgaları'na göre daha yavaş yayılırlar ancak genlikleri daha büyüktür. Hızı daha fazla olan L (Love) ve genliği daha büyük olan R (Rayleigh) dalgaları olarak ikiye ayrılırlar (Şekil.3)
. Yapılarda yıkıma yol açan dalgalar S dalgaları ile yüzey dalgalarıdır.
3- SİSMOGRAF VE SİSMOGRAM
Depremlerin kayıt edilmesinde kullanılan cihazlara sismograf adı verilir. Sismograf, prensib olarak bir tür sarkaçdır (Şekil.4).
Günümüz teknolojisine bağlı olarak sismograflar da dijital kayıt yapabilecek şekilde üretilebilmektedir. Sismografların kaydettiği, zamana karşı sismik dalgaların değişimini gösteren kayıtlara da sismogram adı verilir (Şekil.5).
4- BİR DEPREMİN YERİ NASIL BULUNUR?
Bir depremin olduğu yeri bulmak için, sismik kayıtçılardan kurulu bir ağ kullanılır. Bunun için az üç kayıt istasyonundan elde edilmiş sismogramlardan yararlanmak gereklidir. Daha önce de belirtdiğimiz gibi sismogramlar, hangi tür sismik dalganın ne zaman kayıtcıya geldiğini gösteren deprem sinyali kayıtlarıdır. Yani P dalgasının ve S dalgasının istasyona ne kadar zaman farkı ile ulaştığını belirleyebiliriz. Elde edilen bu zaman farkını 8 km/s ile çarparak, depremin sismogramı okunan istasyona ne kadar uzaklıkta olduğunu belirleyebiliriz. Bu işlemi depremi çevreleyen en az üç istasyonda yaparak her bir istasyondan olan uzaklıklar hesaplanır. Harita üzerinde istayon yeri merkez alınarak, elde edilen uzaklıklar yarıçap olacak şekilde çizilen dairelerin kesişme yeri bulunur. Bu kesişme yeri yaklaşık deprem episantırıdır. Bunu İzmit Körfezi girişinde olan bir depremin 4 istasyondaki kaydını okuyarak elde etmeye çalışalım. Aşağıda sismogramlardan P ve S dalgalarının gelişleri arasındaki zaman farklarının elde edilişi görülmektedir.
Şimdi okunan S-P zaman farkları 8 km/s ile çarpılarak her bir istasyondan olan uzaklıkları elde edelim.
İller Bankası (ILB) istasyonu : 1.75 x 8 = 14 km
Terzili (TER) istasyonu : 6.50 x 8 = 52 km
Gebze (GBZ) istasyonu : 2.50 x 8 = 20 km
Bozburun (BOZ) istasyonu : 5.60 x 8 = 44.8 km
Bahçeşehir (HRC) istasyonu : 7.87 x 8 = 63 km
Şimdi elde edilen uzaklık değerleri yarıçap, harita üzerindeki istasyon yerleride merkez olmak üzere dairelerimizi çizelim. Dairelerin kesiştiği yer depremin yaklaşık episantırıdır.
5- CANLI SİSMOGRAM GÖRÜNTÜLERİ HAKKINDA
Deprem kayıt odamızdaki analog kayıt cihazından canlı olarak verilen kayıt, sadece düşey bileşen kaydıdır. Dolayısı ile tek bir istasyona ait depremin, sadece tek bir bileşeni ile depremin episantırı ve manyitüdüne ait kesin hesaplamalar yapılamaz.
Sismografın Teknik Özellikleri:
- Kağıt 24 saatliktir, iş günlerinde sabah saat 08:30 civarlarında bir önceki günün kağıdı çıkarılıp yerine yenisi takılır
- Her bir turu 15 dakikada tamamlar
- Kayıt sırasında her 1 dakikaya 2 saniyelik dakika işareti, her saat başına da 4 saniyelik saat başı işareti çizer
- Kayıt üzerinde 1 dakika (60 saniye) 60 milimetre uzunluktadır, yani kayıt üzerinde 0.5 saniye hatayla okuma yapmak mümkündür
- Düşey, doğu-batı ve kuzey-güney olmak üzere üç bileşeni de kaydeder. Ancak kamerada sadece düşey bileşen görülmektedir.
6- MAGNİTÜD VE ŞİDDET
Magnitüd, deprem istasyonlarında kaydedilen bir depremin gücü veya deprem sırasında açığa çıkan gerilme enerjisinin bir ölçüsüdür. İlk defa Charles Richter (1935) tarafından tanımlanan logaritmik bir değerdir. Yani, depremin magnitüdündeki 1 birimlik artış (örneğin magnitüdün 4.5'dan 5.5'e çıkması) istasyonlarda kaydedilen sismogramların genliğinin 10 kat, depremde açığa çıkan gerilme enerjisi miktarının ise 30 kat artmasına karşı gelir. Bir başka deyişle, 6.3 magnitüdündeki bir depremde açığa çıkan gerilme enerjisi, 4.3 magnitüdünde açığa çıkan gerilme enerjisinin 900 katıdır (30x30), yani 900 adet 4.3 magnitüdlü deprem olursa, açığa çıkan gerilme enerjisi toplamı sadece 1 adet 6.3 magnitüdlü bir depremde açığa çıkmaktadır. Çok özel koşullar dışında magnitüdü 2.5'den küçük depremler insanlar tarafından hissedilmezlar. Sismologlar tarafından, sismogramlar üzerindeki değişik dalga tiplerinin genlikleri veya kayıt sürelerinden yaralanarak farklı magnitüd ölçekleri oluşturulmuşdur. Bunlar;
ML : Lokal magnitüd (veya Richter magnitüdü).
Mb : Cisim dalgalarının genliklerinden yaralanılarak hesaplanır.
MS : Yüzey dalgalarının genliklerinden yararlanarak hesaplanır.
Md : Depremin süresi kullanılarak hesaplanır. Bu magnitüd değeri genellikle küçük (Md < 4.0) ve lokal depremler için kullanılır.
Mw : Sismologların son olarak geliştirdikleri ve kayıtçı aletlerin özelliklerinden bağımsız olarak sadece sismik momente bağlı bir magnitüd değeridir.
Richter magnitüd ölçeğine göre, depremin yeryüzündeki etkisi aşağıdaki şekilde sınıflandırılmışdır.

Richter Magnitüdü Depremin Etkisi
3.5'dan küçük Genellikle hissedilmezler, ancak kaydedilir.
3.5-5.4 Hissedilirler, ancak hasara neden olmazlar.
6.0'dan küçük İyi yapılmış binalarda çok az hasar verir. Ancak kötü yapılaşmış küçük alanlarda ciddi hasar yapabilirler.
6.1-6.9 Deprem episantırından yaklaşık 100 km. yarıçapındaki alanda kalan yerleşin yerleri için yıkıcı etkisi görülebilir.
7.0-7.9 Büyük deprem. Geniş bir alanda ciddi hasara sebeb olur.
8 ve daha büyük Çok büyük deprem. Yüzlerce kilometre uzaklarda bile büyük yıkıcı etkisini gösterir.Oluşan herhangi bir deprem için hesaplanan magnitüd değeri tekdir ve uzaklığa, zemin ve yapı özellikleri ile hissedilen sarsıntının büyüklüğü gibi faktörlere göre değişmez. Magnitüd değerleri hesaplanırken tek bir istasyona ait sismogramdan değil, bir deprem ağından elde edilen farklı istasyonlara ait sismogramlar kullanılır. Hesaplama yöntemine göre bir depreme ait magnitüd değerleri arasında 0.3 birimlik fark bulunabilir.
Şiddet, depremin yerkabuğundaki etkilerinin bir ölçüsüdür. Şiddet ölçeğinin esasını, depremin yapılar, doğa ve insanlar uzerindeki etkilerinin göz önüne alınarak hazırlanan cetveller oluşturur. Diğer bir deyişle, depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme gösterdiği tepkinin değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme, depremin odak derinliği, yerleşim yerlerine uzaklığı ve deprem etkisinde kalan alandaki yapıların davranışına bağlı olarak değişiklikler gösterebilmektedir. Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan 'Şiddet Cetvelleri'ne göre değerlendirilmektedir. Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangi bir noktadaki şiddetini belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler 'Şiddet Cetvel' inde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet derecesi olarak değerlendirilir. Şiddet cetvellerinde şiddet değerleri romen rakamları ile gösterilmektedir. Dünyada birbirinden farklı olarak hazırlanmış değişik 'şiddet cetvel' leri kullanılmaktadır. Ancak günümüzde daha çok Modifiye edilmiş Mercalli (MM) şiddet cetveli kullanılmaktadır. Bu şiddet cetvelinde XII şiddet derecesi tanımlanmışdır.
Modifiye edilmiş Mercalli Şiddet Cetveli
I.
Çok özel koşullar dışında hissedilmezler.
II.
Yalnızca binaların alt katlarında dinlenen insanlar hissedebilir. Çok hassas asılmış eşyalar hafif olarak sallanabilir.
III.
Bina içindeki insanlar tarafından, özellikle alt katlardaki insanlar hissedebilir. Bir çok kişi depremi tanımlayamaz. Daha çok motorlu araçlar tarafından oluşturulan vibrasyona, ya da yoldan geçen bir kamyonun oluşturduğu vibrasyona benzer. Süresi kestirilebilir.
IV.
Gündüz vakti ise bina içerisindeki herkes, bina dışında hareketsiz duranlar, gece ise uyanık olanlar hissedebilir. Tabaklar, pencereler, kapılar hafifce sallanır; duvarlardan kırılma sesleri gelir.
V.
Episantıra yakın olan herkes hisseder, uyuyanlar uyanır. İyi yerleştirilmemiş tabaklar raflardan düşebilir, bazı pencereler kırılır, evde iyi yerleşririlmeyen eşyalar devrilir. Sarkaçlı saatler durur.
VI.
Herkes hisseder, bazı insanlar korkar. Bazı ağır mobilyalar hareket eder, sıvalar dökülür. Hafif hasar oluşabilir.
VII.
Çok iyi yapılmış büyük yapılarda hasar önemsizdir. İyi projelendirilmemiş yapılarda zayıf-orta hasar oluşur. Zayıf ve projesiz yapılmış binalarda büyük hasar meydana gelir, bazı bacalar yıkılır.
VIII.
Özel olarak yapılmış binalarda hafif hasar meydana gelir. Büyük ve iyi inşaa edilmemiş yapılarda kısmi hasar, kötü yapılmış binalarda büyük hasar oluşur. Bina ve fabrika bacaları, kolonlar, anıtlar ve duvarlar devrilir.
IX.
Çok iyi yapılmış binalarda hasar oluşur, binalar eğilir. İyi yapılmış binalarda ciddi hasar meydana gelir. Binalar temellerinden oynar.
X.
Çok iyi inşaa edilmiş ahşap yapılar tamamen yıkılır. Duvarlar ve çerçeveler tamamen hasar görür. Demiryollarında bükülmeler meydana gelir.
XI.
Ayakta duvar kalmaz. Köprüler yıkılır. Demiryolları büyük hasar görür.
XII.
Hiçbir yapı ayakta kalmaz. Bölgenin görünüşü değişir. Eşyalar havaya fırlarlar.


Türkiyedeki Depremler Hakkında Bilgi, Türkiyedeki Deprem Kuşakları

Türkiye’de gerçekleşen depremlerin tamamına yakını yer kabuğu hareketleriyle ilgilidir. Türkiye, kuzeyde Avrasya, güneyde Arabistan levhası arasında yer almaktadır. Arabistan levhası, kuzeye doğru yaklaşmakta ve Anadolu Yarımadası’nı sıkıştırmaktadır. Bu iki levha arasında sıkışan Anadolu Yarımadası’nda gerilme ve sıkışmaya bağlı olarak yoğun bir enerji birikmektedir. Bu enerjinin fay hatlarında açığa çıkmasıyla depremler gerçekleşir.

Türkiye, bugünkü jeomorfolojik görünümünü Tersiyer’in başlarında almıştır. Buna göre Türkiye, genç bir arazi yapısına sahiptir. Bu özelliğiyle önemli bir deprem alanıdır.

Alp-Himalaya kıvrım kuşağı, yeryüzünde depremlerin en çok görüldüğü yerlerdendir. Türkiye, bu kuşakta bulunmaktadır. Ancak, Türkiye’nin her yeri aynı derecedeki deprem alanı değildir. Deprem olma olasılığı bazı yerlerde az iken bazı yerlerde fazladır. Türkiye, deprem yönünden beş bölgeye ayrılmaktadır. Bunlardan birinci ve ikinci derecede deprem bölgeleri, deprem bakımından tehlikeli alanlardır. Üç ve dördüncü derecede deprem alanlarında bulunan yerlerde daha az sayıda ve daha az şiddetli depremlerin olacağı tahmin edilmektedir. Bu kuşakta bulunan yerler, aynı zamanda birinci ve ikinci derecede deprem bölgelerinde gerçekleşen depremlerden de etkilenmektedir. Deprem bakımından beşinci bölge, deprem olma olasılığı en az olan alanları oluşturmaktadır. Bu bölge, Tuz Gölü’nün güneyinden başlar, Taşeli Platosu ‘nun bir kısmını da içine olarak Akdeniz’e ulaşır.

Türkiye arazisinin yaklaşık üçte ikisi birinci ve ikinci deprem kuşağında yer almaktadır. Deprem bakımından en az tehlikeli alanlar ise Türkiye yüz ölçümünün % 5′inden azıdır. Bu tür alanlar, aynı zamanda seyrek nüfuslu yerlerdir. Türkiye nüfusunun üçte ikisinden fazlası deprem bakımından tehlikeli alanlarda yaşamaktadır.

Türkiye’de şiddetli depremlerin görüldüğü yerler, üç kuşak hâlinde uzanır.

a. Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı

Bu kuşak, Kuzey Anadolu Fay hattının çevresini oluşturur. Kuzey Anadolu Fay hattı, Saros Körfe-zi’nden başlar, Kuzey Anadolu Dağlarının güneyini izleyerek Erzincan üzerinden İran sınırına uzanır. Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı ise bu fay hattının 50 km kuzeyi ve 50 km güneyini oluşturur; yaklaşık 100 km genişliğinde ve 1400 km uzunluğundadır.

Türkiye’deki en yıkıcı depremler Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı üzerinde meydana gelmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde; Adapazarı, Bolu, Erzurum ve Erzincan’da meydana gelen depremlerde, çok sayıda insan yaşamını yitirmiştir. 1939 Erzincan depreminde yapıların tamamına yakını yıkılmış, şehir yaşanamaz hâle gelmiştir. 1992′de yine Erzincan’da meydana gelen depremde çok sayıda insan yaşamını yitirmiş ve yapılar büyük ölçüde zarar görmüştür. 1999′da meydana gelen Marmara depremi, etki alanı bakımından dünyanın en büyük depremlerinden biridir. Bu depremde binlerce insan yaşamını yitirmiş, çok sayıda insan yaralanmış, çok sayıda ev ve iş yeri yıkılmış, bazı ev ve iş yerleri kullanılmaz duruma gelmiştir.

b. Batı Anadolu Deprem Kuşağı

Bu kuşak, Marmara Denizi’nin güneyi, Ege’de Gediz, Bakırçay, Büyük ve Küçük Menderes çöküntü ovaları ile Göller yöresine kadar uzanan alanı içine almaktadır.

Batı Anadolu Deprem Kuşağında yer alan Dinar’da 1 Ekim 1995′te meydana gelen depremde çok sayıda insan yaşamını yitirmiş, birçok ev ve iş yeri kullanılamaz duruma gelmiştir. 1970 Gediz depremi, Batı Anadolu Kuşağında meydana gelen diğer önemli bir depremdir. Bu depremde on bine yakın ev ve iş yeri yıkılmış, yaklaşık bin kişi yaşamını yitirmiştir.

c. Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı

Bu kuşak, dünyanın en büyük kırık hattı üzerinde yer almaktadır. Yaklaşık beş bin km uzunluğundaki bu kırık hattı; Doğu Afrika, Kızıldeniz ve Lut çukuru üzerinden, Hatay – Kahramanmaraş oluğunu izleyerek Güneydoğu Torosların kuzeyinden Doğu Anadolu’ya uzanır. Güneydoğu Anadolu deprem kuşağındaki en yıkıcı depremler, Doğu Anadolu’da bulunan Malatya, Elazığ, Bingöl, Karlıova ve Varto’da meydana gelmiştir. 1966 yılında meydana gelen Varto depreminde çok sayıda insan yaşamını yitirmiş, büyük maddi hasar oluşmuştur.



Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle
b